Mustafa AKSOY

1893 yılında Çan’ın Halilağa Köyü’nde doğan Mustafa AKSOY, Çanakkale Cephesi anılarını şöyle anlatmaktadır:

Seddülbahir’de bulundum. 9’uncu Fırka, 26’ncı Alay, 3’üncü Tabur’daydım. Fırka kumandanımızı hatırıma getiremiyorum. Bölük kumandanımız Yüzbaşı Ali İhsan Bey’di. Takım zabitlerimizden de Yusuf Efendi, Ayin Efendi vardı. Piyadeydim. Mevzilerdeydik Seddülbahir’de. Beşli mavzer tüfeğim vardı. Osmanlı mavzeri, 4-5 ay durduk mevzilerde.

Düşman asker çıkardı, bize doğru geliyor. Düşmanın askeri talim terbiye görmemiş. Sıçrama filan bilmiyorlar, öyle geliyorlar bize doğru. Bizde makineli tüfek var. Basıyoruz kurşunu, döşek gibi döşeniyorlar. Bizim arkadaşlar tutuveriyorlar makinalıyı, tarayıp duruyor makinalı. Düşen kalkıyor. Dediler ki, ‘Arap askeriymiş bunlar. İngiliz bilmeden getirmiş bunları’ diye konuşuluyor mevzide. Bilmiyoruz ki, onlarla muharebe yaptık, çarpıştık adam gibi.

Önce, düşmanın zırhlıları denizden üzerimize ateş yağdırdılar. Attılar, attılar. Baktılar bizim taraftan karşılık yok, zırhlıları biraz daha sokuldular karaya. Tekrar ateş yağdırdılar. Bizden bir kıpırtı yok. Daha da yaklaştı tekrar ateşe başladı. Bu defa bizim topçular da ateşe başladılar. Zırhlıların ateşi bizim topları susturdu. Geldi doğru bizim önümüze Seddülbahir’e asker çıkardı. Zırhlısı, vapuru geldi oraya oturdu. Ben, ‘Bu gavur geçemez emme, hadi hayırlısı…’ dedim kendi kendime. Mayınlar denizin altında gömülü. Dışardan görünmüyor ama dışarda, deniz kıyında adamları var ellerinde fitilleri. Gavurun zırhlıları geçerken fitili ateşleyecek. Kaç yerde var böyle adamlar. Bekleyip duruyorlar.

Gavurun zırhlıları yürüdüler boğaza doğru. Biraz daha ilerleyince bizim topların mesafesine, girdiler. Çimenliktekiler, Kirte’deki toplar ateş etmeye başladılar gavura. Çanakkale’deki koca toplar filan. Gavurun zırhlısının üzerine yukardan indiriverdiler. Biri de yaralandı. Hoop, devriliverdi gavurun zırhlısı. Biz de istihkamlardan görüyoruz bunları. Depinemedi gavurlar, geçemediler boğazı, geri döndüler, çekildiler geriye.

Orada yaralandım Seddülbahir’de. Hücuma kalkmıştık. Yüzbaşı Şerafettin Bey emir verdi. Bir konuşma yaptı önce mevzilerde. Besmele çekti baştan. Sonra ‘Ananız sizi bu günler için doğurdu. Hadi bakalım! Ben sizin önünüzden, siz benim arkamdan. Sakın geriye çekileyim demeyin, düşmandan korkup da. Öldüreceğiz düşmanı, denize dökeceğiz’ dedi.

Yüzbaşımız İstanbullu idi. ‘Süngü tak. Muharebe fişengiyle doldur, kapat.’ emrini söyledi. Birer de bomba var her birimizde. ‘Hadi bakalım oğlum, ateş!’ diye bağırdı. Gavur da askerini çıkarıyor deniz kıyısından. İki yere iskele etmiş. Boyuna askerlerini boşaltıyor… ‘Şiddetli ateş!’ diye bağırdı yüzbaşımız. Mevzilerdeyiz. At bakalım, at bakalım. Gavur bizi görmüyor. Biz gavuru görüyoruz mevzilerimizden. Biz hep ateş ediyoruz. Gavur Zığındere tarafından çevirmiş. Yüzbaşı: ‘Düşman bize ateş yapacak, geri çekilelim. Esir olacağız yoksa.’ dedi.

Ben o sırada mevzide vuruldum, bacaklarım tutmuyor. Kurşun delmiş iki ayağımı da dizlerimin bir karış altından. Sol kulağımın dibinden de bir kurşun geçti. Kafama bir de parça denk geldi. Şarapnel gibi bir şey. Ufak ama yardı attı.

Birçok arkadaşlar şehit oldular gözlerimin önünde. Yaralananlar oldular. İsimlerini pek hatırlayamıyorum. Aklımda kalmadı ki. Vurulanlardan Kayserili Ahmet Çavuş vardı. Bir de Balıkesirli Nebi Çavuş.

Yaralandık, geri çekiliyoruz. Anaca-babaca günü. Kanlı Dere’nin içine indik. Katırları, atları da derenin içine indirmişler. Onlar da titreşip duruyorlar. Sıhhiye filan yok. Bacaklarım da soğudu kaldı. Yavaş yavaş hayvanların bacaklarının aralarından yukarı doğru Kirte’ye çıktık. Kirte’de kaldım, gidemedim. Takviyeye gelen birliklerden birinin zabiti geldi yanıma, eliyle işaret etti.

-Otur, otur dedi.

Sıhhiye yok. Bir şey yok. Götürecek insan da yok beni, bayırın başı. Baktı bana zabit.

-Ne oldu? Dedi.

-Yaralıyım efendim, dedim.

Atından indi, yanıma geldi, çöktü. Bana düşmanın nerelerde olduğunu sordu. Ben de gördüklerimi, düşmanın nerelerde olduğunu olduğu gibi söyledim. O zabit geriden kendisine yetişen askerlerine silah çattırdı. İki askere emir verdi:

-Bunu Maydos’a (Eceabat) götüreceksiniz. Hastaneye teslim edeceksiniz. Bir de teslim kâğıdı alıp getireceksiniz bana, dedi. ‘Oh… Hele Yarabbi şükür’ dedim.

Aldı o iki asker beni Maydos’a hastaneye yatırdılar. Maydos’ta hastanede de pek tutmadılar. Karabiga’ya gönderdiler. Karabiga’da da at arabasına bindirdiler. Biga’ya hastaneye yatırdılar. 29 gün Biga’da hastanede yattım. Hastaneden çıktım. Tekrar cepheye gönderdiler beni. Bizim tabu yerinden oynamış. Bulamadık taburu. Taburumuz Arıburnu civarında Semertepe’ye geçmiş oralardaymış. Maydos’ta bize silah, cephane verdiler. Haydi bakalım tekrar cepheye, birliğimize Semertepe’ye, 26’ncı Alay’a. Ben 26’ncı Alay’ın 4’üncü Bölüğü’ndeyim. 3’üncü Takım 3’üncü Manga’dayım.

Beni ve benim gibi diğer hastanelerden gelen arkadaşları muayene ettiler. Askerlik yapamaz dediler. Karadeniz boğazında, İstanbul’dan altı saat ilerde, Ağaçlı denen yerdeki maden ocaklarına gönderdiler. Üç ocak vardı. Orada asker olarak madende çalıştırdılar. Madende kömür çıkarıyorduk. İstanbul’a gidiyordu kömürler. 2,5 sene kaldım madende. 7,5 senede geldim köyüme. Madalyam yok. İki senedir maaş alıyorum. Askerden gelince evlendim. Bayramiç’in Dongurlu Köyü’nden. Adı Tayyire idi. Altı sene önce öldü. Bir kız, iki erkek çocuğum var. Oğlumun yanında kalıyorum burada köyde.

Gece talim yapardık. Gündüz düşmana ateş ederdik. Gündüz pek talim yapamazdık. Düşmanın tayyaresi tepemizde gezerdi. Gördüğü zaman ateş yağdırırdı gavur üstümüze.

Büyük kumandanlardan göremedim. Bizim gibiler nerde görecek onları? [1]


[1]Cahit Önder, 7 Cephenin Gazileri Anlatıyor, Nesa Ofset Matbaacılık, İzmir, 2005, s.76-78

Ayrıca Kontrol Et

Muaveneti Milliye Goliath’ı Nasıl Batırdı?

Hazırlayan: Göktuğ KÜÇÜKÇOBAN Çanakkale taarruzunda İngilizler pek muazzam filolar kullanmışlardır. Bilhassa ilk zamanlarda, karşılarında bir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir