Anasayfa / Çanakkale Muharebeleri / Şerif Ali ARSLAN

Şerif Ali ARSLAN

1893 yılında Çan’ın Mallı Köyü’nde doğan Şerif Ali ARSLAN, Balkan Harbi, Çanakkale Cephesi, Romanya Cephesi ve Kuvayı Milliye’ye katılmıştır. Bulgar sınırında 3 ay bulunduktan sonra teskere alıp köye dönen Şerif Ali ARSLAN, Çanakkale Cephesi’ni şöyle anlatmaktadır:

Köyde, seferberliğin ilan edildiğini duydum. Ramazan ayında çok sıcak bir cuma günüydü. Yaz günüydü, harman vakti yaklaşmıştı. Demet çekiyorduk arabalarla tarlalarımızdan

Muhtar:

-Kepez’e gideceksiniz. 9’uncu Fırka, 25’inci Alay’da bulunacaksınız. Çabuk yola çıkın, bana laf gelir, dedi.

Vardık Kepez’e. Alay bizi taburlara taksim etti. 25’inci Alay’ın 1’iinci Tabur’unun 1’nci Bölüğüne düştüm. Bir sene Çanakkale’nin içinde Cevat Paşa’nın maiyetinde bulundum. Cevat Paşa Arnavut’tu. Grup kumandanıydı.

Düşman önce Bahriye askeri çıkardı Kumkale’ye. Kumkale’de 64’üncü Depo Alayı vardı. Düşman bu alayın üzerine asker çıkardı. Biz de Geyikli’de bulunuyorduk. Telefon geldi, yetişin, diye. Biz varıncaya kadar çıkan düşmanı denize dökmüşler. Bizde sabaha kadar köyün içinde kalanı temizledik.  Döndük Geyikli’ye. Bizi Üvecik tarafına gönderdiler. Deniz kenarlarında bekledik.

Bozcaada açıklarından yürüdü kafir 32 parça zırhlı, torpido filan, mızıka çalarak. Önde Fransız’ın zırhlıları vardı, arkada İngilizlerinki.

Bizim deniz kenarındaki toplarımız atıyorlar ama ateş çıkartıyorlar sadece. Erdiremiyorlar gemilere. Zırhlılar Karantina’nın altına doğru geldiklerinde, karşıdan Yıldız Tabya’dan ateş eden toplarımızdan biri, kafirin zırhlısının birisinin bacasından koydurdu içeri mermisini. İki tanesi de kaçarken taşa kısılandı.  Birisinin de diğerini kırdı bizim topçular.

Bizi Üvecik’te tutmadılar. Çanakkale’den Eceabat’a geçirdiler. Gece de Seddülbahir burnuna geldik. On beş gün müfrezede bekledik, Seddülbahir’de deniz kıyısında. Ben de onbaşı vekilliği yapıyorum. 26’ncı alay geldi, bizi değiştirdiler. Bizim alay geriye çekildi. Çamaşır filan yıkıyoruz geride. İngiliz’in bir bombası düştü çamaşır yıkadığımız yere.

Beyazlar kurumuş, alacaklar kurumamıştı.

Çadırların kenarlarına ası asıverin alacakları, dedim çamaşırcılara. Saat altıyı bekledim. Nöbetçileri de çıkardım, çadıra geldim. Yatacaktım artık. Setreyi filan çıkardımdı. Başladı Seddülbahir Burnu yanmaya. Patır patır patlıyor ortalık. Alay kumandanı toplan borusu çaldırdı. Kilerde üç günlük peksimet varmış. Bölük emini çabucak dağıttı peksimetleri askere. Hadi bakalım Seddülbahir’e.  Şeytan Dere var bir, oraya geldik. Bizim 3’üncü Tabur Zığındere’ye… 2’nci Tabur Eski Kale yerine. 1’inci Tabur Kirte’nin başına yürüdü. Bizim tabur 1’inci Tabur, bulunduğumuz yer de açıklık. Gavur bir nefer görse, yağdırıyor mermiyi, kavuruyor ortalığı kafir.

Aşağıya indik su terazilerinin yanına. Bir tane de Ermeni vardı aramızda. O da asker bizim gibi. Postalık yapıyordu. İkindi sıralarıydı. El Turan Tabya’sından yürüdü asker. Biz ateşe davrandık. Ermeni posta bağırıyor:

‘Atmayın, atmayın, bizim askerler’ diye.

Atmadık ateşi kestik bizde.

Bir Takım asker kalmış koca 26’ncı Alay’dan. Bize doğru gelenler bu takımın askerleri.  26’ncı Alay’ı karıştırıvermiş daneyle (bomba) kafir. 26’ncı Alay’ın yerini aldık 25’inci Alay olarak. Düşmanın karşısında üç gün dayanabildik. Bir de Seyyar Jandarma Alayı vardı. Onlar da bizlerle beraber eridiler gittiler, mahvoldular. Orada bir burunda kaldık bir akşamüzeri. Bizim üzerimize çeviriverdi makineli tüfeği düşman. Üç kişi kaldık koca bir takımdan biz. Düşman makineliyle doğradı bizi. Doğradı. Bir jandarma neferi vardı yaralılar arasında, şarapnel bacağını kırmış. Bir jandarma yüzbaşısını gördüm, yedi yerinden yaralanmış. Bir mermi çukuruna çektik yaralıları. Biz de o çukurda gizlendik. Karşımızda düşmanın makineli tüfeği üç oldu. Sılayı veriyordu. Biz çukurda akşamı yaptık. Ben, Balıkesirli bir başçavuş ve Ahmet Pehlivan diye bir arkadaş, 3 kişiydik. Ahmet Pehlivan sonraki günlerde şehit olmuştu. Yaralı yüzbaşı ve asker de yanımızda. Biz burundayız. Düşman sağdan ve soldan ilerledi. Karanlık basmaya başladı.

Ahmet Pehlivan bana dedi ki:

-Sen benim tüfeğimi al. Bu jandarma askerini götürelim.

Jandarma askeri de:

-Aman din kardeşi, beni bırakmayın. Gavur keser beni burada. Bak bacağımı şarapnel paralamış.

Yaralı jandarma askerini 200 metre geriye götürdük. Alçıtepe yanına doğru götürüyoruz. Biz geriye giderken 7’nci Fırka’nın askerleri, 20’nci ve 21’inci Alaylar avcı düzeninde geliyorlar.

Gitmeyin, gitmeyin dedik. On beş gün onlarla beraber kaldık, baktılar bize. Bizim ne alay, ne tabur kalmıştı ortada. Sonra bir emir geldi. 25’inci Alay’dan olanlar Kirte’nin yanında toplansınlar diye. Bizim alayın taburlarını filan doldurdular. Anafarta’ya götürdüler bizi. Düşman Anafarta’ya asker çıkarırken bir taraftan da Arıburnu’na çıkıyordu.

Anafarta’da İsmail Tepe, Mestan Tepe’de çok karıştık kafirle. Çok muhabere yaptık. Baş yukarı, yarlardan-yirimlerden oluk gibi geliyor gavur. Süngülerle, bombalarla sürüyoruz gavuru aşağıya. Denizden veriyor şarapneli kafir, kendi askeriyle beraber bize de. Üç gün-üç gece hep muharebe yaptık Anafarta’da. Gavur bize, biz gavura yükleniyoruz. Geriye çekildik. Topçular topları bırakmışlar. Biz topların kamalarını aldık. Biraz sonra topçular yerlerine döndüler. Biz de istihkamlar kazmaya başladık. Kaldık. Gavuru ilerletmedik.

Bir gün keşif kolundaydık. O gün ben yaralandım.

Keşif koluna giderken takımlardan üçer, bir onbaşı alıyorduk. Anafarta’da İsmail Tepe istihkamlarında zifiri bir geceydi, karanlık. Sıçan yolunun içinden gavur çıkıverdi. Beni süngüleyecekti tüfeğini düşürdüm. Gavurun arkadaşları ateş açtılar. Orda yaralandım kurşunla. Kolumu delmedi kurşun. Cızzt etti. Yaktı, geçiverdi. Yağmur çisiyordu zifiri karanlıkta. Dört kişiydi gavurlar sıçan yolunun başında. Tüfeğini düşürdüğüm gavuru arkadaşları sürükleyerek alıp götürmüşler. Gavurun arkadaşları ateşe bastırınca geriledik biz. O zaman sürükleyip götürmüşler, ölmüştür herhalde o da. Sağ kolumda yaram. Düşman istihkamları bize çok yakındı. Sıçan yolundan eşeklerle yemek gelirdi bize. Nohut, bakla, fasulya, mercimek verirlerdi. Aç kalmadık. Tütün alırdık bazı. Bazan su bile zor gelirdi. Düşman kaçarken biz İsmail Tepe’deydik. Gece çekildi kafir. Ateş birden kesildi sabaha yakın. Bizden fedayiler gitti.

İstihkamlarının içinde mumlar yakmışlar. Topallar filan kalmış, öteki askerini çekmiş gavur. Ondan sonra bizim asker yürüyüverdi. Geçecek yerlere bombalar yerleştirmişler. Bizimkilerden birkaç kişi yaralandı. Bende gittim düşman mevzilerine, her şey vardı. Çay, şeker, konserve kutuları. Domuzu kızartmışlar da cephane sandığı gibi kutulara doldurmuşlar, onları yerlermiş. Biraz da sabun almıştım siperlerinden gavurun. Sabunu verip yumurta alırdık köylerden. Fazla durmadık gavur gittikten sonra, Kırklareli’ne geldik. Bana baştabip üç ay izin verip köye gönderdi.  Çanakkale’de bölük kumandanımız Kulaksız Kemal derlerdi, yüzbaşıydı. Takım zabitlerinin isimlerini hatırlayamıyorum.[1]


[1]Cahit Önder, 7 Cephenin Gazileri Anlatıyor, Nesa Ofset Matbaacılık, İzmir, 2005, s.59-62

Ayrıca Kontrol Et

Çanakkale’de Dört Lağımcı Neferi

Yayına Hazırlayan: Göktuğ KÜÇÜKÇOBAN             Çanakkale Harbi’nin yalnız yerüstü, hava içi, denizaltı değil yeraltında da …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir