Cumartesi , Ağustos 8 2020
Anasayfa / Çanakkale Muharebeleri / ÇANAKKALE SAVAŞLARI’NIN SONUÇLARI

ÇANAKKALE SAVAŞLARI’NIN SONUÇLARI

Barış BORLAT[1]

GİRİŞ

Anadolu Yarımadası’nın kuzey batısında bulunan, Ege ve Marmara denizlerini birbirine bağlayan Çanakkale Boğazı, İstanbul Boğazı ile Asya-Avrupa ve Akdeniz-Karadeniz bağlantılarını sağlayan önemli bir su yoludur. Osmanlı başkenti İstanbul’un anahtarı olan Çanakkale Boğazı, Rusya’nın sıcak denizlere açılma yolu olması ve stratejik öneme sahip bulunması nedeniyle pek çok siyasi mücadeleye ve silahlı çatışmaya sebep olmuştur.

Sanayi, ekonomik ve askeri alanlarda güç kazanan Avrupa devletleri, XX. yüzyıl başlarından itibaren aralarındaki siyasi anlaşmazlıkları bir yana bırakarak, “Hasta Adam” diye nitelendirdikleri Osmanlı Devleti’ni parçalama ve paylaşmada iş birliğine başlamışlardı.

Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesini, Selanik, Girit ve Ege adalarının Yunanistan’a geçmesi izledi. İngiltere Mısır’ı himaye altına alıp, Kıbrıs’ı ilhak ederken Yemen ayaklanmasını fırsat sayan İtalya, Trablusgarp ve Oniki adaya el koydu.

Bu siyasi çalkantılar içinde Osmanlı Ordusu’nu ıslah etmek için İstanbul’a gelen Alman askeri heyetleri ordudaki gelişmelere ve ordunun modernleştirilmesine katkı sağlamıştı. Ancak Osmanlı Devleti bağımsızlıklarını kısa bir süre önce ilan etmiş olan Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ ile girdiği 1912 Birinci Balkan Savaşında Avrupa topraklarını kaybetmiş ve 1913 İkinci Balkan Savaşıyla ancak Doğu Trakya’yı geri alabilmişti. Balkan Savaşlarında uğranılan bu yenilgi, Osmanlı Devleti ve ordusunun prestijini sarsmıştı.

Ordu, modern silahlardan ve teçhizattan mahrum, donanma ise eski gemilerden ibaretti. Maliyesi çökmüş olan ülke, iç huzursuzluklarla kaynıyor, bunlara bir de azınlıkların devleti parçalama girişimleri ve Avrupa devletlerinin baskıları ekleniyordu.

İçte ve dışta saygınlığını yeniden kazanmak isteyen Osmanlı Devleti, askeri ve siyasi yönden bir toparlanma sürecine girmeye çalıştı. Orduda Alman tarzı teşkilat ve eğitim uygulamaları için Almanya’dan yeni ıslah heyetleri çağrıldı. Bu heyetlerle gelen Alman subaylar, savaş başladıktan sonra karargâh ve birliklerde görev yapmışlardır. Çanakkale Cephesi’nde 5. Ordu komutanlığına getirilen Liman von Sanders, ıslah heyetleriyle gelmiş bir Alman generaliydi.

Bu arada, Avrupa’da büyük devletler arasındaki siyasi, ekonomik ve askeri rekabetler ülkeleri büyük savaşa doğru sürüklemekteydi. Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan üçlü İtilaf Devletleriyle ittifak yapma girişimlerinde bulundu. Ancak, İtilaf devletleri, yıkılmasını yakın gördükleri “Hasta Adam” Osmanlı Devleti’nin yükünü taşımak istemediklerinden ve tam aksine son Osmanlı topraklarını da paylaşma hevesinde olduklarından böyle bir ittifaka yanaşmadılar. Bunun yanında Osmanlı Devleti savaşa girerse cepheler çoğalacak ve kuvvetleri bölünecek ve Rusya’ya boğazlar yoluyla yardım gönderilmesi de zora girecekti. İtilaf Devletlerinin, Almanya’nın yanına ittiği Osmanlı Devleti, böylece kendini hazır olmadığı bir savaşın eşiğinde buldu.

Çanakkale Savaşından İtilaf Devletlerini Beklentileri

İngiliz eski Başbakanlarından Lord Arthur James Balfour savaşın kazanılması durumunda elde edilecek neticeleri şu şekilde sıralamıştır:

a. Türk ordusu ikiye ayrılmış olur.

b. İstanbul İngiliz egemenliği altına girer.

c. İngiltere’ye Rus buğdayı getirmek ve Rusya’ya yeniden ihracatta bulunmak imkanı verir.

d. İhracat yapamamak yüzünden can çekişen ve Rusya’da büyük kaygılar uyandıran Rus ticaretini yeniden canlandırır.

e. Tuna’ya giden yolu açar.

Bu beklentilerle birlikte İngiliz-Fransız ikilisinin savaş stratejisi, İngilizlerin en güçlü düşmanı durumundaki Almanya’yı ezmek üzerine planlanmaktaydı. İngilizler, ilk etapta Batı Cephesi’ne ağırlık vererek Almanları ezmeyi düşünüyordu. 1915 yılında İngiliz ve Fransızlar, Almanlara karşı Batı cephesini yaracak durumda değildi. Bu sebeple Almanya’nın savaş kabiliyetini azaltmak için Balkanlara ilerleyerek Avusturya ve Osmanlı’yı çökertmek ya da Boğazlar yolunu açarak Rusya’yı ablukadan kurtarmaya çalışmak gerekirdi. Lloyd George ve Churchill de bu fikri desteklemekteydi.

İngiltere deniz bakanı Churcill, Boğaz saldırısında kumandanın kendilerinde olmasını istemekteydi. Fransa’dan ise bu işte önemli bir yardım talep etmeyeceklerini, ancak saldırı planını birlikte hazırlamak istediklerini belirtirler. Fransızlar ise Batı Cephesi’ne ağırlık verilmesinin gerektiğini düşünmektedir. Ancak İngilizlerin İstanbul’a tek başına girme ihtimalinin, bölgedeki Fransız çıkarlarını tehlikeye düşüreceğinden korktukları için, 27 Ocak’ta bu harekata katılma kararı vermişlerdir.

İngiliz Deniz Bakanı Churchill’e göre; Türkiye’yi derhal kalbinden vurmak için, deniz gücüyle desteklenmiş Yunan Ordusu Gelibolu’yu ele geçirebilir. Bu Müttefiklere Çanakkale Boğazını açar. Marmara’ya girilir. Türk ve Alman gemileri batırılır. Oradan Karadeniz’deki Rus donanması ile bağlantı kurulur ve duruma tümüyle hakim olunurdu. İtilaf Devletlerinin Çanakkale’den beklentileri Churchill’in bu ifadesi ile çerçevelenmişti denilebilir. Ancak Rus yazar A.A. Adamof’a göre: İngiltere ve Fransa’nın 1915’teki Çanakkale harekatının gizli sebebi, Ruslar İstanbul ve Boğazlara yerleşmeden önce bu iki devletin yerleşmek istemesiydi. Ancak, Rusya savaş hakkında birçok tereddütlere sahipti. Kendi menfaatleri açısından müttefiklerinin tekliflerini tereddütle karşılar. Rus Genelkurmay başkan yardımcısının bu konudaki şu sözleri bu tereddütleri doğrular niteliktedir: “Müttefiklerimizin bize yaptıkları vaatleri hatırlayarak boğaziçi üzerindeki emellerimizin gerçekleşmesini bize teklif edeceklerinden şüphem yoktur. Ancak biz, bu emellerimizi gerçekleştirecek durumda olamayacağımızdan, öbür yandan da ağır fedakarlıklarla elde edilmiş olacak olan İngiliz-Fransız başarısı ne kadar acele sömürülürse o kadar iyi sonuçlar vereceğinden müttefiklerimizin en tabii isteği Türkiye ile barış yapmak olacaktır. Onlar başka faydalar sağlarlar. Alman nüfusunu yok ederler. Ancak Türklere ne fedakarlıklar yükletilirse yükletilsin besbellidir ki, onlar yalnız donanmanın baskısı altında nice Müslüman kutsal anıtlarını kapsayan başkentlerini feda etmezler ve edemezler. Bu sebeple Boğazlar meselesi Rus menfaatlerine göre çözülmüş olmayacaktır. Bu kaçınılmaz olayı yalnız mümkün diye göze almak değil, onu kabul etmek ve yavaş yavaş, halk efkarımızı ona alıştırmak gerekir. Bizce değeri ne olursa olsun gerçekleşmeyecek hayallerin arkasından koşup hakikate göz yummak kadar tehlikeli bir şey olamaz. Kısa bir zamanda değil belki uzun bir müddet İstanbul’a yerleşmemiz bir hayal kalacaktır. Çünkü bu iş manevi gücümüz ve askeri kuvvetimizle mütenasip değildir.”

Rus Genelkurmayının bu açıklamalarından özet olarak anlaşılmaktadır ki, ne Ruslar ve İngilizler ve ne de Fransızlar bu savaşla İstanbul’u alamazlar. Ancak Rus devlet adamları İstanbul’un alınacağı ümidini kuvvetle beslemekte ve bu harbe ne suretle olursa olsun katılmasını istemektedirler.

Nitekim Rus yazarı Dostoyveski’nin şu sözleri bu ümidin bariz bir örneğidir: “İstanbul bizim olmalıdır. Biz Ruslarca Türklerden alınmalı ve ebediyete kadar bizim kalmalıdır. O yalnız bizim olmalıdır. Çünkü şark meselesi nedir? Esasında şark meselesi Ortodoksluğun mukadderatı meselesidir. Ortodoksluğun mukadderatı ise Tanrı’nın takdiriyle Rusya’ya çizilmiş olan yoldan hiçbir surette ayrılamaz.”

Tarafların bu beklentileri arasında 1915 yılına gelindiğinde savaş Avrupa’da yani Batı Cephesi’nde kilitlenmişti. İngiltere ve Fransa arasında ve her iki ülkenin kendi içinde yapılan tartışmalar sonrasında, deniz egemenliği kullanılarak Balkanlara gidip Avusturya ve Türkiye’yi çökertmeye veya Boğazlar yolunu açarak Rusya’yı ablukadan kurtarmaya çalışmayı tercih etmişlerdi. Böylece Balkan ülkelerini de yanlarına çekip birkaç yüz bin kişilik taze insan gücünden faydalanmakla daha kesin ve kolay netice alınacaktı. Rusya ablukadan kurtarıldığı gibi Almanya abluka içine düşecekti. Doğu cephesinde gerçekleştirilen Türk taarruzları da Çanakkale’de açılacak cephe ile hafifleyecekti.

Rusya ile bağlantı kurulunca Rusların insan kaynakları silahlandırılacak, Rusya’nın yiyecek maddeleri serbest piyasalara akıtılacaktı. Ayrıca henüz kesin tavrını göstermemekle birlikte Almanya’ya meyilli Bulgaristan ile diğer Balkan ülkeleri İtilaf tarafına çekilecekti. İtalya için de bu durum geçerliydi. Marmara çevresi ve Trakya’daki Türk yığınağının Süveyş Kanalı ve Mısır’a kaydırılması engellenecek, Türklerin Balkanlarda girişebileceği ileri harekat önlenecek, Karadeniz’de kapalı kalan filolar kurtarılacak, İslam alemine karşı Hilafetin prestij ve otoritesi kırılacaktı. Diğer yandan İtilaf kaynakları uygun ve yararlı yerlerde kullanılabilecek, Avrupa ve Manş denizinde Almanya karşısında alınan yenilgilerin psikolojik etkileri kalkacaktı. Yine Churchill’in ifadesiyle; Çanakkale harekatıyla, dünya tarihi değiştirilecek, Türk imparatorluğu ikiye bölünecek, başkenti felce uğratılacak, düşmanlarına karşı Balkan devletleri birleştirilecek, Sırbistan kurtarılacak, Ruslara savaşta yardım edilecek ve savaşın süresi kısaltılarak sonsuz insan hayatı kurtarılacaktı. Bu beklentilerle 19 Şubat 1915’ten itibaren harekata başlayan İtilaf devletleri; Boğaz Muharebelerini 18 Mart 1915 günü, 25 Nisan 1915 günü başlayan kara harekatında ise 9 Ocak 1916 günü nihai mağlubiyeti kabul etmişti.

Çanakkale Zaferinin Sonuçları

Askeri Açıdan:  

*Genellikle 18 Mart 1915’te geçen Boğaz Muharebesi’nde kazanılan zaferle, Birleşik Filonun (İngiliz-Fransız donanmaları) Marmara’ya girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbul’u bir ay içinde ele geçirme planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka yansıyan İstanbul’u kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.  

*Boğaz’da elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadası’na yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk etmek zorunda bırakmıştır.  

*Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle de, Türk ordusunun Balkan Savaşı’nda zedelenen ve hatta yok olmaya yüz tutan prestiji kurtarılmıştır.

 *Deniz ve kara harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.

*Çanakkale Muharebeleri sırasında askeri dehasını ortaya koyan ve “Anafartalar Kahramanı” unvanı ile tanınmaya başlanan Mustafa Kemal’in yanı sıra Türk İstiklal Savaşı’nın komuta heyetini oluşturan subaylarımızın birçoğu, Çanakkale Cephesinde görev yaptı. Fevzi Çakmak, Cevat Çobanlı, Kazım Karabekir, Fahrettin Altay, Cafer Tayyar Eğilmez, İzzettin Çalışlar, Şükrü Naili Gökberk, Şefik Aker, Reşat Çiğiltepe bu subaylarımızdan birkaçıdır. Diğer yandan M. Kemal (Atatürk)’ün Osmanlı kamuoyunda tanınmasının en önemli süreci olacaktır. Nitekim bu dönemde Mehmet Emin Yurdakul “Ordunun Destanı” başlıklı şiirindeki dizelerinin birinde “Ey Mustafa Kemallerin Yurdu!” diye seslenişte bulunmuş; Harp Mecmuası’nın Aralık 1915 sayısında fotoğrafıyla birlikte “Anafartalar Grubu Kumandanı Miralay Mustafa Kemal” diye nitelenmişti. XVI. Kolordu Komutanlığı görevine başlamak için Edirne’ye gittiğinde ise kurmay başkanı İzzetin Çalışlar’ın girişimiyle kentte büyük bir tören düzenlenmişti. Bu törende sokaklara zafer takları kurulmuş ve “Arıburnu ve Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal, çok yaşa” yazılı afişler asılmıştı. Bunların yanı sıra Mustafa Kemal’in Çanakkale’de kazandığı zaferin ordu ve halk arasında yayılmasını gösteren en çarpıcı kanıt, henüz 1917’de Urfa’da yaptırılan anıt idi. Vali konağı önüne yaptırılan anıta Çanakkale Şehitleri Âbidesi ismi verilmiş ve dört yüzünden bir tarafı Mustafa Kemal Paşa Caddesi olarak adlandırılmıştır ki, söz konusu anıt Mustafa Kemal’in adını taşıyan Türkiye’deki ilk anıt/kitabe niteliğini taşımaktadır. Benzer şekilde 1918 yılında Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı mülakat Yeni Mecmua’da “Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’le Mülakat” başlığı ile yayınlanmıştır. Benzer örneklerine Kurtuluş Savaşı döneminde de rastlamak mümkündür, nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık Yetkisi veren kanunun TBMM’de kabul edilmesi üzerine söz alan Bursa Mebusu Muhiddin Baha Bey de, Mustafa Kemal Paşa’ya hitaben: “Siz Çanakkale’de bir Kemal Yeri meydana getirdiniz şimdi de Anadolu’da bir Kemal yeri vücuda getireceksiniz ve onun karşısında başkaları için bir zeval yeri olacaktır” sözlerini dile getirmiştir. Daha birçok örnek sıralayabileceğimiz bu durum da bize Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale’deki askeri başarısının Türkiye Devleti’nin kurulmasına giden süreçte ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu göstermektedir.

 *Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni ilk ağızda savaş dışı bırakarak, Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl daha uzamasına neden olmuştur.

 *Çanakkale Boğazı’nın kapatılıp Rusya’ya geçit verilmemesi, onu müttefiklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini üzerine çekmekle bu kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanya’nın Doğu Cephesi’ndeki harekatını kolaylaştırmıştır.  

*Çanakkale Muharebeleri’nin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü dönemini yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamuoyunda yarattığı kötü imajın sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş, koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır. Bir başka deyişle düşman devletler, her nedense Osmanlı Devleti’nin çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu oluşturan Türk ulusunun ceddinden miras olan savaş azim ve ruhuyla, inanç gücünün birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir.  

*Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların askerleriyle kıyas götürmez direnç, azim ve ruhu, Türk Kurutuluş Savaşının Kuvayı  Milliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da ayrıca tarihsel bir değere sahiptir.  

*Birleşik Filonun, 18 Mart Boğaz Muharebesi’nde, 18 savaş gemisinden 7’si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem Mevkii, savaş gücünü olduğu gibi koruyabilmişti. Keza Filonun mayın arama ve tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan sadece üç adedini etkisiz hale getirebilmişti.  

*Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa sürede ateşe hazır duruma getirilmiş, üçüncü bölgedeki (Boğaz’ın Marmara ile birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu durum karşısında Boğaz’ı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo, Çanakkale’nin aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.

* Kafkas Cephesinde ise Ruslar, Çanakkale Cephesindeki Türk birlikleri bu cepheye kaydırılmadan önce Erzurum’a kadar ilerlemeyi düşünmüş ve harekata geçmişlerdi. Çanakkale’de Müttefiklerin durdurulması Ruslara boğazlar yolu ile yardımı engellemiş, Erzurum’a kadar girerek Osmanlı Devleti ile ayrı bir barış yapabilme telaşına düşmüşlerdi. Doğu Anadolu’da elde edecekleri başarılarla Rus halkının maneviyatını düzeltmek istemişlerdi. Rusya, açık denizlere inme amacına yönelik olarak elinde bulundurduğu bu alternatifi savaş ortamında değerlendirmek istedi.

 *Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli filosunun, Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir. Ne var ki, 18 Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride de göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine gözlerini kapamış bir Osmanlı Devleti yerine,  en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaktır.

 *Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatı ile birlikte mütalaa edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet olarak katılmış olan İngiltere ve Fransa’nın, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel seyrini etkilemiştir. Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000’den fazla askerden verdiği zayiatın da bir hayli fazla olması ve bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Savaşı sırasında değil, onu izleyen Türk Kurtuluş Savaşı boyunca da hissedilmiştir.

Siyasi Açıdan: 

 *Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın Balkan felaketiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendirmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı. Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.

*Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamizmini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.

*Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusya’sı içeriden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

*Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus İhtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Çar Büyük Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

*Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir. Bulgaristan, Merkez Devletleri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve İtalya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

*Çanakkale Muharebeleri, İngiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini arttırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

*Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle İngiltere’nin denizlerdeki tartışılmaz üstünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

*Avustralya ve Yeni Zelanda gibi İngiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf İngiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karşı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için savaştıkları gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasıyla anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal bilincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi. 

*Çanakkale Muharebelerinin diğer bir sonucu da iki rakip ordunun savaşırken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten de Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de vatanları için yiğitçe savaşan Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı. Bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Avustralya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

*İtilaf Devletleri Çarlığı kurtaramadıkları gibi, bir de Sovyetlerle uğraşmak zorunda kaldılar. Kapitalist Avrupa Sosyalizmin ülkelerine yayılacağından korktu. Ayrıca Orta ve Yakın Doğu’da da Sovyet yayılmacılığı Rus emperyalizmini aratmayan bir nitelikte ortaya çıkmıştı. Bu nedenlerle Çarlığı yeniden kurtarmak için Amerika da dahil olmak üzere Çarcılara ekonomik ve askeri yardım akıttılar. Misyonerler ve din adamları ile ticari şirketler buralarda yoğun çalışmalara başladılar. Güçlerini bu noktalara da bölen İtilaf Devletleri savaş sonrasında kontrolü tam olarak sağlayamadılar.

*Çanakkale macerasından ötürü, siyasi itibarı en çok sarsılan kişi ise, şüphesizdir ki Churchill olmuştur. 1915 yılı, onun siyasi hayatının en sıkıntılı yılı olmuştur. Kendisini desteklemek, himaye etmek, yükseltmek isteyenler bile kısa bir zaman içinde ondan uzaklaşmak zorunda kalacaklar, İngiltere’nin yeni başvekili Llyod George onu, İkmal vekili olarak kabinesine tekrar alabilmek için Çanakkale dedikodularının küllenmesini beklemekten başka çare bulamayacaktır. Ne var ki, insan hafızası, bu olayı hiçbir zaman unutmayacak, 1923 seçimlerinde bile propaganda konuşmaları için kürsüye çıkan Churchill’e halk arasında “Çanakkale’yi unuttun mu” diye bağıranlar olacaktı.

*Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Ortadoğu’da bugünkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Gelibolu’da gönüllü olarak İngilizler yanında savaşan Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, bağımsız bir Yahudi devleti kurulması konusunun dünyaya tanıtılması açısından bir fırsat yaratmıştır. Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bugünkü İsrail’in kurulmasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

*Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusya’sının yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya İmparatorluğu’nda da ilk yarayı almış ve hayli sarsılmıştır. 

Sosyo-Ekonomik Açıdan: 

*Anlaşma Devletleri tarafından Boğazların açılarak Rusya’ya ulaşılması halinde Rusya, dış alım-satım olanağına kavuşacağından, ekonomik dengesini kurup sıkıntıdan kurtulacak, İngiltere-Fransa da Rusya ve Romanya’nın zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek silahlı kuvvetlerinin, gerekse halkının yiyecek gereksinimlerini sağlamış olacaklardı ki, bu gerçekleşememiştir.

*Eğer Boğazlar açılabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp Karadeniz’deki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma olanağı elde edilecekti. Halbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere, Fransa’nın değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle olan karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş, ne İngiltere, Fransa müttefiki Rusya’ya ihtiyacı olan silah ve cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı olan buğdayını Akdeniz’e aktarabilmişti.

*Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, savaş sonuna kadar açılamaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz yönde etkilemişti. Nitekim, Karadeniz’de; İngiltere, Rusya, Fransa, Belçika ve İtalya’nın toplam 85; Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç ve Hollanda’nın toplam 27; Almanya, Avusturya-Macaristan’ın toplam 17 olmak üzere, genel toplamı l29’u ve toplam tonajı 350.000’i bulan ticaret gemisi mahsur kalmıştı.

*Çanakkale Zaferi, savaş boyunca Doğulu ve Batılı müttefik devletlerin (Rusya-İngiltere-Fransa) ekonomilerinde sıkıntılar yaratmış, bu durum, özellikle Rusya’yı bunalıma sürüklemiş ve sonunda rejim değişikliğine kadar gidebilmiş ve böylece de Rusya’nın savaş dışı kalmasına yol açmıştır.

*Çanakkale Zaferi, Türk ulusu açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde toplam 211.000 insan zayiatı veren Türk ulusu, bu arada binlerce okumuş ve aydınını da kaybetmişti. O günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan küçümsenemeyecek bir sayıya ulaşan eğitimli insan kayıplarının, olumsuz etkileri, savaş sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk Kurtuluş Savaşı’nda ve Cumhuriyet döneminde de fazlasıyla hissedilmiştir.

*Bugüne kadar askeri ve siyasi yönlerinin daha çok ön planda tutulduğu Çanakkale Savaşı’nın, özellikle Türk toplumunun sosyal hayatına da etkisi büyük olmuştur. Zayiatın 250 bin kişi civarında olduğu göz önünde bulundurulursa, yaklaşık 1,5 milyon Türk’ün aile bağlarıyla bu savaştan etkilendiği görülür. Eğer bunlara akrabalık, komşuluk ve arkadaşlık bağları da eklenirse, neredeyse o günkü bütün Anadolu nüfusunun Çanakkale Savaşıyla doğrudan ilgisi bulunabilir. Çanakkale Cephesi’nden dönmekte olan bir Türk subayının hatıralarındaki şu manzara Türk halkının o günlerde içinde bulunduğu durumu en çarpıcı şekilde gözler önüne sermektedir:

“…sonra şafak sökerken alay Marmara sahilini takip eden yürüyüşe başlamıştı. Tespit edilen program dahilindeki mevkiler, yollar üzerinden yürüyerek her akşam yeni bir mahalle varıyor ve her geceyi muhtelif köylerde geçiriyorduk. Bir gün Tekirdağ civarında Aşıklar köyüne gelmiş ve o geceyi de burada geçirmiştik. Sabahın alaca karanlığında hareket hazırlığı yapıyorken karşıma elinde küçük bir çocukla bir ihtiyar dikildi. Kısık bir sesle açlığından, yoksulluğundan, bin bir elem ve ihtiyaçlarından bahsettikten sonra yanındaki sekiz yaşındaki kız çocuğu için efendi bu çocuğu Allah rızası için benden alın, onu ve beni ölmekten kurtarın! diye bana yalvarıyordu. İhtiyarın içeri doğru çöken gözlerinden, birbirine karışmış beyaz sakalına düşen yaşları gördükçe, sabahleyin tesadüf ettiğim şu hazin manzara beni adeta dondurmuştu. Kendi kendime bu ne acı tecelli diyordum! Bir baba çocuğunu bilmediği, tanımadığı bir adama müebbeden nasıl teslim edebilir! Çocuk ve babası sabah soğuğunda çıplak ayaklarıyla taşlara basıyordu. Giydikleri parça parça elbisenin deliklerinden, esmerleşen cılız vücutları görünüyordu. El ele tutuşmuş ayakta benimle konuşurken takadları  tükendiğinden dizlerinin titrediğini görüyordum.

Çocuğu almaya karar verdim. Zabit eşyası yüklü mekkare hayvanını sevk eden neferin birisine arkadaş! şu çocuğu hayvanın üstüne geçici olarak oturtunuz, dediğim zaman ihtiyar baba sevindi. Ellerime sarılarak ağlamaya başladı. Sürekli bana dua ediyordu. Kendisine biraz para, İstanbul’daki evimizin adresini de vermiş ve muhabere etmesini de tembih etmiştim.

Oradan ayrılıyorduk. Fakat çocuk babasının yanından ayrıldığının farkında değildi. Babası hayvanın üstündeki eşyaların arasına oturtulan çocuğuna yaklaştı. Sarı saçlarını parmaklarıyla tarayarak okşadı, birdenbire gözlerinden yağmur gibi boşalan yaşlar içinde eğilerek küçük kızının renksiz, yanaklarından öptü. Yüzünü, gözünü, yanaklarını derin derin bir daha kokladı. Alay yürüyüşe başlamış ileriye doğru giderken bir taşın üstüne çömelen ihtiyar baba, başını iki eli arasına aldıktan sonra ümitsiz ve yaşlı gözleriyle bize doğru bakarken, yürüyüşümüzle onu kaybetmiştik…”

Çanakkale’de yaşadıkları onca zorluğa rağmen, sağ kalan askerlerin tek isteği biraz saygı ve yapılanların kıymetinin bilinmesi olmuştur. Bu konuda Çanakkale’den dönmekte olan birliğin subayının söyledikleri, her şeyin özetini vermektedir:

“Yağmur yağıyordu, soğuk bir rüzgar esiyordu…gerçekten, yollarda çok zorluk çekiyorduk. Bu subaylar, bu erat zorluk içindeydi. Biz bu zorluğu namus için, vatan için çekiyorduk. Bu bakımdan geride, sobalarının başında kalanlar bizi düşünmelidirler. Millete gazi ve şehit babalarına iyi davranmalıdırlar. Biz kanımızla bir zafer abidesi dikmeğe, yükseltmeye gayret ederken düşünmeliyiz.”

Çanakkale Muharebelerinin Türk halkı üzerindeki etkileri elbette bu kadarla kalmamıştır. Bir de şehitlerin geride kalan yakınlarının durumuna bakmak Türk halkının bu savaştan ne ölçüde etkilendiği hakkında bir fikir verebilir. Eğer o yıllara yakın yaşamış insanların anılarına bakarsanız, Çanakkale benliklerinde derin izler bırakmıştır. Kimisi oğlunu, kimisi kardeşini veya sevgilisini o topraklarda bırakmıştır. Bunlar kolay unutulacak acılar değildir. Tıpkı Niyazi Berkes’in halkevi vasıtasıyla kültür araştırmaları için gittiği Ankara’nın Bayır köyünde rastladığı yaşlı nineninki gibi:

“Bir kapı eşiğinde çok yaşlı bir kadın oturuyordu. Üstü başı yama içinde. Bu yaşlı ninenin elinde bir borazan ağızlığı. Ona baka baka ağıtlar okuyordu. Çanakkale Savaşında şehit düşen borazancı oğlunun ağızlığını sağ kalan askerler ona getirmişler. O günden beri o nine (tarlaya çalışmaya gidemeyecek yaşta olduğundan) oğlundan kalan ağızlığa baka baka ağıt söylüyordu. Yetiştirdiği evladından elinde bir boru ağızlığı kalmıştı. Titrek, hafif sesiyle on yedi, on sekiz yıldır yaktığı ağıtları okuyordu. Gözlerimden boşanacak yaşları saklamak için gençlerin arkasına saklandım. O seste bütün Türk halkının iniltisi yansıyordu.”

KAYNAKÇA

Eskiçağdan Günümüze Çanakkale Muharebe Alanı, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Yayınları, 2020.


[1] Öğretim Elemanı, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölüm Başkanlığı.

Ayrıca Kontrol Et

Sir Edward Grey

Grey’in, Sir Henry Campbell-Bannerman tarafından Dışişleri Bakanı olarak atanmasıyla- 1905 yılında- politik kariyeri yükselişe geçmiştir. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir