Pazartesi , Eylül 21 2020

25 Nisan 1915 Arıburnu Çıkarması

Nurşah Gökçe Çakı tarafından yayına hazırlandı.

Arıburnu 25 Nisan 1915 Amfibi Harekâtı

            19 Şubat-18 Mart 1915 tarihleri arasında sadece donanmayla gerçekleştirilen Boğaz Harekâtı’nın Tümgeneral Cevat Paşa (Çobanlı)[1] komutasındaki Türk savunması karşısında başarısız olması sonucunda Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u ele geçirerek Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakma hedeflerine ulaşamayan İtilaf Devletleri, bu sefer kara ordusuyla yapılacak bir harekâta karar verdiler. Bu doğrultuda 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası’nın Güney ve Kuzey Bölgeleri ile Anadolu Yakası’nın Kumkale bölgesine yapılan çıkarmalarla birlikte Çanakkale Cephesi’nin Kara Muharebeleri ile o güne kadarki tarihin en büyük amfibi harekâtı başlamış oldu.

            İtilaf Kuvvetleri’nin hedefleri, Güney Bölgesi’nde hâkim tepe olan Alçıtepe’yi ve Kuzey Bölgesi’nde ilk aşamada Conkbayırı-Kocaçimentepe silsilesini ve devamında Maltepe’yi ele geçirmekti. Sonrasında ilerleyip birleşerek Kilitbahir Platosu’nu ele geçirmek suretiyle Gelibolu Yarımadası’nda kontrolü sağlamak ve donanmaya tehdit oluşturan tahkimatları saf dışı bırakarak ve boğazdaki mayınları temizleyerek donanmanın boğazdan geçişini sağlamaktı. Kumkale Bölgesi’ne yapılan çıkarma ile Beşige ve Bolayır’da meydana gelen hareketler ise aldatma ve gösteriş harekâtları olup Türk birliklerinin ana çıkarma bölgesine gerçekleştireceği asker sevkiyatını engellemek ve geciktirmek amacını taşımaktaydı. Aynı zamanda donanma, çıkarma yapıp muharebe edecek birlikleri tüm gücüyle destekleyecekti. Harekât planının odak noktası Güney Bölgesi yani Seddülbahir idi. Kuzey Bölgesi yani Kabatepe’de gerçekleşecek olan muharebeler, esas çıkarma bölgesi olan Seddülbahir’deki muharebeleri destekleyici bir nitelik taşıyordu. Türk birliklerini bölgede meşgul etmeye, olası ricat hattını tehdit etmeye ve Seddülbahir’e yapılacak takviyeyi engellemeye yönelikti.

            Arıburnu Muharebeleri, Gelibolu Yarımadası’nın Kuzey Bölgesi’nde, Korgeneral Birdwood komutasındaki Anzak Kolordusu[2] ile Mirliva (Tuğgeneral) Esat Paşa (Bülkat) komutasındaki Türk 3. Kolordusu[3] arasında gerçekleşmiştir. Arıburnu Muharebeleri, 25 Nisan’da gerçekleşen çıkarma ile 6 Ağustos’ta gerçekleşen ikinci çıkarma arasında bölgede yaşanan muharebeleri kapsamaktadır.[4]

25 Nisan Günü: Anzak Çıkarması ve Muharebeler

            İngiliz Akdeniz Seferi Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ian Hamilton, Anzak birliklerinin yapacağı çıkarmanın Balıkçı Damları ile Kabatepe arasında bir kumsala, baskın şeklinde yapılmasını istemişti. Mesafenin uzunluğu ve belirsizliği nedeniyle Anzak Kolordusu’na destekle görevli olan 2. Tali Filo’nun Komutanı Tümamiral Thursby, çıkarmanın sağ kanadını Kabatepe’nin 1,8 km kadar kuzeyi olarak saptadı.[5] Çıkarma yerinin belirsiz oluşu Anzak birliklerinde karışıklığa sebep olmuş ve sonucunda Kabatepe’nin kuzeyine yapılması gereken çıkarma, beklenenden daha kuzeydeki Arıburnu bölgesinde Arıburnu yarları eteklerinde bulunan oldukça dar bir alana yapılmıştı. (Bu alan  ‘‘Anzak Koyu’’ olarak isimlendirilmiştir) Bu hataya Anzak Koyu burnunun yanlışlıkla Kabatepe sanılması ve Kabatepe sahilinden açılan Türk ateşi sonucu filikaların kuzeye yönelmesi sebep olmuştur. Dolayısıyla ‘‘birlikler çok dar bir alanda ve tamamen düzensiz bir şekilde karaya çıkmaya ve karışık bir halde önlerinde yükselen sırtlara tırmanmak zorunda kaldılar.’’[6] Çıkarma, sabah 4.30 civarında başladı. Karaya çıkarılacak iki tümenlik Anzak Kolordusu’nun ilk hücum dalgasını General Bridges komutasındaki 1. Avustralya Tümeni’ne bağlı Albay Mac Lagan komutasındaki 3. Tugay oluşturmaktaydı. Bu tugay, dört taburdan oluşmakta ve 4000 kişinin üzerinde bir kuvvetti. Plana göre bu kuvvet, ilk önce 1500 kişilik ilk grup, arkasından ikinci 1500 kişilik grup ve en son da 1000 kişilik grubun hareketiyle üç dalga halinde kıyıya çıkarılacaktı.[7]

            Türk komuta kademesinin savunma planına göre, Miralay (Albay) Halil Sami Bey komutasındaki 9. Tümen,[8] Ece Limanı’ndan Morto Limanı’na kadar bütün Maydos bölgesinin Saros sahillerini korumakla sorumluydu.[9] Bu bölgeye dâhil olan Arıburnu-Kabatepe civarı 9. Tümen’e bağlı Yarbay Şefik Bey (Aker) komutasındaki 27. Alay’ın sorumluluğundaydı. Çıkarma yapılan bölgede ise bu alayın Binbaşı İsmet Bey komutasındaki 2. Tabur’unun[10] Yüzbaşı Faik Efendi komutasındaki 8. Bölüğü bulunmaktaydı.[11] Bölüğe bağlı 1. Takım, Asteğmen İbradalı İbrahim Efendi komutasında, Azmakdere ile Arıburnu arasında; 2. Takım, Asteğmen Lapsekili Muharrem Efendi komutasında, Büyük ve Küçük Arıburnu ile Çakaldere arasında; 3. Takım, Başçavuş Gelibolulu Süleyman Efendi komutasında, ihtiyat olarak geride, Merkeztepe’nin kuzeyinde ve Arıburnu’ndan 2 km doğudaki boyun noktasında bulunmaktaydı.[12] 5. Bölük, ihtiyat kuvveti olarak Kabatepe’den 1,5 kilometre doğuda, tabur karargâhı ile birlikteydi. 6. Bölük ve 7. Bölük, merkezleri Kabatepe ve Çamtepe’de olarak, kıyı şeritlerine yayılmışlardı. 2. Tabur, Azmakdere ile Çamtepe arasındaki ortalama 12 kilometrelik bir kıyı şeridinde yayılarak konuşlanmıştı. Bu bölgeyi 3. Tabur’dan yeni devralmış, yerleşmekle meşguldü.[13] ‘‘Taburun cephesi geniş olduğundan, kıyı hattı boyunca çok fazla yayılmıştı. Alay Komutanı Şefik Bey, bu zafiyeti kapatmak için alayın gerideki büyük kısmını ileri yanaştırmak istemiş fakat Ordu Komutanı’nın emri gereği, bu teklif kabul edilmemişti.’’[14]  1. ve 3. Taburlar ise 5. Ordu Komutanı Müşir (Mareşal) Liman von Sanders Paşa’nın planladığı savunma pozisyonu[15] sebebiyle alay ordugâhıyla birlikte Maydos (Eceabat) batısındaki zeytinliklerde bulunmaktaydı.

            Filikaları fark ederek düşmanın çıkarma teşebbüsünde bulunacağını anlayan Yüzbaşı Faik Efendi, 02.00 sıralarında 2. Tabur ve 27. Alay’ı haberdar ederek durumu bildirdi. İlk bombardıman sesleriyle uyanarak birliklerini alarma geçirmiş olan Yarbay Şefik Bey de 9. Tümen’e harekete hazır olduğunu bildirdi. 8. Bölüğün 2. Takımı Haintepe’den ateş açarak karaya çıkan askerlere karşı ilk müdahaleyi gerçekleştirdi. İlk etapta yaklaşık 80 kişilik Türk askeri 1500 kişilik Anzak birliğini karşılamak durumunda kalmıştı.[16] Asteğmen Muharrem Efendi yaralanınca 2. Takım çarpışarak geri çekilmeye başladı. 1. Takım da Balıkçı Damları’ndaki siperlerinde çarpışarak çıkarma yapan birliklere oldukça zarar vermişti. Elinde kalan az kuvvetiyle Conkbayırı güney sırtlarına atlamak ve burada daha uygun arazi ve muharebe şartlarında düşmanı oyalamak üzere düzenli bir çekilme gerçekleştiriyordu.[17] İki takım da mevcudunun büyük çoğunluğunu kaybetmiş ancak sayıca kuvvetlerinden daha büyük işler başarmışlardı. Günün ağarmasıyla birlikte Kabatepe ve Palamutluk Sırtı’ndaki bataryalar da ateşe başladı. Bölük komutanı Yüzbaşı Faik Efendi yaralanarak geriye gitmek zorunda kaldı. Ardından Başçavuş Gelibolulu Süleyman Efendi de yaralandı. 7. Bölüğün birlikleri de düşmanın Kabatepe üzerine sarkmasını engellemişti ancak Anzak birlikleri bir takımı geri atarak Kanlısırt’a sarkmaya başlamış ve dağ bataryasını ele geçirmişti. Yine de 7. Bölük birlikleri inatla direnmeye devam ederek bölgeyi tıkamıştı. İhtiyat birliği olan 5. Bölük de çıkarma alanına yönlendirilerek Kabatepe ve Topçular Sırtı güneyine doğru sarkmak isteyen düşman birliklerini karşılamış ve düşman birliklerinin Kanlısırt’tan ilerleyerek Kabatepe’ye sarkmasını engellemişti.[18] Bu sırada Türk kuvvetlerinin sayısı 320 kişiye ulaşmıştı ancak karşılarında saat 05.30 itibariyle 4000 Anzak askeri bulunmaktaydı.[19] Anzak birlikleri, saat 06.00 civarında Balıkçı Damları, Hain Tepe ve Kılıçbayırı’nda kontrolü sağlamışlardı.

            Saat 05.45’te 27. Alay hareket emrini aldı ve makineli tüfek bölüğü ve dağ bataryasıyla birlikte hemen harekete geçti. Alay birlikleri yürüyüş esnasında şiddetli donanma ateşiyle karşılaşmalarına rağmen zayiat vermeden 07.40 civarında savaş alanına geldi. Bu sırada düşman Kanlısırt, Kırmızısırt ve kuzeyindeki sırtları işgal etmişti.[20] Yarbay Şefik Bey, Kanlısırt ve Kavaktepe’de düşman hareketlerini fark etmiş ancak kuşatılma tehlikesinden ötürü yürüyüşe devam ederek önce Göktepe ve sonrasında 165 Rakımlı Tepe’ye ulaşmış ve burada taarruz hazırlıklarına başlamıştır.[21] Kemalyeri-Merkeztepe ekseninde bir taarruz gerçekleştirmeye karar verdi. Hedef, yaklaşık 2 kilometrelik Kılıçbayırı-Merkeztepe-Kırmızısırt-Kanlısırt hattını tutmaktı. Makineli tüfek bölüğü de 165 Rakımlı Tepe’de mevzi almıştı. Taarruz 08.00 sıralarında Binbaşı Halis Bey komutasındaki 3. Tabur’un Merkeztepe-Edirne Sırtı üzerine saldırısıyla başladı.[22] Bu sırada karaya çıkan Anzak askeri sayısı 8000’e ulaşmıştı. Taarruza kalkan 1. ve 3. Taburların toplam mevcudu ise yaklaşık 2000 kişiydi.[23] Saat 10.00 civarında Binbaşı Malatyalı İbrahim komutasındaki 1. Tabur ile 3. Tabur Adanabayırı, Fundalık Sırtı ve İncebayır’da bulunan düşmanı geri atmayı başarmıştı. Tekrar ele geçirilen bir top ile makineli tüfek bölüğü de düşmanın Kırmızısırt’a doğru hareketini engelliyordu. Dağ Bataryası da saat 10.00 civarında bölgeye ulaştı ve 165 Rakımlı Tepe’de mevzilendirilerek ateşe başladı. 2. Tabur’a bağlı bazı birlikler de cephe alıp muharebeye katıldılar.[24] Bu sayede o anda Türk birliklerinin sayısı 3000’i geçmiş, karşılarındaki Anzak birliklerinin sayısı da 10.000’i bulmuştu.[25] Saat 11.30’u gösterdiğinde 3. Tabur birlikleri, Fundalık Sırtı, Mersin Sırtı ve Edirne Sırtı üzerinden süratle geçmiş ve Kırmızısırt’a yaklaşmıştı. Alay birlikleri, Karayürek deresi etrafındaki düşman birliklerini tamamen temizlemişti.[26]

            27. Alay’ın Kanlısırt’a doğru gerçekleştirdiği taarruz, düşman birliklerini dağıtıp karışıklığa sebep olarak zor duruma düşürmüştü ancak yine de denize dökecek kadar etkili değildi. Ayrıca hâkim tepeler olan Conkbayırı, Kocaçimentepe bölgesi düşmanın ilerleyişine açık vaziyetteydi. 9. Tümen ise bir yandan da Seddülbahir’de gerçekleşen muharebelerle ilgilenmekteydi. Israrlı isteklere rağmen 5. Ordu[27] karargâhı, birliklere takviye göndermekte tereddüt ediyordu. Asıl çıkarmanın Bolayır-Saros bölgesinde yapılacağını düşünen 5. Ordu Komutanı Liman Paşa,[28] o alanda gösteriş çıkarmalarını izlemekle meşguldü. Ordu komutanına ulaşamayan 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa, kendisinin yanına gitmek zorunda kalmıştı. Bu da Türk tarafının iletişimini aksatmış ve komuta kademelerinde boşluğa sebep olmuştur. Ancak tüm çıkarma bölgelerinde Türk birlikleri, üstün düşman kuvvetleri karşısında takviye alamadan saatlerdir direnmeye devam etmekteydi.

            Conkbayırı bölgesinin önemini çok iyi kavrayan 27. Alay Komutanı Yarbay Şefik Bey, 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami Bey’e ulaşarak ordunun ihtiyat birliği olan Yarbay Mustafa Kemal Bey (Atatürk) komutasındaki 19. Tümen’in[29] müdahale etmesi gerektiğini bildirmişti. Yarbay Mustafa Kemal Bey de çıkarmalar başladığından beri durumu dikkatle takip etmekteydi. Önce tümenine bağlı Maltepe’deki 77. Alay’dan telefon ile ve sonrasında 9. Tümen’den gelen raporlar ile çıkarmayı öğrenmiş ve kuvvetlerine harekete hazır olmaları emrini vermişti. Saat 09.30’da 9. Tümen’den gelen yardım talebi sonrasında düşmanın –tam da beklediği gibi- Kocaçimentepe, Conkbayırı bölgesine ilerlediği haberini alınca bunun gerçek bir çıkarma ve oldukça önemli bir saldırı olduğuna kanaat getirerek harekete geçti. Halil Sami Bey kendisinden bir taburluk kuvvet talep etmişti ancak Mustafa Kemal Bey bunun yeterli olmayacağını anlayarak hemen karargâhına en yakın ve hazır vaziyette bulunan Binbaşı Hüseyin Avni Bey komutasındaki 57. Alay’ın tamamı ve bir dağ obüs bataryasını harekete geçirdi. Saat 07.45’te 57. Alay’a bağlı Yüzbaşı Ata Efendi komutasındaki 2. Tabur’un öncü birliğinin başında bölgeye yürüyüşe geçti. Tümenin geri kalanına da harekete hazır olmalarını emretti. Ardından hareketini 3. Kolordu’ya bildirdi.  ‘‘Artık çıkarmanın kesin olduğu biliniyordu. Düşmanın sahile yerleşmesine meydan vermeme gereği de açık olduğuna göre, daha fazla vakit geçirerek Gelibolu’dan tümenin hareketine dair kesin emri beklemek savaşın durumu ile bağdaşmazdı.’’[30] 19. Tümen, 5. Ordu’nun tek genel ihtiyat birliği olarak karargâhı Bigalı Köyü’nde bulunmak üzere Maydos’ta konuşlanmıştı. Dolayısıyla Mustafa Kemal Bey, üst kademelerden emir beklemeden büyük inisiyatif alarak bir alay boyutundaki kuvveti muharebe sahasına sürmüştür.

            Mustafa Kemal Bey, saat 09.40’ta Conkbayırı’na ulaştı. ‘‘Takip ettiğimiz dereden (Bigalı Deresi) bizi Kocaçimen’e ulaştıracak belli bir yol olmadığı gibi, atlamaya mecbur olduğumuz saha pek çok fundalık, yollar ve geçitler kayalıklı derelerle dolu idi.’’[31]  Bu sebeple önce topçu taburu komutanı ve sonra batarya komutanını yol bulmaları için görevlendirir ancak ikisi de kaybolur. Kendisi bizzat yol bulmak ve birliği oradan sevk etmek üzere devam ederek Kocaçimentepe’ye ulaşır ve yorulan askerlerine ateşten korunmaları için 10 dakika dinlenmelerini emrederek yanında yaveri, emir subayı, başhekim ve tekrardan bulduğu topçu taburu komutanıyla önce atlı olarak sonra arazi şartları sebebiyle yaya olarak Conkbayırı’na gider. O sırada Conkbayırı’nın güneyindeki 261 Rakımlı tepeden Conkbayırı’na doğru kaçmakta olan askerleri görür. (Bu askerler, 5 saate yakın bir süredir düşmanla çarpışarak kademe kademe Balıkçı Damları’ndan bahsi geçen bölgeye kadar geri çekilmekte olan 27. Alay 2. Tabur 8. Bölük 1. Takım askerlerinden geriye kalanlardır.[32])

‘‘-Niçin kaçıyorsunuz?

+Efendim, düşman!

-Nerede?

+ İşte! -Elleriyle 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.-

Gerçekten, düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, rahat bir şekilde ileri doğru yürüyordu. Vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat istirahat etsin diye… Düşman da bu tepeye gelmiş… Düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Düşman bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek kötü duruma düşecek… O zaman bir mantıkla mıdır, yoksa bir içgüdü ile midir, bilmiyorum; kaçan erlere:

-Düşmandan kaçılmaz!

+Cephanemiz kalmadı.

-Cephaneniz yoksa süngünüz var!

Bağırarak onlara süngü taktırdım ve yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na ilerlemekte olan piyade alayı ve cebel bataryasının yetişebilen efradının marş marşla bulunduğum yere gelmeleri için emir subayımı geriye gönderdim. Efrat süngü takıp yere yatınca düşman da yere yattı. Kolun başında bulunan bir bölük yetişti. Cephanesiz askerleri takviye ederek düşmana ateş açmalarını emrettim.’’[33]

            Mustafa Kemal Bey, saat 10.00 sıralarında gerçekleşen bu hareketle Anzak askerlerinin, Türk birliklerinin takviye aldığını düşünerek siper almasına sebep olmuş ve 57. Alay’a bağlı birliklerin yetişmesine kadar zaman kazanmayı başarmıştır. Kendisi daha sonra bu olaydan bahsederken ‘‘savaşı kazandığımız an, bu andır.’’ diyecektir.

            Bu olayın ardından Mustafa Kemal Bey, 57. Alay’a ‘‘Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum’’ şeklinde taarruz emrini verdi. Düşman bu sırada Düztepe, Cesarettepe ve gerideki Merkeztepe dolaylarını işgal etmiş bulunuyordu.[34] Önce Yüzbaşı Ata Efendi komutasındaki 2. Tabur, 261 Rakımlı Tepe’de bulunan düşmana ve ardından Yüzbaşı Zeki Efendi komutasındaki 1. Tabur, 2. Tabur’un solunda 261 Rakımlı Tepe’yi kuşatacak şekilde Su Yatağı üzerinden düşmana saldırdı.[35] Su Yatağı’nda mevzilendirilen dağ bataryası da Kılıçbayırı’nda bulunan düşmana ateşe başladı. 1. Tabur da ihtiyat kuvveti olarak muharebe alanının yakınında bekliyordu. 57. Alay’ın düşmanın sol tarafına gerçekleştirdiği bu taarruz sonucu Anzak birlikleri geri atıldı ve Kılıçbayırı alındı. 57. Alay’ın taarruzuna kadar Kılıçbayırı’ndan Conkbayırı’na ilerlemekte olan Anzak birlikleri; 27. Alay’a bağlı 2. Tabur 8. Bölüğün Asteğmen İbradalı İbrahim Efendi komutasındaki 1. Takımı ve Asteğmen Mustafa Efendi komutasındaki 5. Bölüğü (çıkarma sonrası geriye kalan iki takımıyla 3. Tabur’a katılmıştı[36]) ile 3. Taburun Asteğmen Mithat Efendi komutasındaki 10. Bölüğü –toplamda 150 kişi kadar- tarafından tutulmuştu.[37]

            Saat 12.00 itibarıyla bölgede 5500 civarında Türk askerinin karşısında 10.000’in üzerinde Anzak askeri bulunmaktaydı.[38] 57. Alay’ın taarruzu ile düşmanın sağ tarafında 27. Alay rahatlayıp dikkatini Kanlısırt üzerinde toplayarak 12.00’de saldırdı ve düşman Merkeztepe’ye kadar geri atıldı. Bu saldırılar Mustafa Kemal Bey ve Şefik Bey’in beraber hareket etmesiyle gerçekleşti. 9. Tümen’e bağlı olan 27. Alay bu durumda fiilen 19. Tümen’e bağlı şekilde hareket ediyordu. Halil Sami Bey 27. Alay’ın sevk ve idaresini Mustafa Kemal Bey’e bırakarak bölgede birliklerin gücünün artmasını sağlamıştı. Bu sayede kendisi de artık tamamen Seddülbahir’deki muharebelere odaklanabilecekti.

            Bu sıralarda Halil Sami Bey tarafından gönderilen bir haberle Mustafa Kemal Bey’e düşmanın Kumtepe bölgesine bir çıkarma yaptığı belirtildi. ‘‘Bu bölgeye çıkacak olan düşman, Seddülbahir’deki Türk birliklerini arkadan kuşatabilir ve hatta batıdan doğuya doğru ilerleyerek Kilitbahir’e sarkabilirdi.’’[39] Bunun üzerine 27. Alay ve 57. Alay’a muharebeye devam emrini veren Mustafa Kemal Bey, tümenine bağlı 72. Alay’ın Maltepe’ye ve 77. Alay’ın Palamutluk Sırtı’na gitmesini bildirdi. Kendisi de 72. Alay’ın yanına giderken saat 13.00 civarına Bolayır’da bulunan ordu komutanının yanından yeni dönmüş olan Esat Paşa ile karşılaştı. Esat Paşa’nın raporun yazılı halini göstermesiyle birlikte düşmanın Kumtepe’de çıkarma yaptığına dair iletilen haberin doğru olmadığı anlaşıldı.[40] Hemen 77. Alay’a Palamutluk Sırtı’na gitmemesi emredildi. Neyse ki alay komutanı Binbaşı Saip Bey, Kemalyeri’nin güneyindeki sırtları Palamutluk Sırtı zannetmiş ve buraya yanaşmıştı.[41] Böylelikle iki yanlış bir doğru etmişti.[42] Mustafa Kemal Bey de Eğerli Tepe’ye gitmekten vazgeçerek Conkbayırı’na geri döndü.

            Öğleden sonraya gelindiğinde muharebeler devam etmekteydi. Düşman karaya asker ve top çıkarmaya devam ettikçe kıyıda daha da güçleniyordu. 1. Avustralya Tümeni (12 tabur) tamamıyla karaya çıkmıştı. Dolayısıyla bir an önce denize dökülmesi gerekiyordu. 2. Yeni Zelanda ve Avustralya Tümeni de karaya çıkmaya başlamıştı. Düşman 2. Filosu da bölgedeki 27. Alay ile 57. Alay birliklerini yoğun ateşe tutmuştu. 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa birliklerini düzenleyerek olası komuta sorunlarını ortadan kaldırdı. Kabatepe güneyinden Balıkçı Damları’nın kuzeyine kadar uzanan kıyı bölgesinin sorumluluğunu 9. Tümen’den alarak 19. Tümen’e verdi ve 27. Alay’ın sevk ve idaresini 19. Tümen sorumluluğuna dâhil ederek fiili durumu resmiyete çevirdi. Bu sayede her iki birlik de tamamen çarpışmakta oldukları bölgelerdeki muharebelere odaklanabilecekti.

            Mustafa Kemal Bey, 77. Alay’a 27. Alay’ın sol kanadına yanaşarak saldırıyı pekiştirmesini ve 72. Alay’a da 27. Alay’ın sağında bulunan 57. Alay’ın taarruzlarını desteklemesini emretti. Muharebe Kanlısırt’ı tutma amacını taşımaktaydı ve oldukça sert muharebeler yaşanmaktaydı.  Anzak birliğinin 18 taburuna karşılık 10 taburluk Türk birliği çarpışmaktaydı.[43] 16.00 sıralarında 57. Alay ve 27. Alay’ın koordineli taarruzu başladı. 27. Alay, Kanlısırt ve Kırmızısırt üzerinde yoğunlaştı. 1. Tabur tüm mevcuduyla Kanlısırt üzerine saldıracaktı.  3. Tabur’un iki bölüğüne 57. Alay’ın ilerleyerek yanına gelmesine kadar Mersin Sırtı’nı tutmak görevi verilmişti. Bu sayede 27. Alay ile 57. Alay arasındaki boşluk tıkanmış oluyordu.[44] Bu birlikler önemli ilerlemeler kaydetmiş ancak tabur komutanı Binbaşı Halis Bey yaralanmış ve bölük komutanları Asteğmen İdris Efendi ile Asteğmen Mustafa Efendi[45] şehit düşmüştü. Bunun üzerine başsız kalan iki bölüğün komutasını Tabur Kâtibi Muharrem Vehbi almış ve çarpışmalara devam etmişti.[46] Bu gibi durumlar çarpışma esnasında oldukça sık yaşanmaktaydı. Subaylarını kaybeden birliklerin dağılarak muharebe düzenini kaybetmemesi için birçok kahraman sorumluluk üstlenerek kritik anlarda önemli işler başarmıştır. Bu saldırıların sonucunda Kanlısırt tamamıyla ele geçirildi ve düşmanın sabah vakti ele geçirdiği toplar da geri alındı. Kırmızısırt’ta da kontrol sağlandı. 77. Alay da saat 15.30 sıralarında Albayrak Sırtı üzerine taarruza başladı. Birlikler Kavaktepe dolaylarında yoğun düşman makineli tüfek ateşine maruz kaldı. Bu kargaşada biraz fazla sola kayarak 27. Alay ile bağlantısını kaybetti.[47] 57. Alay ise Conkbayırı üzerinden başarılı taarruzlar gerçekleştirmekteydi. 72 Alay’dan gelen bir taburla taarruzunu takviye ederek saldırmaya devam eden 57. Alay birlikleri 18.00 sıralarında Düztepe’yi ele geçirdi.[48]

            Akşam olduğunda 77. Alay’ın birlikleri muharebe düzenini sağlayamayarak dağılmaya başlamış; Kanlısırt’ta muharebe etmekte olan 27. Alay birliklerine ve diğer komşu Türk birliklerine ateş açarak ve destek saldırısını yürütemeyerek karışıklığa ve zayiata sebep olmuşlardır. Bu birliklerin karanlıkta etraflarına gelişigüzel ateş etmeleri diğer birlikleri de şaşırtıp ortalığı karıştırıyordu. Alayın çoğunluğu Arap kökenli askerlerden oluşmaktaydı. Muharebe sırasında firar edip saklanarak komşu birliklere zorluk çıkartmış ve sonucunda sert eleştirilerle suçlamalara hedef olmuşlardır. Neticede, zor durumdaki Anzak birliklerini ciddi bir taarruz ile denize dökme şansı kaçırılmıştı. Bu olay ve düşman donanmasının şiddetli ateşi, çıkarmanın ilk vakitlerinden beri düşmanla çarpışmakta olan yorgun birlikler üzerinde moral bozukluğuna ve komuta kademesinde anlaşılmazlıklara sebep olsa da genel olarak Anzak birlikleri üstünde baskı kurulmuştu. Su Yatağı, Kemalyeri ve Kavaktepe’de bulunan Türk topçuları da (toplam 9 adet top) piyadeyi muazzam şekilde desteklemekte ve Anzak askerlerinin ilerleyişine izin vermemekteydi.

            Mustafa Kemal Bey, düşmanın gece karanlığından yararlanıp toparlanarak siper kazması ve çıkarmaya devam ederek yerini sağlamlaştırmasına fırsat vermemek için gece vakti taarruzlara devam etmiştir. Bazı mevziler ele geçirildi ancak gece karanlığında birliklerin kontrolü zayıflamıştı. 57. Alay, 180 rakımlı tepeyi ve 27. Alay da Kırmızısırt’ı ele geçirdi. 72. Alay ise düşmanın Karayürek Deresi’nin doğusuna geçişini engellemişti.[49] Ancak gündüz çarpışmalarında büyük fedakârlıklarla ele geçirilen Kanlısırt, bir hiç uğruna elden çıktı. Alayının sebep olduğu kargaşayı gören Yarbay Saip Bey, 27. Alay’a yardımcı olabilmek için yanındaki bölük kuvvetiyle Kanlısırt’a geldi. Burada 1. Tabur Komutanı Yüzbaşı İbrahim Efendi’ye taburunun tehlikede olduğunu, bu kadar az birlikle ancak Karayürek deresi doğu sırtlarını koruyabileceğini ve dolayısıyla taburu geri çekmek gerektiğini söyledi. Böylece 1. Tabur, 27. Alay’ın haberi olmadan Kanlısırt’tan geri çekildi. Neticede, sabahki çarpışmaların aksine gece taarruzları genelde başarılı olamadı ve düşman denize dökülemedi. Buna arazi şartları, yoğun düşman makineli tüfek ateşi ve 77. Alay’ın dağılmasıyla muharebe düzeninin sağlanamaması gibi sorunlar sebep olmuştur. Yine de Türk tarafı stratejik üstünlüğü sağlamıştı; bölgedeki hâkim sırtlar kontrol altındaydı. Kendilerinden sayıca ve teçhizat bakımından üstün kuvvetteki düşman karşısında Türk birlikleri büyük başarılar kaydetmişti.

            Anzak tarafı, hedeflerinin çok uzağında kalmışlardı ve muharebe azimleri kırılmıştı. Çıkarma esnasında birlikler ‘‘her yeri saran fundalıkla kaplı yamaç ve dar yarıklarla değil, Kabatepe’nin alçak kum tepecikleriyle karşılaşmayı bekliyorlardı.’’[50] Tanımadıkları arazide karışık şekilde ileri sürülen birlikler, güçlü Türk direnişiyle karşılaşarak genellikle savunma pozisyonunda kalmıştı. İlerlemenin istenildiği gibi yapılamaması sonucunda oldukça dar bir alanda kaldıkları için yerleşme, siper kazma, yaralıları sevk etme gibi hareket kabiliyetleri de son derece kısıtlıydı. Üst komuta kademeleri durumdan şikâyet ederek olası bir tahliyeyi tartışmaya başlamışlardı. Korgeneral Birdwood durumu Ian Hamilton’a bildirmiş ve Hamilton, birlikleri geri çekmenin 2 günü bulacağını söyleyerek tahliyeyi oldukça riskli bulmuş ve o meşhur talimatı vermiştir: ‘‘siper kazınız, kazınız, kazınız.’’

            Kara Muharebeleri’nde ilk gün ve gece muharebeleri sona erdiğinde bu bölgede çarpışan 8500 kişilik Türk birliklerinin zayiatı yaklaşık 2500 kişi ve 14.500 kişilik Anzak birliklerinin kaybı da 2000 civarındaydı.[51]

            İlk gün sonucunda her iki tarafın da oluşturduğu hatlar, 6 Ağustos’ta yapılacak olan ikinci Müttefik çıkarmasına kadar çok fazla değişmeden kalacaktır.

KAYNAKÇA

Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Harp Tarihi Yayınları, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1978

Mustafa Kemal Atatürk, Arıburnu Muharebeleri Raporu, yay.haz. İsmail Çakmak, Kopernik Kitap, 2018

Mehmet Kıbıl, Çıkarmadan Tahliyeye Arıburnu Anafartalar Muharebeleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017

Gürsel Göncü ve Şahin Aldoğan, Çanakkale Savaşı: Siperin Ardı Vatan: Türk Cephesinden 1915 Deniz ve Kara Muharebeleri, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2018

Edward J. Erickson, Gelibolu Osmanlı Harekâtı, çev. Orhan Düz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015

Stephen Chambers, Arıburnu Çıkarma, çev. İsmail Hakkı Yılmaz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012

Muzaffer Albayrak ve Tuncay Yılmazer, Sorularla Çanakkale Savaşı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2016

Haluk Oral, Arıburnu 2015, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012

Nuri Balcı, Çanakkale Savaşı; Deniz, Kara Savaşları ve Cephe Gerisi 1915, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2018

Vahdettin Engin ve Muzaffer Albayrak, Tarihin Akışını Değiştiren Savaş: Çanakkale 1915, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Yayınları, İstanbul, 2016

Peter Williams, Çanakkale Savaşı Kanlısırt Muharebesi 25 Nisan 1915, çev. Zuhal Bilgin, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2009

Naim Babüroğlu, Çanakkale Muharebeleri’nde Osmanlı ve Alman Komutanlarının Askeri Planları ve Alınan Sonuçlar, Doktora Tezi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya, 2016

Çanakkale Muharebeleri’nin İdaresi Komutanlar ve Stratejiler, ed. Lokman Erdemir ve Kürşat Solak, Çanakkale Valiliği, Çanakkale, 2015

Zekeriya Türkmen, 19’uncu Tümen Ceridesine Göre Çanakkale Muharebeleri’nde İlk Gün: 25 Nisan 1915 Kabatepe-Arıburnu-Conkbayırı Bölgesindeki Muharebeler, Askeri Tarih Araştırmaları Dergisi, sayı:16, Ağustos 2010, s.215-265

Murat Karataş, 27. Alay Harp Ceridesi, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Bahar-Güz 2008, s.1-14

Ahmet Yurttakal, Arıburnu Müdafaasında Bir Kahraman Lapsekili Asteğmen Muharrem, Lapseki Değerleri Sempozyumu, Ağustos 2008

Melike Bayrak, 25 Nisan 1915 Çanakkale Kara Muharebeleri, geliboluyuanlamak.com, 2009


[1] Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanı, Orgeneral Çobanlı. Müstahkem Mevkii Komutanlığı Kurmay Başkanı, Yarbay Selahaddin Bey (Tümgeneral Adil) idi.

[2] ‘’Australian and New Zealand Army Corps, A.N.Z.A.C. (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu)’’

[3] 3. Kolordu Kurmay Başkanı, Yarbay Fahrettin Bey (Orgeneral Altay) idi.

[4] İtilaf Kuvvetleri’nin yarımadanın Kuzey tarafındaki tahliyeyi tamamladığı 20 Aralık 1915 tarihine kadar bölgede çeşitli çarpışmalar yaşanmıştır. Ancak Arıburnu Cephesi, 6 Ağustos 1915’te gerçekleşen ikinci çıkarma sonrasında açılan Anafartalar Cephesi ile birleşmiştir. Dolayısıyla ‘’Arıburnu Cephesi Muharebeleri’nin 25 Nisan-6 Ağustos 1915 tarihlerinde gerçekleştiği’’ söylemi daha doğru olacaktır.

[5] Mehmet Kıbıl, Çıkarmadan Tahliyeye Arıburnu Anafartalar Muharebeleri, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2017, s.40

[6] Kıbıl, a.g.e., s.45

[7] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Harp Tarihi Yayınları, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1978, s.96

[8] 9. Tümen Kurmay Başkanı, Binbaşı Hulusi Bey (Albay Conk) idi.

[9] Mustafa Kemal Atatürk, Arıburnu Muharebeleri Raporu, yay.haz. İsmail Çakmak, Kopernik Kitap, 2018, s.31

[10] 2. Tabur doğrudan 9. Tümen komutanlığına bağlıydı. Bkz. Murat Karataş, 27. Alay Harp Ceridesi, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Bahar-Güz 2008, s.2

[11] Çıkarma yapılan alan, böylesi bir harekât için coğrafi olarak pek uygun değildi. Dolayısıyla düşman çıkarması, şartları daha uygun olan Kabatepe sahillerinde beklenmekte ve kuvvetler buralarda yoğun olarak bulunmaktaydı. Bu sebeple bölge sadece bir bölüklük kuvvet tarafından tutulmaktadır.

[12] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.93

[13] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.91

[14] Naim Babüroğlu, Çanakkale Muharebeleri’nde Osmanlı ve Alman Komutanlarının Askeri Planları ve Alınan Sonuçlar, Doktora Tezi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya, 2016, s.219

[15] Kıyı savunma hatlarını zayıf birliklerle tutup ihtiyat birliklerini arkada bulundurarak çıkarmalara göre saldırmak ve kuvvetleri takviye etmek. Liman Paşa, kıyıya yakın yerleştirilen birliklerin donanma ateşinden etkileneceğini düşünerek kuvvetleri geride bırakma kararını almıştı. Bu plan Türk komutanların (özellikle Mustafa Kemal Bey, Halil Sami Bey, Cevat Paşa, Esat Paşa gibi) hazırlamış olduğu savunma planını tamamen değiştirerek yapılmıştı. Türk komutanlar, bu planı, düşmanın karaya çıkıp yerleşmesine imkân tanıdığı için eleştirmişlerdir. Onlara göre, çıkarma anı düşmanın en zayıf olduğu andı ve bu hareket kıyıda karşılanarak birlikler karaya çıkmadan imha edilmeliydi. Aksi takdirde düşman birlikleri karaya çıkıp yerleşecek ve geri atılmaları çok zorlaşacaktı.

[16] Muzaffer Albayrak ve Tuncay Yılmazer, Sorularla Çanakkale Savaşı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2016, s.68

[17] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.100

[18] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.99

[19] Gürsel Göncü ve Şahin Aldoğan, Çanakkale Savaşı: Siperin Ardı Vatan Türk Cephesinden 1915 Deniz ve Kara Muharebeleri, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2018, s.41

[20] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.102

[21] Göncü ve Aldoğan, a.g.e., s.42

[22] Vahdettin Engin ve Muzaffer Albayrak, Tarihin Akışını Değiştiren Savaş: Çanakkale 1915, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Yayınları, İstanbul, 2016, s.73

[23] Kıbıl, a.g.e., s.69

[24] Karataş, a.g.m., s.7

[25] Göncü ve Aldoğan, a.g.e., s.43

[26] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.105

[27] 5. Ordu Kurmay Başkanı, Yarbay Kazım Bey (Korgeneral İnanç) idi.

[28] Liman Paşa, savunma planlamasında, düşmanın çıkarma yapabileceği yerler arasında Gelibolu yarımadasında Bolayır bölgesini ve Anadolu yakasında Beşiğe Limanı’nı kilit nokta olarak düşünmekteydi. Bu yüzden savunma kuvvetinin ağırlığını buralarda yığmıştı. Bu Türk komutanların görüşüyle çelişiyordu. Kendisi ilk günün sonuna gelindiğinde dahi ısrarla bölgeden ayrılmayıp gösteriş çıkarmalarını izlemeye devam etmişti. Bu yüzden Seddülbahir ve Arıburnu’nda kanlı çarpışmalar yaşanırken ve durum oldukça kritik haldeyken bu bölgedeki birlikleri uzun süre kıpırdatmamıştı.

[29] 19. Tümen Kurmay Başkanı, Binbaşı İzzettin Bey (Orgeneral Çalışlar) idi.

[30] Atatürk, a.g.e., s.32

[31] Atatürk, a.g.e., s.34

[32] Kıbıl, a.g.e., s.85

[33] Mustafa Kemal Paşa’nın 1918 yılında Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşmeden. ‘‘Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat’’

[34] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.110

[35] Haluk Oral, Arıburnu 1915, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2012, s.282

[36] Karataş, a.g.m., s.7

[37] Göncü ve Aldoğan, a.g.e., s.44

[38] Babüroğlu, a.g.t., s.222

[39] Kıbıl, a.g.e., s.99                                                           

[40] Atatürk, a.g.e., s.42

[41] Kıbıl, a.g.e., s.104

[42] Göncü ve Aldoğan, a.g.e., s.46

[43] Edward J. Erickson, Gelibolu Osmanlı Harekâtı, çev. Orhan Düz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, s.84

[44] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.116

[45] Nuri Balcı, Çanakkale Savaşı; Deniz, Kara Savaşları ve Cephe Gerisi (1915), Remzi Kitabevi, İstanbul, 2018, s.218

[46] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.116

[47] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.117

[48] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 2. Kitap, s.115

[49] Atatürk, a.g.e., s.74

[50] Stephen Chambers, Arıburnu Çıkarma, çev. İsmail Hakkı Yılmaz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2012, sf.36

[51] Göncü ve Aldoğan, a.g.e., s.60

Ayrıca Kontrol Et

Sir Edward Grey

Grey’in, Sir Henry Campbell-Bannerman tarafından Dışişleri Bakanı olarak atanmasıyla- 1905 yılında- politik kariyeri yükselişe geçmiştir. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir