Pazartesi , Eylül 21 2020

19 Mayıs Taarruzu

Yayına Hazırlayan: Nurşah Gökçe ÇAKI

19 Mayıs Günü Öncesinde Cephedeki Durum ve Taarruz Hazırlıkları

Türk birlikleri, çıkarmanın yapıldığı 25 Nisan gününden itibaren geçen süreçte Anzak birlikleri karşısında başarıyla direnip ilerleyişlerini durdurarak onları dar bir alanda barınmak zorunda bırakmıştı. Anzak birlikleri, kontrol sağlamayı hedefledikleri Conkbayırı-Kocaçimentepe hattından uzakta kalmışlardı ama mümkün olduğunca çok sayıda Türk birliğini bölgede oyalama planları başarıyla işlemeye devam etmekteydi. İşgal ettikleri alanlarda güçlü tahkimat kurarak mevzilerini sağlamlaştırmakla uğraşıyorlardı.

Başkomutanlık ve 5. Ordu Komutanlığı, düşman birliklerinin daha fazla yerleşmeden denize dökülmesi gerektiğini düşünmekteydi. Başkomutan Vekili Enver Paşa, bu amaç doğrultusunda cepheyi İstanbul’dan gönderilecek taze bir tümenle (2. Tümen) takviye edebileceğini Mayıs ayı başında ordu karargâhına bildirdi. Genel Karargâh, çeşitli askeri ve siyasi sebeplerden dolayı bir an önce kesin sonuca ulaşmak istiyor ve bu doğrultuda baskı yapıyordu. Bunun bir diğer sebebi de 5. Ordu Komutanı Müşir (Mareşal) Liman (von Sanders) Paşa’nın Enver Paşa’ya gönderdiği raporlarda cephedeki vaziyeti çok iyimser şekilde anlatması ve takviyelerle gerçekleştirilecek bir taarruzun başarısına dair güvence vermesiydi. Bu gelişmeler üzerine 5. Ordu Kurmay Başkanı Yarbay Kazım (İnanç) Bey, ordu komutanını atlayarak Enver Paşa’ya yazdığı mektupta Liman Paşa’nın yazdıklarıyla uyuşmayan ifadeler kullanmış, taarruzların durdurulmasını istemişti. ‘‘Rica ederim, dokuz günden beri arka arkaya yapılan hücumlara artık bir son verilsin. … Düşman, ilk çıkarmada elde ettiği küçük arazi parçalarından şimdiye kadar fazla ilerleyememiştir. Daha çok bizi taarruza zorlayarak zayıf düşürmek istiyor. … Muharebe bölgesindeki kuvvetler birbirine öyle karışmıştır ki böyle soluk almaksızın yapılagelen devamlı taarruzlarla bunların düzenli bir şekle ve birlik hâline getirilmeleri olanaksız bir ölçüye girmiştir.’’[1] 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) Bey de Enver Paşa’ya Alman komutanları ve Liman Paşa’nın savunma düzeni ile komuta sistemini eleştiren bir mektup göndermiş ve kendisinin bizzat komutayı ele almasını önermişti. ‘‘Bizzat buraya teşrif eder, vaziyet-i umumiyemizin icabatına göre bizzat sevk ve idare etmeniz münasip olur kardeşim.’’[2] Bu gelişmeleri müteakip, 11 Mayıs günü Başkomutan Vekili Enver Paşa, durumu kendi gözleriyle görmek üzere cepheye geldi ve muharebe alanlarında gözlemde bulundu. İstanbul’a dönüşünün ardından 13 Mayıs’ta 5. Ordu Komutanlığı’na Arıburnu Cephesi’nde Kuzey Grubu’nun gerçekleştireceği genel bir taarruz yapılmasını isteyen emrini gönderdi. Enver Paşa, bu bölgedeki muharebeleri son döneminde görmüş ve düşmanı her an kolaylıkla denize dökülecek bir durumda kabul etmişti.[3]

Türk komutanların çoğu, özellikle alt rütbedeki subaylar, yeni bir genel taarruz konusunda tereddütlüydü. Muharebelerin içinde olup savaş alanı, asker ve teçhizat durumu vb. konularda daha detaylı ve net bilgilere sahip olan alay ve tabur komutanları taarruz fikrine karşıydı. Ancak görüşleri dikkate alınmadı. Kuzey Grup Komutanı Mirliva (Tuğgeneral) Esat (Bülkat) Paşa ile Liman Paşa arasında gerçekleşen muhaberelerde Esat Paşa’nın da pek taarruz taraftarı olmadığını, ihtiyatlı davrandığını görürüz. ‘‘Taze bir tümen verilmesi halinde Allah’ın yardımı ile başarı sağlanması oldukça umulur.’’[4] Esat Paşa’nın 14 Mayıs tarihli raporundaki görüşlerinden tatmin olmayan Liman Paşa, 15 Mayıs günü yanındaki Alman subayı Binbaşı Rayman aracılığıyla gizlice taarruz taraftarı olduğunu düşündüğü Mustafa Kemal Bey’e taarruzun başarısını garanti edip edemeyeceğini sormuştur. Mustafa Kemal Bey, başarı garantisi vermemekle birlikte, gerekli hazırlıklar yapılarak zaman kaybetmeksizin taarruz edilmesi gerektiği ancak bu kararın daha yüksek komuta kademesine ait olduğu cevabını vermiştir.[5] Bu görüşmeyi öğrenen Esat Paşa, kolordusunun komutası altındaki tümen komutanına kendisi atlanarak böyle bir öneride bulunulmasından rahatsız olmuş; Liman Paşa’ya bu doğrultuda görüşlerini iletmiş ve taarruzu kendisinin yöneteceğini bildirmiştir.

Arıburnu Bölgesi’ndeki tüm birlikler çıkarmanın ilk gününden itibaren fiilen 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal Bey tarafından sevk ve idare edilmekteydi. Bu durumu savaş hali oluşturmuş ve o kargaşada müdahale edilememişti. Mustafa Kemal Bey, ‘‘Arıburnu Kuvvetleri Komutanı’’ sıfatıyla, yaşına rağmen ve rütbesine göre komuta yetki ve kabiliyetinin çok üstünde olan kolordu seviyesindeki birlikleri son derece başarıyla idare etmekteydi. Arıburnu Kuvvetleri içinde 19’uncu ve 5’inci Tümenlerin tamamı ile 9’uncu, 11’inci, 16’ncı ve 3’üncü Tümenlere mensup bazı birlikler bulunuyordu. Bu birlikler üç kol halinde hareket etmekteydi.[6] Fakat cepheye gönderilen takviye tümenlerinin bölgeye ulaşmasıyla birlik sayısı daha da artacaktı. Cephede birçok farklı tümene bağlı birlikler bulunmaktaydı. Buna takviye birliklerinin bölgeye parça parça gönderilmesi sebep olmuştu. Bu yüzden çeşitli komuta ve iletişim sorunları çıkıyor ve özellikle lojistik işlerinde sıkıntılar yaşanıyordu. Mayıs ayının ilk döneminde cephedeki hareketlilik, birtakım mevzii çarpışmaları ve tahkimat hazırlıkları şeklinde gelişmişti. Bu kısmen sakin ortam, birlikleri düzenlemeye fırsat yaratmıştı.

5. Ordu’nun 5 Mayıs tarihli emriyle tüm Çanakkale Cephesi’nde düzenlemeye gidildi; bölgeler sınırlandı ve gruplar oluşturuldu.[7] Gerekli işlemlerin tamamlanması 17 Mayıs’ı buldu. Tüm Arıburnu ve Anafartalar bölgelerini kapsayan ‘‘Kuzey Grup Komutanlığı’’ oluşturuldu ve komutasına 3. Kolordu Komutanı Mirliva Esat Paşa getirildi. 15 Mayıs günü 19. Tümen Komutanlığı’nın toplu sevk ve idaresi ile tümene bağlı kol komutanlıkları kaldırıldı. 17 Mayıs’ta Esat Paşa Maltepe’deki karargâhını kaldırarak Kemalyeri’ne geldi ve Mustafa Kemal Bey’den komutayı devralarak karargâhını burada kurdu. Bunun üzerine Mustafa Kemal Bey tekrar 19. Tümen Komutanlığı görevine dönerek karargâhını Conkbayırı yakınlarında bir yere taşıdı. Bölgedeki tümenler kendi kuruluşları ve komutanlarıyla cephedeki yerlerini aldılar ve Kuzey Grubu emrine girdiler. Kuzey Grubu’nun sorumluluk alanı kuzeyde Despot Limanı’ndan güneyde Kumtepe’ye kadar uzanıyordu. Grup emrindeki birlikler ise; 19’uncu, 5’inci ve 16’ncı Tümenlerin tamamı ile 3’üncü, 7’nci, 9’uncu ve 15’inci Tümenlerden bazı birlikler ve Gelibolu Jandarma Taburu idi.[8] (Bu birliklere 18 Mayıs günü cephe hattına gelen 2. Tümen de dâhil olacaktır.) 19’uncu, 5’inci ve 16’ncı Tümen birlikleri ile 3’üncü, 7’nci, 9’uncu ve 15’inci Tümenlere bağlı bazı birlikler Ağıldere-Kabatepe kuzeyi arasında ve Arıburnu bölgesinde bulunuyorlardı. 77. Alay (bir tabur eksik olarak) ‘‘Kabatepe Müfrezesi’’ ismiyle Kabatepe Kuzeyi-Çamtepe kıyı şeridinde, 45. Alay’ın 3. Taburu ‘‘Kumtepe Müfrezesi’’ ismiyle Çamtepe-Kumtepe arasındaki kıyılarda görevliydi. Gelibolu Jandarma Taburu ise Despot Limanı-Ağıldere arasındaki kıyılardan sorumluydu.[9]

Yapılacak taarruz için ayrılıp gönderilen ve saldırının esas gücünü teşkil edecek olan Miralay (Albay) Hasan Askeri (Yücekök) Bey komutasındaki 2. Tümen’in İstanbul’dan hareketi 11 Mayıs’ta başlamış ve ilk kademenin 13 Mayıs’ta Akbaş’a ulaşmasını müteakip 16 Mayıs’ta tüm muharip birliklerin Akbaş’a çıkarılması son bulmuştu.[10] Tümen, Sarafim Çiftliği alanında toplanmaktaydı. 18 Mayıs günü öğleden sonra buradan taarruz edeceği mevzilere girmek üzere hareket edecekti.[11] Fakat birlikler cepheye yeni gelmişti ve muharebe edecekleri alanı tanımıyorlardı. 17 Mayıs günü akşama doğru tümen komutanı ile piyade ve topçu alay komutanları ve ertesi gün (18 Mayıs) sabahı tabur komutanları Kuzey Grubu Karargâhı’na giderek Esat Paşa tarafından taarruz hakkında bilgilendirilecekti. Tümen topçularının Kayaltepe-Eğertepe bölgesine mevzilendirilmesi kararlaştırıldı.[12] Ancak topçu mermisi kısıtlıydı ve bataryalara mermilerin sayılı kullanılması emredilmişti.

Taarruzun amacı, düşman birliklerine son darbeyi vurarak onları denize dökmek ve Arıburnu Cephesi’nden tahliyenin gerçekleşmesini sağlamaktı. Böylece burada bulunan Türk birlikleri yarımadanın güneyine gönderilecek ve Seddülbahir Cephesi’ndeki muharebelere odaklanılacaktı. Taarruz hazırlıkları, sessizlik halinde ve düşman birliklerine fark ettirilmeden yürütülmeye çalışılıyordu. Bu hazırlıklardan Anzak birliklerinin haberi olabileceğine yönelik bir kanı yoktu. Anzak birliklerinin zor durumda olduğu düşüncesiyle kolayca başarı sağlanabileceği düşünülüyordu. Türk tarafı üst komuta kademesi, düşman birliklerinin durumunu yanlış değerlendirmiş, onları hafife almıştı. Oysaki Anzak birlikleri, hava keşifleri sayesinde Türk tarafındaki hareketliliği fark etmişti. Gerekli önlemleri almış bulunarak hazır halde Türk askerlerinin gerçekleştireceği saldırıyı bekliyorlardı. Aynı zamanda bulundukları arazide iyice toprağa gömülmüş ve güçlü tahkimat kurmuşlardı. Siperleri çeşitli kum torbalarıyla mazgallanmıştı ve teknik hesaplamalar yapılarak siperlere yaklaşan yolları etkili şekilde ateş altına alabilecek makineli tüfek mevzileri kurulmuştu.[13] ‘‘…çıkarma yaptığımız günden itibaren … Avustralyalıların tutundukları 2 ve 3 numaralı mevzi kısımları sürekli bir tüfek ateşi altında bulundurulmakta idi. Fakat 18 Mayıs’ta bu ateş birdenbire kesildi. Bu ani ve alışılmadık sükûn bizi şüpheye düşürmüştü … büyük düşman kuvvetlerinin toplanmakta olduğu ve Akbaş Limanı’na önemli kuvvetler çıkarıldığı bildiriliyordu … cephede bulunan iki tümene Türk taarruzunu karşılamak için hazır bulunmaları emredildi.’’[14] Kara topçusu desteğinin yanı sıra donanmanın güçlü ateş desteği de Türk birlikleri üzerinde çok etkili olmaktaydı.

17 Mayıs tarihli ordu emrinde taarruzun 19 Mayıs sabahı saat 03.30’da başlayacağı bildirildi. Taarruzun asıl vurucu gücü olan 2. Tümen, 18 Mayıs akşamı 19.30’da Sarafim’den Kuzey Grubu’na hareket ederek taarruz edeceği mevzilere girecekti. Taarruza kalkacak tüm birlikler saat 02.00 sıralarında ileriye sürülmüş olacaktı. Baskın etkisinin korunması için birliklerin sessizce hareket etmeye önem vermesi gerektiği bildirilmişti. Topçu ateşi de piyadeyi destekleyecekti. [15] 18 Mayıs tarihli Kolordu (Kuzey Grubu) emrine göre: 19. Tümen kuzey (sağ) kanatta, 5. Tümen merkezde ve 16. Tümen güney (sol) kanatta saldıracaktı. Taarruz sırasında mevziiye girecek olan 2. Tümen de merkez ve sol kanat arasında görev alacaktı. Kabatepe Müfrezesi, bir taburu ile 16. Tümen’i sol kanadından destekleyecekti. Birliklerin düşman siperlerine girmesini müteakip İsmailoğlu Tepesi ve Kabatepe’de konuşlanan bataryalar, top ateşini düşmanın gerilerdeki tahkimatı üzerine yöneltecekti. 33. Alay kolordu ihtiyatı olarak karargâh dolaylarında kalacaktı.[16] Taarruza, Kilye önlerinden yapacakları aşırtma atışlarıyla Barbaros ve Turgutreis muharebe gemileri de destek verecekti. Bu gemiler için Lala Baba Tepesi’nde bir gözetleme yeri kurulmuştu.[17]

Kuzey Grubu’nun taarruza kalkacak muharip asker mevcudu şu şekildeydi:[18]

Birlik Tabur Mevcut
19. Tümen 13 10.986
5. Tümen 8 6000
2. Tümen 9 10.946
16. Tümen 12 13.400
77. Alay 3. Tabur 1 800
Toplam 43 42.112

Anzak birliklerinin durumu ise şu şekildeydi: Birlikler, Arıburnu’nun bir kilometre doğusunda, Çataldere’nin 300 metre kadar güneyindeki Küçüktepe’den başlayarak kuzeye doğru Kanlısırt – Kırmızısırt – Merkeztepe – Korku Deresi’nin kaynak kısmından geçerek 122 Rakımlı yarlarda konuşlanmıştı.[19] 1’inci, 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü Avustralya Tugayları ile Yeni Zelanda Atlı Piyade Tugayı’na[20] mensup birlikler olmak üzere muharip asker mevcudu 17.356’ydı ve 43 namluluk topçu desteği vardı.[21]

19 Mayıs Türk Taarruzu

Taarruz harekâtı, baskın şeklinde planlanmıştı. Anzak birlikleri hazırlıksız şekilde yakalanarak kıyılara sürülecekti. Düşman donanma ateşinin etkisinden korunabilmek için hedefler gün ağarmadan önce ele geçirilmeliydi. Tümenler birbiriyle iletişim halinde ve yardımlaşarak hareket etmeliydi. Taarruz cephesi 3,5 kilometrelik bir alandı ve toplamda 42.000 kişilik tümenler bu kadar bir alanda muharebe etmek zorundaydı. Metre başına 14 kişi düşüyordu.[22]

Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) Bey komutasındaki 19. Tümen Cephesi / Kuzey (sağ) Kanat

64. Alay, Cesarettepe dolaylarından başlayarak Yükseksırt üzerinden Haintepe ekseninde düşman mevzilerine saldıracaktı. 57. Alay, Kömürkapı Deresi ile Boyun Noktası arasındaki alanda (Bombasırtı) düşmana hücum edecekti. 72. Alay, 64. Alay’ın gerisinde ve 27. Alay ile 45. Alay’a bağlı 3. Tabur da 57. Alay’ın gerisinde ihtiyat kuvveti olarak harekete hazır halde bekleyeceklerdi. Cesarettepe’nin güneydoğusundaki sırtta bulunan batarya ile Cesarettepe’de bulunan topçu takımı piyadeyi destekleyecekti.[23] 64. Alay’dan 30 kişilik bir fedai müfrezesi, Haintepe üzerine taarruz başladığında ileriye sızıp Arıburnu İskelesi’ni ele geçirecekti. Aynı şekilde 57. Alay’dan bir fedai müfrezesi de düşman birliklerinin arasından sızıp Korku Deresi’ne ilerleyerek çekilen düşmanın gerisini kesecekti.[24] İstihkâm Bölüğü, engelleri temizleyip hücumun gelişmesini kolaylaştırmak üzere birinci hat birlikleri emrine dağıtılmıştı.[25] Tümen cephesi oldukça sert ve karışık bir arazi yapısına sahipti ve hücumlar kıyılara doğru inen dik yamaçların meydana getirdiği sarp uçurum kenarlarında yapılacaktı.[26] Bölge düşman donanma bombardımanına çok elverişliydi.

Taarruz vaktinin gelmesiyle birlikte 64. Alay ve 57. Alay birlikleri öne atıldı. 64. Alay sağ kanatta düşman siperlerini temizleyerek yerleşmeye başladı. 57. Alay’ın 2. Taburu ile 3. Taburu da merkez ve sağ kanatta ilerleme kaydetti. Alayın sol kanat birlikleri de muharebeye tutuşmuş ancak geride kalmışlardı. ‘‘57. Alay sağ kanat ve merkezinde bulunan 3. ve 2. Taburları düşmandan zapt ve işgal ettikleri siperlerden daha ileri hareket gücüne sahiptir. Ancak sol kanattaki 1. Tabur ve 5. Tümen harekâtının ilerleyememesi nedeniyle şimdilik bulunduğu hatta kalıyor.’’[27]  Üst üste tekrarlanan hücumlara rağmen vaziyet gün ağarıncaya kadar değişmedi.[28]

Günün ağarmasıyla birlikte donanma ateşi de tüm tümen cephesinde etkisini arttırmıştı. 57. Alay’ın sol kanadının geride kalması, 5. Tümen’e bağlı 14. Alay’ın ilerleyişini olumsuz etkiliyor; bu sebeple 5. Tümen’in Boyun Noktası – Merkeztepe hattında tıkanıp kalması da 57. Alay’ın ilerlemesini önlüyordu. Böylece alaylara bağlı birlikler yan ateşlerin etkisinde kalıyordu. 64. Alay başta ilerleme kaydetmişti ancak düşman çapraz ve yan ateşleri Haintepe üzerine giden birlikleri olumsuz etkilemekteydi. Bu sebeple birlikler işgal ettikleri mevzileri boşaltarak eski mevzilerine dönmek zorunda kaldı. Tümen ihtiyatları olan 72. Alay (2 taburlu) sağ kanada (64. Alay cephesi), 45’inci ve 27’inci Alayların 3. Taburları da sol kanada (57. Alay cephesi) yanaştırılarak hücumlar takviye edildi. Mustafa Kemal Bey de taarruz kademelerine yaklaşıp ateş hattında emirler vererek birlikleri coşturmaya çalışıyordu. Zaman ilerledikçe zayiat artmaya devam ediyor fakat buna karşılık ilerleme kaydedilemiyordu. Yan ateşlerin etkisiyle geri çekilen 64. Alay birliklerinin yanında çarpışan 57. Alay 3. Tabur birlikleri de aynı sebeple geri çekilmek zorunda kalıyordu. Düşman karşı taarruzları da başladı ve takviyelerle tekrarlandı. Ancak birlikler Türk siperlerine ulaşamadan geri püskürtüldü. Taarruzlar durdurulduktan sonra tümenin başarısından elde kalan sadece 57. Alay 2. Tabur’un zapt ettiği siperler olmuştu.[29]

Miralay Hasan Basri (Somel) Bey komutasındaki 5. Tümen Cephesi / Merkez Kuzey Kanat

 14. Alay, Boyun Noktası ve 13. Alay da Merkeztepe’deki düşman mevzilerine saldıracaktı. 15. Alay ise ihtiyat kuvveti olarak geride kalacaktı.

Taarruz vaktinden önce başlayan 2. Tümen cephesindeki ateş sesleri buradaki düşmanı da harekete geçirmişti. Heyecanlanan ön hat birlikleri erkenden ileriye atılmak istemişse de Tümen Komutanı Hasan Basri Bey cephe hattına yetişerek kontrolü sağladı. Taarruza kalkıldığında hazır halde beklemekte olan düşman birliklerinin yoğun makineli tüfek ve piyade ateşiyle karşılaşılmasına rağmen hücumlar sürdürülmeye çalışıldı. 14. Alay’ın özellikle sağ kanat birlikleri düşman siperlerine girmeyi başardı. Ancak 19. Tümen’e bağlı 57. Alay’ın sol kanadının geride kalması dolayısıyla birliklerin kanadı açıkta kalmıştı ve düşman makineli tüfek ateşi her iki alay birlikleri üzerinde çok etkili oluyordu. Cephe hattına yakın olan Hasan Basri Bey taarruzu ihtiyat kuvvetleriyle takviye etti ve kendisi de bu bölgeye gelerek hücumun idaresini eline aldı.[30] Ancak yine aynı sebepten ötürü birlikler daha fazla ilerleyemediler. Her iki alay da birbirlerinden ilerleme beklemekteydiler. 13. Alay birliklerinin düşman ateşine çok elverişli bir alanda başlattıkları hücumları ise karşı siperler önünde kırıldı. Takviyelerle sürdürülen hücumlara rağmen gün ağarana kadar vaziyet değişmedi.

Gün ağardığında tümen birlikleri düşman siperlerine bitişik ve ateşe açık bir alanda yayılmış haldeydi. Grup Komutanlığı, Boyun Noktası-Merkeztepe hattının ele geçirilmesi ve komşu tümenlerin yolunun açılması konusunda baskı yapıyordu.[31] İhtiyat birlikleri öne sürüldü ve özellikle 13. Alay cephesinde Merkeztepe ekseninde taarruzlar yinelendi. Fakat düşman yoğun makineli tüfek ateşi karşısında bir sonuç alınamadı.

Miralay Hasan Askeri (Yücekök) Bey komutasındaki 2. Tümen Cephesi / Merkez Güney Kanat

Bu tümen saldırının asıl vurucu gücüydü. 1. Alay ve 5. Alay, Kırmızısırt-Kanlısırt üzerinden Yeşiltarla istikametinde düşman mevzilerine saldıracaklardı. 6. Alay ihtiyat kuvveti olarak geride kalacaktı.

Taarruz vaktinden önce mevziiye girip yerleşen tümen birlikleri sessizliği sağlayamayarak çok gürültü yapmış ve düşmanı vakitsiz uyandırmışlardı. Başlayan düşman ateşine ön hattaki birliklerin karşılık vermesi ve ateşin taarruz vaktine kadar devam etmesi sebebiyle hücumun baskın etkisi ortadan kalkmış oldu. Tümen cephesinin oldukça dar olması iki alaylık bir kuvvet için sorun teşkil etmekteydi. Birlikler çok sıkışık bir alanda birbirine karışmış vaziyetteydi. Bu durum subayların birlikler üzerindeki kontrolünü olumsuz etkiliyordu ve kargaşaya sebep oluyordu. Aynı zamanda birlikler ve subaylar araziyi tanımıyorlardı ve düşmanın durumunu da tam olarak bilmiyorlardı.

Taarruz vakti geldiğinde hücumlar tüm çabalara rağmen gelişemedi ve ağır zayiat verildi. ‘‘Dar hendeklerde üst üste sıkışmış bulunan birlikler ileriye atılmak isterken birbirlerine girmiş, diğer irtibat hendeklerine düşmüş ve ileride asıl siperlere vardıkları zaman da nereye geldiklerini ve hangi istikamette hareket edeceklerini şaşırmıştı. Birbirine ateş eden birlikler vardı.’’[32]  Borazan ile trampet takımlarına hücum borusu çalmaları emredildi. Tümen bandosu marşlar çalarak hücumun gücünü arttırmaya çalışıyordu.[33] Hasan Askeri Bey bu kargaşayı ortadan kaldırmak için öne sürülmüş olan ihtiyat alayını (6. Alay) toparladı ve taburları taarruz yapılan yanlardan Kırmızısırt’ın etrafındaki dere yataklarına kaydırdı. Buradaki amacı, yanlardan baskı kurarak düşman birliklerini şaşırtmak ve merkezde tıkanan hücumları kolaylaştırmaktı.[34] Yanlardan açılan düşman makineli tüfek ateşi, merkez birlikleri üzerinde çok tehlikeli olmaktaydı. Bu doğrultuda ilerlemeler kaydedildi. İlerleyen süreçte hücumlara devam edildi fakat sonuç alınamadı. Ağır zayiat verilmişti. Hasan Askeri Bey saat 05.00 civarında durumu ‘‘hücumların durduğu, tüm ihtiyatların harcandığı, taarruz olanağının kalmadığını ve bulunulan hatlarda tutulmasına çalışılacağı’’ şeklinde Kuzey Grubu’na bildirdi.[35]

Saat 08.00 civarında tümenin taarruz yapacak gücü kalmamıştı ve grup cephesindeki en büyük zayiat burada görülmekteydi. Devam eden süreçte Tümen birlikleri geri çekilerek eski mevzilerine yerleşti.[36]

Miralay Mehmet Rüştü (Sakarya) Bey komutasındaki 16. Tümen Cephesi / Güney (sol) Kanat

 47. Alay, Kanlısırt üzerinden ve 48. Alay da Albayrak Sırtı üzerinden düşman mevzilerine saldıracak ve 77. Alay’ın 3. Taburu Süngü Bayırı istikametinde yardımcı olacaktı. 125. Alay ise ihtiyat kuvveti olarak geride kalacaktı.

Tümen birlikleri oldukça düzenli ve sessiz bir şekilde hazırlıklarını tamamlamış halde taarruz vaktini beklemekteydi. Ancak 2. Tümen cephesinden gelen ateş sesleri ile boru ve bando sesleri neticesinde düşman birliklerinin de harekete geçmesiyle burada da taarruz, baskın etkisini kaybetmiş oldu. Tümenin taarruza kalkacağı mevziler ile düşman mevzileri arasında geniş bir mesafe vardı. Karanlıkta ileri atılan taarruz kademelerinin bu arazide kolaylıkla ilerleyebilmesi tümen komutanlığınca harekâtın başarılı yürüdüğü kanısıyla yorumlanmıştı.[37] Oysaki tümen cephesinde yalnızca bir bölük düşmanın ilk siperlerine girmeyi başarabilmişti. Tüm çabalara rağmen birlikler düşman siperleri önünde kalarak ilerleme kaydetmekte çok zorlandı ve ağır zayiat verildi. Tazelenen hücumlar sonuç vermedi. Kabatepe’den düşmanın güney kanat ucundaki kıyı siperlerine saldıran 77. Alay 3. Tabur da sert düşman ateşiyle karşılandı. Beklemediği bu yoğun ateş sonrası takviye edildiyse de hücum düzeni bozuldu ve devam eden saldırılar sonuç vermedi.[38]

 Günün ağarmasıyla vaziyet iyice açığa çıkmıştı. 2. Tümen’in çekilmesiyle 47. Alay Kanlısırt’ta tehlikeli duruma düştü, şiddetli yan ateş hareketi ve alanda tutunmayı olumsuz etkiliyordu. 48. Alay ve 125. Alay da düşman bombardımanına açık vaziyetteydi. Tekrarlanan taarruzlara rağmen sonuç alınamadı. Saat 10.00 civarında tümen harekâtının durmasıyla birlikler toparlanmak üzere eski mevzilerine çekilmeye başladı.[39]

Taarruz Harekâtının Sonuçları

Kuzey Grubu Komutanlığı’nın emriyle saat 10.00’dan itibaren tüm grup cephesinde taarruzlar durduruldu. Bulunulan hatlarda tahkimat yapılması ve olası düşman saldırıları karşısında geri adım atılmaması emredildi. Ağır zayiat vermiş olan 2. Tümen, ordu genel ihtiyatı olarak geri çekildi ama sonra dinlendirilmeden Kabatepe-Kumtepe arasındaki kıyıların savunulmasıyla görevlendirildi.[40] Kuzey Grubu Komutanı Mirliva Esat Paşa, saat 11.20’de 5. Ordu’ya ilettiği raporunda durumu ‘‘…ne yazık ki baskın fiilen mümkün olamamış ve ilerleyen erlerle subaylar şehit olarak düşman siperleri üzerinde kalmışlardır… işbu taarruzun bazı birliklerde subay ve er mevcutlarını % 50 ölçüsünde zayiata uğratması yüzünden düşmanın çok etkin ateşleri karşısında taarruzun devamı hâlinde büsbütün perişan olacakları ve savunmanın dahi olanaksızlaşacağı tümenler tarafından rapor edilmesi üzerine, artık taarruzun daha ileriye götürülmesi sakıncalı görülmüş…’’ şeklinde belirtmiştir.[41]

5. Ordu Komutanı Müşir Liman Paşa taarruzun başarısızlığını kabul etmiş ve sorumluluk aldığını belirtmiştir. ‘‘…bu taarruzu, benim tarafımdan yapılmış bir hata olarak söyleyebilirim. Bu hata, düşmanı olduğu ölçüden daha aşağı değerlendirmekten doğmuştu. Sayısı az olmakla beraber, bir de cephane tasarrufu zorunda bulunan topçu ile hedefin hazırlanması işi, amacın sağlanmasına yeterli değildi.’’[42]

Tarafların Zayiatları

Türk tarafının zayiatı şu şekildeydi:[43]

Birlik Subay Şehit Subay Yaralı Er Şehit Er Yaralı Toplam
19. Tümen 6 7 333 748 1094
5. Tümen 8 14 1017 1432 2471
2.Tümen 24 54 1455 2734 4267
16. Tümen 12 22 547 926 1508
77. Alay 3. Tabur 17 127 144
Toplam 51 97 3369 5967 9484

Buna karşılık Anzak tarafının zayiatı ise yalnızca 160 ölü ve 468 yaralı olmak üzere toplam 628 kişidir. Ayrıca kaynaklarda Anzak tarafının gün boyunca 948.000 tüfek ve makineli tüfek mermisi harcadığı belirtilmiştir.[44]

19 Mayıs taarruzu sonrasında bölgede korkunç bir manzara oluşmuştu. Şehit düşen yaklaşık 3.000 Türk askeri çoğunluğu Anzak siperleri önünde olmak üzere etrafta yatmaktaydı. Cesetler kötü durumdaydı ve yayılan koku özellikle Anzak askerleri için siperlerde barınmayı çekilmez hale getirmişti. Sinekler vasıtasıyla hastalık yayılmasından çekinen Anzak tarafının başlattığı ateşkes görüşmeleri sonucunda 24 Mayıs günü Arıburnu Cephesi’nde silahlar sustu ve gömü işleriyle uğraşıldı. Bu ateşkes Türk askerleri ile Anzak askerlerinin yakınlaşmasını sağladı ve güzel manzaralar meydana getirdi. ‘‘… bir gün önce birbirimizi paramparça ederken şimdi düşmanlarımızla yakınlaşıp birbirimize gülümsüyor ve sigara veriyorduk …’’[45]

19 Mayıs taarruzundan sonra Mayıs ayında çeşitli küçük çarpışmalar dışında hareket görülmedi ve Çanakkale Muharebeleri’nin ikinci safhası olan 6 Ağustos müttefik çıkarmasına kadar Arıburnu Bölgesi’nde bu çapta büyük bir harekât meydana gelmedi.

KAYNAKÇA

Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Yayınları, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1978

Mustafa Kemal Atatürk, Arıburnu Muharebeleri Raporu, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Yayınları, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2011

Vahdettin Engin ve Muzaffer Albayrak, Tarihin Akışını Değiştiren Savaş: Çanakkale 1915, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Yayınları, İstanbul, 2016

Muzaffer Albayrak ve Tuncay Yılmazer, Sorularla Çanakkale Savaşı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2016

Gürsel Göncü ve Şahin Aldoğan, Çanakkale Savaşı: Siperin Ardı Vatan: Türk Cephesinden 1915 Deniz ve Kara Muharebeleri, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2018

Murat Karataş, Haritalarla Çanakkale Savaşları: Gelibolu Yarımadası Kuzey Bölgesi Kara Muharebeleri, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2007

Mehmet Kıbıl, Çıkarmadan Tahliyeye Arıburnu Anafartalar Muharebeleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017

Mehmet Kıbıl, Çanakkale Savaşı’nda Arıburnu Muharebeleri, Yüksek Lisans Tezi, Yeditepe Üniversitesi, İstanbul, 2016

Naim Babüroğlu, Çanakkale Muharebeleri’nde Osmanlı ve Alman Komutanlarının Askeri Planları ve Alınan Sonuçlar, Doktora Tezi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya, 2016

Lokman Erdemir, 19 Mayıs Gece Taarruzu: Hazin Sonuç ya da Küçük Bir Hatırlatma, geliboluyuanlamak.com, 2011

Muzaffer Albayrak, Çanakkale’nin Meş’um Günü: 19 Mayıs Taarruzu Nasıl Planlandı? Niçin Başarısız Oldu?, geliboluyuanlamak.com, 2014

Yücel Özkorucu, Arıburnu Muharebeleri – 10 (19 Mayıs 1915), canakkalemuharebeleri1915.com, 2016

Şaban Murat Armutak, Muharebe Alanı Yer İsimleri – Arıburnu, canakkalemuharebeleri1915.com


[1] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.115

[2] Mehmet Kıbıl, Çanakkale Savaşı’nda Arıburnu Muharebeleri, Yüksek Lisans Tezi, Yeditepe Üniversitesi, İstanbul, 2016, s.165

[3]Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.118

[4] Muzaffer Albayrak, Çanakkale’nin Meş’um Günü: 19 Mayıs Taarruzu Nasıl Planlandı? Niçin Başarısız Oldu?, geliboluyuanlamak.com, 2014

[5] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.122

[6] Ancak bu kol komutanlıkları muharebe şartlarında, zorunluluk ile oluşturulmuştu. Dolayısıyla kolların kendi başlarına sağlam bir sevk ve idaresi yoktu. Karargâhları ile lojistik ve idare teşkilatları yoktu. Bkz. Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.123

[7] Anadolu Grubu (Çanakkale, Anadolu Yakası’ndaki kuvvetler), Güney Grubu (Alçıtepe, Gelibolu Yarımadası güneyindeki kuvvetler), Kuzey Grubu (Arıburnu ve Anafartalar’daki kuvvetler) ve Saros Grubu oluşturuldu.

[8] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.112

[9] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.112-113

[10] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.119

[11] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.125

[12] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.126

[13] Muzaffer Albayrak, Çanakkale’nin Meş’um Günü: 19 Mayıs Taarruzu Nasıl Planlandı? Niçin Başarısız Oldu?, geliboluyuanlamak.com, 2014

[14] Mehmet Kıbıl, Çıkarmadan Tahliyeye Arıburnu Anafartalar Muharebeleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017, s.195

[15] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.126

[16] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.127

[17] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.128

[18] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.128

[19] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.127

[20] Kıbıl, a.g.e., s.193

[21] Gürsel Göncü ve Şahin Aldoğan, Çanakkale Savaşı: Siperin Ardı Vatan Türk Cephesinden 1915 Deniz ve Kara Muharebeleri, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul, 2018, s.87

[22] Kıbıl, a.g.e., s.199

[23] Mustafa Kemal Atatürk, Arıburnu Muharebeleri Raporu, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Yayınları, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2011, s.107

[24] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.129

[25] Atatürk, a.g.e., s.104

[26] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.129

[27] Atatürk a.g.e., s.107

[28] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.130

[29] Atatürk a.g.e., s.107

[30] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.130

[31] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.134

[32] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.131

[33] Askerler ‘‘Vatan Marşı’’ sözlerini haykırarak saldırmaktaydı.

‘‘Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı,

Al sancağı teslim etti, Allah’a ısmarladı.

Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana.

Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana.’’

[34] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.132

[35] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.132

[36] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.135

[37] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.135

[38] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.132

[39] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.135

[40] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.136

[41] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.136

[42] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.118

[43] Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, 5. Cilt 2. Kitap, s.137

[44] Kıbıl, a.g.e., s.197

[45] Kıbıl, a.g.e., s.204

Ayrıca Kontrol Et

Sir Edward Grey

Grey’in, Sir Henry Campbell-Bannerman tarafından Dışişleri Bakanı olarak atanmasıyla- 1905 yılında- politik kariyeri yükselişe geçmiştir. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir