ÇANAKKALE’Yİ 22 TORPİLLE NASIL KAPATTIM?

Yayına Hazırlayan: Göktuğ KÜÇÜKÇOBAN

Yalnız denizciler arasında değil, bütün milletçe tanınmış bir gemi vardır: Nusret. Bu bir mayın gemisi idi!

Adının delâlet ettiği manaya, bunu kadar uygun başka bir gemi bilmem gösterilebilir mi? Türk milletine 18 Mart Deniz Zaferi’ni kazandıran bu küçücük Nusret Mayın Gemisi karşısında, Feth-i Bülendlerin, Avnillahların, Necmi Şevketlerin, Muin-i Zaferlerin adları ne kadar sönük kalıyor. Bir karanlık gecede Nusret gemisine atlayıp düşmanın hemen de gözü önünde Çanakkale Boğazı’nı mayın tarlası haline getiren meşhur Nazmi Kaptan’ın hatıralarını kendi ağzından dinlemek pek zevkli bir şey olacaktı.

Ne yapmalı ki, bu macerasını anlatmaya Nazmi Kaptan’ın tevazuu mani oluyordu. Kendisini söylemekten ümidi kesinde talebesinden Mebus Kaptan’a rica ettim.

  • Nazmi Kaptan’ın yaptığı kahramanlıkları yakından takip etmişsiniz. Hiç olmazsa, sizi dinleyelim, dedim.

Mebus Kaptan beni kırmadı. İşte anlattıkları:

18 Mart’a geçmezden evvel, Çanakkale Deniz Harbi’ne nasıl karar verildiğini size birkaç kelime ile anlatayım; İngilizler, Şimal Denizi’nde Alman donanmasını mahvettikten sonra, Çanakkale’nin zorlanmasına karar verdiler.

Hücum planını, Adalar Denizi’ndeki İngiliz Filosu Kumandanı Amiral Carden hazırladı. Bu planla, müttefik devletlerin takip ettikleri gaye şu idi: Selanik yoluyla Balkanlar üzerinde müessir bir yol oynamak ümidi kalmamıştı. Buna mukabil, Türkiye Mısır üzerine yürüyor, Kafkasya’da Rusya üzerine kuvvetli bir tazyik yapılmakta idi.

Hem bu seferi terk ettirmek hem de Kafkasya’daki tazyiki azaltmak ve bunların hepsinden mühim olarak Ruslara deniz cephesinden harp malzemesi sokmayı teminat altına almak lazımdı.

Bulgaristan’ın merkezî hükümetlerle birleşmesi ihtimali vardı. Almanya etrafındaki kuşatma çemberi de his olunur derecede daralmakta idi.

İngiliz Harp Şûrası’nın, Çanakkale’ye bir tecavüz yapmaya karar vermesindeki başlıca âmil, bir yandan bu kuşatma çemberini daraltmaya, bir yandan da Bulgaristan’ın merkezî hükümetlerle birleşmesine mâni olmaktı. Boğaz’ı geçmek için ilk yapılacak iş, torpil döşenen sahayı taramaktan ibaretti. Çanakkale ve Kilitbahir’e kadar olan istihkâm silsilesini zapt etmek, torpil sahası tarandıktan sonra pek de güç bir iş sayılmazdı. Mayın tehlikesi ortadan kalkınca, düşman donanması kolaylıkla Marmara’ya geçecek ve bu denizi kendisine üs yaparak İstanbul’u devamlı surette elinde bulunduracaktı. Bu tasavvurla İngiliz Amirali Carden, 5 Şubat 1915’te Çanakkale Harekâtı’na başladı.

Bir sistem altında, istihkâmlar günlerce bombardıman edilmiş, mayınlar taranmış ve Seddülbahir-Kumkale istihkâmları sukut ettirilmişti.

O sıralarda, İngiliz filosunda denizden boğazı geçmek ümitleri çok kuvvetli idi. Birtakım hadiseler de İngilizlerin ümitlerine hak verdirmekte idiler.

Müttefik devletlerin donanma erkânı, Boğaz’ın bir gün nasıl olsa geçileceğine şüphe etmiyorlardı. Ancak, bu teşebbüsün günün tayin etmek meselesi kalıyordu.

İngilizler bu sırada, İstanbul’daki ajanları vasıtasıyla Çanakkale istihkâmlarının artık mukavemet edecek halde bulunmadığına dair birtakım haberler almışlardı. Bu haberlerden başka, mahiyeti katî olarak tespit edilmeyen bir şayia da ortalıkta dolaşıyordu. Bu şayiaya göre, Almanlar Adalar Denizi’ne bir denizaltı gemisi göndermek üzere idiler. İngilizler, boşuna geçirilecek her günün İngiliz filosu hesabına zararlı olacağını hesap ederek, Çanakkale’ye 18 Mart günü denizden umumî bir taarruz yapılmasına, katî surette karar verdiler.

İngiliz Amirali Carden, taarruzdan birkaç gün evvel hastalandığına dair bir hekim raporu alarak işbaşından çekildi ve yerine muavini Amiral John de Robeck geçti.

Quin Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson, Inflexible, Ocean, Irresistible, Vengeance, Albion, Swiftsure, Canopus, Majestic, Triumph, Cornwallis, Prince George İngiliz hattı gemileriyle, Fransızların Bouvet, Suffren, Gaulois, Charlamegne, zırhlıları, Boğaz önünde hücuma kalkmak için emir bekliyorlardı.

Taarruza başlamazdan kısa bir zaman evvel, müttefik donanması birçok balıkçı ve mayın tarayıcı gemilerle geceli gündüzlü çalışarak mayın hatlarını bozmaya muvaffak olmuşlardı.

Fakat düşmanın bu faaliyeti bizim de gözümüzden kaçmıyordu. Hasım donamasının tedbirlerine karşı biz de icap eden tedbirleri almaktan geri kalmıyorduk. Boğaz’ın zorlanacağını katî surette biliyorduk. Taarruz günü katî olarak kestirilmiyorsa da bunun pek yakın olduğuna şüphe edilmiyordu.

Hummalı müdafaa hazırlıkları ile geçen bu günlerin birinde, Çanakkale Müstahkem Mevki Kumandanı Miralay Cevat Bey, Mayın Kumandanı Binbaşı Nazmi Bey’i yanına çağırdı.

Bir eliyle omuzunu tutarak, öteki eliyle kaptanın elini sıktı. Binbaşı Nazmi Kaptan vaziyet almıştı:

  • Buyur kumandanım.

Miralay Cevat Bey, heyecanını gizleyemediği bir sesle:

  • Hoş geldin Kaptan, dedi.

Arada kısa bir sükût oldu. Söze yeniden Cevat Bey başladı:

  • Kaç torpilin var, Kaptan?
  • 22 torpilim var, kumandanım.

Cevat Bey, doğrudan doğruya maksada girişti:

  • Sana ağır bir vazife vereceğiz, Nazmi Kaptan. Bu vazifenin hakkıyla yapılması senin maharetine bağlıdır! Yalnız unutma ki…

Nazmi Kaptan’ın gözlerine bakarak ilave etti:

  • Bu işin sonunda ölmek de var.

Nazmi Kaptan, öyle adamdır ki hissiyatını hiç belli etmez. Bu sefer de gene son derece soğukkanlı davrandı.

  • Mademki askeriz, dedi. Vatana olan borcumuzu hayatımız pahasına da öderiz kumandanım.

Cevat Bey’in gözleri yaşarmıştı:

  • Berhudar ol Kaptan, dedi.

Nazmi Kaptan, Cevat Bey’in yanından ayrıldıktan sonra, doğruca Nusret Mayın Gemisi’ne geldi. Mayınları, emrindeki deniz erlerinin yardımıyla gemiye yükletti. Bunlar, topu topu 22 mayından ibaretti. Nazmi Kaptan; gemide her ihtimale karşı bütün hazırlıkları yaptırmış, hiçbir şeyi tesadüfe bırakmamıştı.

Mayın döşemek için mehtapsız, karanlık bir gece intihap edildi. Gökyüzü tamamıyla kapalı idi. Nusret, Çanakkale’den hareket etti. Bacasından hemen de hiç duman çıkarmadan ağır ağır karanlık limana doğru seyrediyordu. Karanlık Liman, bu gece gerçekten adına uygundu.

Tek bir ışık dahi görünmüyordu. Nusret, burada hiç durmadan yoluna devam etti. Nazmi Kaptan, bu hat üzerine daha evvel birkaç mayın döşediği için denizin bütün girinti ve çıkıntılarını hesap ederek ilerliyordu.

Nusret gemisi, ağır ağır yoluna devam ederek Kepez’e gelmiş, oradan da Erenköy istikametine doğru ilerlemişti.

Artık mayın serpilecek sahaya girmek üzere idi. Fakat bu sahanın biraz ilerisine düşmanın muhripleri ve mayın tarayıcı gemileri, arayıcı fişeği gibi dolaşıyorlardı.

Nusret buralarda dolaştığı sırada içlerinden biri tarafından görülecek olsa, bütün planlar akamete uğrayacaktı. O dakikada Nazmi Kaptan’ın yerinde her kim olsa heyecana kapılmaktan kendini alamazdı.

Fakat Nazmi Kaptan, biraz önce de söylediğim gibi sinirlerine son derece hâkim bir adamdı. En ufak bir telaş, küçük bir tedbirsizlik hesapları altüst edebilirdi. Düşmanın bu kadar yakınında ve mütemadi tarassutları altında, Boğaz’a mayın döşeyebilmenin her şeyden evvel büyük bir sükûnete ve soğukkanlılığa ihtiyaç gösterdiğine şüphe edilmez. Nazmi Kaptan’da ise soğukkanlılıktan başka son dereceye varan bir vazife aşkı vardı. Bu aşk ona her tehlikeyi unutturuyordu. Mayın döşerken en müşkül iş, bunların tam yerini intihap etmekti. Acele ile tam seyir hattı üzerine düşürülemeyen bir mayının düşman gemilerine hiçbir zararı dokunmaz.

Nazmi Kaptan ise mayınları, fevkalade bir maharetle serpmeye muvaffak olmuştu. Artık işini bitirmek üzere idi ki, düşmanın gözcü projektörleri etrafı büyük bir tecessüsle taramaya başladılar. Yüzlerce ışıktan göz, Nusret gemisinin üzerine hep birden teveccüh etti.

Fakat tam bu sırada, bizim sahil projektörleri harekete geçtiler. Bu korkunç araştırmanın vahim neticesinden, küçük mayın gemimizi korumak için düşman ışıklarını öyle bir kör ettiler ki, Nusret Mayın Gemisi çapraz olarak birbirine karışan bu muhtelif dost ve düşman projektörlerinin hedefsiz ışıkları arasında kendini tehdit edici gözlerden kurtarmaya muvaffak oldu. Nazmi Kaptan, tam zamanında yetişen bu müdahaleden istifade ederek, Çanakkale’ye döndüğü zaman, hiçbir muhasım gemisine kendisini göstermediğine emindi. Hadisler, onun bu kanaatini teyit etti.

18 Mart gününün sabahı, Boğaz’ın engin suları, kanlı bir sahneye çevrilmek üzeredir. Güneş, ilk ışıklarını yeşermeye başlayan tepeler üzerinde dolaştırırken düşman donanmaları da harekete geçiyorlar. Saat 10’a doğru Agamemnon zırhlısının rehberlik ettiği birinci fırka Boğaz’dan içeri giriyor. Bu kuvvetli deniz muhribinin sağında solunda seyreden muhripler de, manevra sahasını tarayarak ilerlemektedirler. Anadolu, Rumeli kıyılarındaki Hamidiye, Namazgâh, Dardanos ve diğer istihkâmlar, kesif ateş altında… İçlerinden birçokları tamamıyla susturulmuş. Bunlara karşı, kara bataryalarının müdafaalarında hissedilir takatsizlik var. Düşman, her planının muvaffakıyetle neticelendiğine artık şüphe etmiyor, kendisini bekleyen akıbetten habersiz, ölüm duvarına doğru emin ve müsterih ilerliyordu.

İşte tam bu sırada, Fransız Amirali Guepratte’ın kumandası altındaki zırhlılardan azametli Bouvet, ansızın kara duman sütunu altında gözlerden görünmez oluyor. Bu dumanı müthiş bir infilâk sesi takip ediyordu. Fakat ne oldu bu gemiye? Bir gün evvel mayın tarayıcı gemileri buralarını karış karış dolaşmış değiller mi idi?

Düşmanlar mayından bir iz bulamadıklarına göre, Bouvet’in bir torpile çarpmış olmasına ihtimal veremiyorlardı. Bouvet’in infilâkın sebebini bulmaya vakit bulamadan iki dakika içinde engin denizin suları arasına gömülüp gitti. Irresistible, Bouvet’in bir serseri mayına çarpmış olmasına ihtimal vererek ilerlediği sırada, bir mayın isabetiyle o da aynı şekilde batıyordu. Bu iki geminin beklenmeyen musibetleri, heyecanla ilerleyen donanmayı yerinde mıhlamaya kâfi geliyor.

Hele saat iki buçuğa doğru Inflexible sancak baş omuzluğu tarafından mayına çarparak saff-ı harp dışında kalınca, telaş baş gösteriyordu.

Bu sırada, Irresistible’da boğulmak üzere bulunan mürettebatın imdadına koşan Ocean zırhlısı da mayına çarparak, ötekilerinin yanına gidiyor. Donanma kumandanı daha ilk hamlede bu kadar ağır zayiata mâl olan bir teşebbüsten ister istemez vazgeçmeye mecbur oluyor.

Donanma, Bozcaada’ya doğru çekiliyor. Boğaz müdafaa tarihinde ilk merhale olan bu muzafferiyetin hakikî sebebini düşmanlar, sonradan uzun zamanlar geçtikten sonra öğrenebiliyorlar.

Deniz harpleri tarihinde Nazmi Kaptan’ın 22 torpili ile elde ettiği neticenin bir eşine, kolay kolay rastlanamaz sanırım.

Salâhaddin Güngör[1][2]


[1] Tan Gazetesi, 26 Mayıs 1937, s.7.

[2] Tan Gazetesi, 1 Haziran 1937, s.7.

Ayrıca Kontrol Et

U21’in İkinci Avı!

Hazırlayan: Göktuğ KÜÇÜKÇOBAN Triumph zırhlısının batması komutan Hersing ve mürettebatının moralini o kadar yükseltmişti ki, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir