Mehmet YAVAŞ

1891 yılında Çan’ın Göle Köyü’nde doğan Mehmet YAVAŞ’ın askerlik hayatı tam 16 yıl sürmüştür. Balkan Harbi’yle başlayan bu mücadele Çanakkale Muharebeleri ile devam etmiştir. Balkan Harbi’nin kaybedilmesi ile teskere alıp köyüne dönen Mehmet YAVAŞ, seferberlik gelmesi üzerine tekrar cepheye koşmuştur. Bu sefer Çanakkale Cephesi’nde düşmanla çarpışacak olan 89 yaşındaki Mehmet YAVAŞ, Çanakkale’deki anılarını şöyle anlatmıştır:

Seferberlik geldi. Kapalı kağıtlar açıldı. Çanakkale Taburu’na gittik biz de. Seddülbahir’de 6 ay siper kazdık. Soğandere’de de kazdık siper. Sabaha karşı bir vapur geldi Seddülbahir önüne. Demir attı. Ortalık aydınlanırken geminin her tarafı kayık. Manga kolunda kayıklar bizim siperlere doğru geliyorlar. 1.500’e gelince, tüfeklerin mesafesine girince, bir ateşe başladık. Öğleye kadar kayık kırdık orada. Ne kayığı bitti ne askeri bitti kafirin… Denizin üzeri hep gemiydi. Gavurun zırhlısı çoktu. İngiliz zırhlılarından atılan mermiler üzerimizden geçip gerilerimize düşüyor. Bize imdat gelmesin diye. Sonra Eşek Adalarına doğru gittiler. Bir ateş açtılar üzerimize, 26’ncı Alay’ı toprağa gömüverdiler. Biz 25 kişi bir sıçanyolu bulup çıktık… Bir de baktık Seddülbahir önlerindeyiz. Gökyüzünde bir mermi patlıyor… Lapır lapır dolu gibi kurşun yağıyor üzerimize. Bir binbaşı bizi orda bir derenin içine götürdü. ‘Arkadaşlar vatan elden gidiyor, namus gidiyor, ırz gidiyor’ diye konuştu. Binbaşıyla yirmi altı kişi olmuştuk. Soğandere’de hücuma kalktık. Denizden gavurun makineli tüfek ateşi geliyordu. Biz ateş ediyoruz. Gavur da askerini kılıçla döve döve üzerimize yürütüyor. Ama askeri yürümüyor gavurun. Kılıç ağarı ağarı veriyor. Yatsı namazı vaktine kadar ateş yaptık. Sonra 25’inci Alay imdadımıza yetişti.

Soğandere’de belimden ve bacağımdan yaralandım. Kurşunla yaralandım. Belimde kurşun hala duruyor.

     ‘Çanakkale içinde bir dolu sandık

      Alayların içinde dört asker kaldık

      Çanakkale içinde bir top kestane

      Kalan gazilere çalı dibi hastane’

Çalı dibinde doktor yaralarımı sardı, sipere geldim gene. Bu akşam Soğandere’ye asker gelir… Sabaha kadar erirdi, İngiliz söktüremedi… Baktı baktı, gavur bir kolayını bulamadı, çekti gitti. Ben hiç ‘babam’ diyen duymadım herkes ‘anacım’ diye inliyordu.

Gavur kaçtıktan sonra, İngiliz’in bıraktığı çuvallardan, Dereobalı Ali Çavuş, Hasan Onbaşı üç okka üzüm almışlar. Yağmur yağıyor. Çantaları koyduk kıçımızın altına, portatif çadırları da koyduk başımıza, avuç avuç üzüm yedik. Gavur kaçtıktan sonra bir kısmımız Mekke tarafına gitti. Bizim alayı gündoğuya çevirdiler. Rus’a gittik. Ruslarla ve Ermenilerle harp ettik.

Cenk için dolaştık dünyayı şöyle bir çevirdik. Hamdolsun.[1]


[1] Cahit Önder, 7 Cephenin Gazileri Anlatıyor, Nesa Ofset Matbaacılık, İzmir, 2005, s.56-57

Ayrıca Kontrol Et

Düşmanın Hile ve Kurnazlıkları

Düşman aynı zamanda hilekâr ve kurnazca hareket ediyordu. Tüfeğini bizim mazgala sabitlenmiş, bizim efrat mazgalın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir