İtilaf Devletleri’nin Gözünden 18 Mart 1915

Yayına Hazırlayan: Göktuğ KÜÇÜKÇOBAN

Türk orduları için büyük bir zafer, İtilaf kuvvetleri için bilâkis en büyük mağlubiyeti oluşturan Çanakkale Muharebeleri hakkında birçok askeri incelemeler yapılmış hâlâ da yapılmaktadır. Bunlardan biri de Edmond Delage tarafından yazılan kitaptır ki ahiren Fransız yazarlardan Stephane Lauzanne “Çanakkale Faciası-La Tragédie des Dardanelles” ismi ile neşredilen bu kitap hakkında Le Matin Gazetesi’ne bir başmakale yazmıştır. Bahsettiğimiz bu makale şudur:

Tarihin kanlı ve feci sayfalarında tesadüf edilen şiddetli alâka, onlardan çıkarılan felsefî derslerde saklıdır: İnsan istikbali okuyamasa bile maziyi okuyabilir ki başarı veya mağlubiyetin, şeref veya hüsranın büyük sırrı çoğunlukla bu sayfalardadır. Edmond Delage’ın büyük dikkatle yazdığı Çanakkale Faciası isimli kuvvetli bir kitap, dünün bugüne verebileceği en büyük ve acı derstir.

İtilaf Devletleri’ne bu facianın ne kadar kan dökülmesine mâl olduğu malumdur. Bir seneden az bir zamanda İtilafçılardan 80.000 kişi bu mel’un yarımadada kaldılar.[1] Fransız kuvvetleri ki hiçbir zaman 42.000 kişiyi geçmemişti ve 4.000 ölü ve 17.000 yaralı verdik, İngilizlerin zayiatı daha çoktu; 28.000 ölü, 78.000 yaralı ve birçok kısmı bilâhare ölen 100.000 hasta. Müthiş bir bilanço. Ve bütün ölülere, bu kana bu ıstırap ile beraber tam bir başarısızlık ve mağlubiyet…

  Bununla beraber başarıya ramak kalmıştı. 18 Mart 1815’te Amiral Robeck’in idaresindeki Fransız ve İngiliz bahrî kuvvetleri, duvarlara gemilerle hücum gibi delicesine bir teşebbüse geçtikleri günün akşamı, yarım bir felaketle ölüyorlardı. İtilaf Kuvvetleri 18 büyük gemiden 7’sini kaybediyorlar, bir ateş ve demir kasırgasına rağmen 176 Türk bataryasından ancak sekizini susturabiliyordu. Robeck bütün cesaretine rağmen ertesi gün teşebbüsüne devam etmedi ve Londra’ya, Gelibolu Yarımadası’nı karadan işgal etmedikçe Çanakkale Boğazı’ndan geçmenin imkânı olmadığını telgrafla bildirdi; işte asıl beyhude korkunç, kanlı facia burada başlıyor. Zira yarımada kara kuvvetleriyle işgal edilmedi, alınmadı. Bununla beraber 18 Mart mağlubiyetine rağmen ısrar etselerdi 20 veya 21 Mart’ta Boğaz’dan içeri girebilirlerdi. İşte bunu Edmond Delage şimdiye kadar neşredilmemiş ve toplanmamış ve reddi gayri kabil gözüken vesikalarla ispat ediyor.

Şüphesiz, Türk kalelerinin bataryaları mahvolmamıştı fakat 18 Mart akşamı artık cephaneleri kalmamış gibiydi. Hafif bataryalar cephelerinin yarısını kullanmışlardı. Hamidiye Kalesi’nde 17, Kilitbahir’de sadece 10 mermi kalmıştı. İstanbul’da panik vardı. Eğer Robeck 19 Mart sabahı tekrar hücum etse, torpilleri mütemadiyen taratsa idi, boğazı zorlayabilir ve karşısında Çanakkale tarafında 1878 modeli ve ihtiraklı mermi kullanmayan birkaç batarya ile Nara Burnu’nda 1835 modeli iki bataryadan başka bir şeyle karşılaşmazdı.

Bundan başka Çanakkale’nin herhangi bir tarafında da hiçbir direniş görmeksizin asker ihraç edebilirdi. Sahili muhafaza eden zaif bir jandarma kuvvetinden başka bir şey yoktu. 23 veya 24 Mart’ta da, İtilaf donanması Haliç’te demirleyebilir, İstanbul sükût eder, harbin umumi istikameti 1915 ilkbaharından itibaren değişirdi.

Fakat Robeck ısrar etmedi. O zaman İstanbul’da, 19 Mart sabahı her şeyi kaybolmuş zanneden Liman von Sanders, bir şey çıkmadığını görünce son bir gayretle bir cephe oluşturdu, bir haftada bir ordu yaptı, kaleleri tıklım tıklım asker doldurdu, sahili tel örgüleriyle kapattı, yarımadayı tabyalarla doldurdu.

Enver Paşa şöyle diyor:

“Eğer İngilizler Çanakkale’ye daha çok gemi sevk etseydi, İstanbul’u zapt edebilirlerdi. Fakat geç kalmaları, Yarımada’yı tahkim için bize vakit kazandırdı. 6 haftada 200 iskoda topundan fazla yerleştirebildik”

Altı hafta, 18 Mart’ı Nisan sonu ile ayıran müddete denk gelir ve 25 Nisan’da İtilaf kuvvetleri en iyi kuvvetlerinden 80.000 kişiyi Çanakkale kayalıklarının hücumuna sevk ediyordu. Her kaya dibi feci bir mezarlık halini aldılar.

Ve 8 ay sonra, nihayet Yarımada’nın kayalık yaylalarında tutunabildiği zamanda 1916 Ocak’ta her şey terk edilip çekiniliyordu. 30.000 ceset, şerefsiz olmayan fakat neticesiz bir harbin fecaatine şahittirler. Bütün harp hatalarından Çanakkale felaketi olarak kalacaktır. Bunun mesuliyetini aramak neye yarar? Fakat facianın hissesi, Çanakkale kayalıklarına silinmez kandan harflerle yazılmıştır.

Harekete geçmeden düşünmek, düşündükten sonra devam etmek. İşte başarının büyük kanunu! Ve bu sadece feci harp yolunda değil, sarp sulh yolunda da tatbik edilir.

Gazeteci; Stephane Lauzann
Görsel Kaynak; wikipedia

Stephane Lauzanne[2]


[1] Stephane Lauzanne’ın İtilaf Devleti hesabına mel’un tabiriyle tavsif ettiği bu yarımada bilâkis Türk milleti için mukaddes bir kaledir. Çünkü Büyük Mustafa Kemal Türk ordusu ile birinci defa milletini bu mukaddes kaleye istinat ederek kurtarmıştır. (VAKİT)

[2] Vakit Gazetesi, 3 Mayıs 1931, s.9.

Ayrıca Kontrol Et

Düşmanın Hile ve Kurnazlıkları

Düşman aynı zamanda hilekâr ve kurnazca hareket ediyordu. Tüfeğini bizim mazgala sabitlenmiş, bizim efrat mazgalın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir