Araştırmacı-Yazar Bünyamin Nami TONKA ile Çanakkale ve Çanakkale Savaşları Üzerine

Çanakkale Savaşları ve Çanakkale Muharebe Alanına olan ilgisi ve merakı yarım asırdan fazla olan Araştırmacı- Yazar Bünyamin Nami TONKA ile Çanakkale üzerine yapmış olduğumuz ve Mehmet İhsan GENÇCAN Çanakkale Savaşları Kütüphanesinde gerçekleştirdiğimiz bu röportajı siz okuyucularımızla paylaşmış olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz..

+  Öncelikle Mehmet İhsan GENÇCAN Çanakkale Savaşları Kütüphanesi ve faaliyetleri, kuruluşu hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

–   Çanakkale Savaşları için bu bölgeye eğer 2 milyon kişi ziyaret ediyorsa Mehmet İhsan GENÇCAN’ın etkisi de, en az 1 milyon kişinin Yarımada’ya  gelmesini sağlamıştır. Bu kişiler, O’nun kitaplarını okuyarak, anlatımlarını dinleyerek buraya gelmişlerdir. Mehmet amca 1986 yıl sonlarında “Çanakkale Savaşlarından Menkıbeler” adlı kitabı yazmış. Daktiloyla yazdığı kitabı bana getirerek “bir okur musun?” dedi. Burada, on beş kadar menkıbe anlatılıyordu. Yazdığı metinler süperdi! Çanakkale Savaşları’yla ilgili güzel metinler vardı ve bunları yayınlamak istedi. Bu metinler, o zamana kadar değişik yerlerde yayınlarmış anlatılmış ama, bir bütün olarak bulunmayan menkıbelerdi… Mehmet Amca, bunları kendi üslubuyla yazmıştı… Bana: “nasıl? Kitap olarak basılır mı? Yayınlanır mı?” diye sordu. Bende: “Bastır! Yarımadaya gidiyoruz, satarız.” dedim ve böylelikle basıldı. Daha sonraki dönemde rekor sayıda baskı yaptı. Bir müddet sonra, 1990 yılının başlarıydı, aklımda öyle kalmış “Çanakkale Savaşları’yla ilgili “Güneşin Doğuşu Altın Harfler” adlı kitabı Kültür Bakanlığı’nın Halk Kitapları Serisinde yayınlayabilir miyiz?” diye sordu. Zamanın Kültür Bakanlığı (Namık Kemal ZEYBEK’e) “Yazar adı budur, Telefon numarası burada, Kitabı da budur! Halk Kitapları Serisinde yayınlamak mümkün mü? şeklinde bir mektup yazdım. Daha sonra Mehmet amcaya “Kitabınızı gönderin, basacağız!” diye bir yazı gelmiş. Böylelikle Halk Kitapları Serisi’nden 5000 nüshalık bir kitap yayınlandı. Bu kitap satışa girince 1 ay içerisinde satıldı ve bitti. Kitabı okuyanlar “Çanakkale’ye gidelim!” diye bir kampanya oluşturuyordu. Daha önceleri bu kadar çok insanın geleceğini tahmin edemiyorduk. Yine, bilhassa hafta sonları, yakın illerden birçok insan Çanakkale’ye geldi. Rahmetli Ekrem BOZ Ağabey, bendeniz Bünyamin Nami TONKA, Mehmet İhsan GENÇCAN Ağabey, Rahmetli Ramazan Eren Ağabey’imiz, Rahmetli Hüseyin ULUARSLAN Ağabey, , Rahmetli İsmet Aygün Ağabey gelenleri gezdiriyoruz, gelenlerden bir ücret talep etmiyoruz. Gelenlerin sayısı hep artmaya başladı. Hâl böyle olunca Çanakkale’yi anlatacak bir kurs açalım istedik. Bunu ancak Çanakkale Turizm Derneği yapar, diye Hüseyin ULUARSLAN Ağabey’e söyledik. Yine, O zamanlar Cumhuriyet İlkokulu’nun müdürü, Hüseyin YILDIZ’ Ağabey’di. Okulunu bu iş için tahsis etti… Bu işe gönül veren arkadaşlar kimlerse, herkes bildiklerini orada anlattı ve bir eğitim çalışması yaptık. O dönemde Bakır Oteli’nde “Mihmandarlık Belgesi” verildi. Böylece, Çanakkale’yi seven yirmi beş kişi olduk. Ekrem BOZ Ağabey bir kitap yayınladı. Ramazan EREN Ağabey bir kitap yayınladı. Böylelikle Çanakkale’yle ilgili ilk defa derli toplu bir bilgi toplanmaya başlandı. Ben de 1978 yılında bir vesileyle Ankara’ya gittiğimde 20 gün kadar kaldım. Genel Kurmay Başkanlığı Yayınlarının satılmış olduğu yere gittim. O zaman ulaşımda Anadol taksiler var, bir Anadol taksinin bagajı dolduracak kadar, beyaz ciltli genel kurmay yayınlarını aldım, topladım. Onları arkadaşlarımıza verdik. Ben onların bir kısmını okudum ve etkilendim onlardan. Çok akademik yapıya sahipti. Bu şekilde Çanakkale’yi anlatan bir grup oluştu. Daha sonra gelenlerle daha da çok kişi aramıza katıldı…Ziyaretçi sayısı da çok artmıştı… Bu sefer küçük küçük ücretler alınmaya başlandı. O kadar çok insan gelmeye başladı ki yarımadaya gelip bizim anlatımımızı dinleyip gidenler, bir otobüs geliyorlarsa onlar bir sonraki seneye yine geliyor ve yanlarında 2-3otobüs daha getiriyorlardı. Bu şekilde 10 otobüsle gezdiğimi hatırlıyorum. Arka arkaya konvoy yapıyorduk, onları topluyorduk. Sonra Milli Parklar bu işe sahip çıkmaya başladı.

  1990 yılında savaşın 75. Yıl törenlerinde  Cumhurbaşkanımız Rahmetli Turgut ÖZAL Çanakkale’ye geldiğinde bir vesileyle biz baş başa kaldık. Rahmetli Cumhurbaşkanımız sağa sola baktı “biz burada mı tören yapacağız?” diye sordu. ” Çanakkale’de daha büyük bir salon yok mu?” dedi. Ben de “yok!” dedim. Sonra konuşmaya devam etti ve “Spor’dan sorumlu devlet bakanı İsmet ÖZARSLAN’la birlikte Gençlik ve Spor Genel Müdürü Kemal KAMİLOĞLU’nu bul ve bana getir,  dedi. Onlarda şimdi yıkılan Anafartalar Oteli’ndeymiş. Bizim memurlara telefon ettim, Cumhurbaşkanı’nın bakan ve genel müdürle görüşmek istediğini söyledim. Hemen geldiler, Rahmetli ÖZAL’ın önünde dizildik. Rahmetli ÖZAL onlara talimat verdi. “Çanakkale’ye 3.000 kişilik 5000  kişilik bir spor salonu yapın. Biz gelecekte burada çok büyük törenler yapacağız.” dedi. Onlar da, emredersiniz Sayın Cumhurbaşkanım, dediler… Şimdiki hastane bayırında bulunan yüzme havuzunun olmuş olduğu alan hazine arazisiydi. Bizim o yıllarda Refik KORKUT diye bir defterdarımız vardı. Beni de çok severdi… Çanakkale büyüyor ve biz büyük arazileri spor salonları, spor tesisleri yapılsın diye Gençlik ve Spor’a tahsis edilmesini talep etmiştim… O.O da bir Çanakkale Dostu olarak bunları gerçekleştirdi. Şimdiki, Barbaros Mahallesi’ndeki Niyazi ÖNEN’in kullanmış olduğu araziyi de Gençlik Spor’a tahsis ettik. Sonra Niyazi ÖNEN bey onu aldı. O tesisler böylece yapıldı. Yine, Havaalanının yanında bulunan araziyi de o dönemde   tahsis ettirmiştik. Birde, Hastane bayırının olduğu bölgedeki araziyi tahsis ettirmiştik. Rahmetli Özal’ın istediği Spor Salonunun  temel atma töreni de  rahmetli DEMİREL’e nasip oldu, temel atıldı. 16 yıl sonra anca bitti. 2016 yılında bitti yani. İşte, ilk görüşmede Rahmetli Turgut ÖZAL’ın huzurundan çekilirken birden aklıma geldi, geriye döndüm ve “Sayın Cumhurbaşkanım, siz diyorsunuz ki üç bin kişilik, beş bin  spor salonu yapılsın. Bu yapılmalı; Ancak, Ben de diyorum ki:” Biz önce Yarımadada şehitlik yapalım, bizim şehitliğimiz yok.” dedim. Daha bir şeyler söyleyecektim; ancak, bana o sevimli haliyle ve eliyle de işaret yaparak “dur, biraz bekle” dedi ve “bana söyleyeceklerini de biraz sonra gelecek olan Kültür Bakanı Namık Kemal ZEYBEK’e söyle dedi,

ve devam etti “bunlarda Cumhurbaşkanının talimatıdır de!” dedi. Bakanımız biraz geç geldi… Durumu kendisine anlattım. Truva Otelinde olduğunu belirterek, törenlerden sonra gel, görüşelim, dedi. Törenler bitti. saat 23:00 gibiydi. Truva Oteline gittik… Ben orada Bakanımız Sayın Namık Kemal ZEYBEK’e Yarımada’da yapılması gerekenleri anlattım. Kültür müdürü var ama arabası yok. Yani araziyi görecek tanıyacak ki oraya bir proje yapsın… İhtiyacı görsün ve gerekeni yapsın… Bunun üzerine o hafta başı Bakanlık tarafından bir araba gönderildi. Yine yapılması gerekenleri anlattım, Notlarını aldı. Hatta kulakları çınlasın Enerji Bakanımız ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cumhur ERSÜMER’di. Biz bu görüşmeyi  yaparken “Hocam bizim bakanı esir almışsın bakıyorum” diye latife yaparak takıldı. Böylelikle ilk defa yarımada’da şehitlik yapımına başlanmış oldu. Kimse bilmez tarihini yine ben söylemiş olayım 12 Aralık 1992 tarihinde 57. Alay Şehitliğinin açılışını yaptık. Tabii ki şehitlikte zamanla değişiklikler yapıldı… Mesela, Asker  Heykeli o zamanlar şimdiki yerinde değil. Yukarıda bir yerdeydi. Şadırvan da daha farklıydı ve Hüseyin Kaçmaz Gazimizin heykel ilk başlarda yoktu. Kemer daha arkadaydı. Şimdi öne doğru alınmış oldu. Namazgah daha farklıydı ve güzel bir namazgahı vardı. Bu şekilde bir Şehitlik yapıldı. Şimdi bu Şehitlik yapılınca daha sonra Şehitler Abidesindeki eski şehitlik ve Yahya Çavuş Şehitliği yapıldı. Bu şehitliklerin yapılmasıyla Çanakkale’ye çok büyük bir iltifat oldu. Bu dönem içinde Rahmetli Mehmet İhsan GENÇCAN Amca Çanakkale’nin manevi mimarlarıyla ve Çanakkale’yle ilgili 25 tane kitap yazmış oldu. Çanakkale’ye kendisini vakfetmiş bir kişiydi. Geçen sene 13 Haziran tarihinde kendisini kaybettik. Çanakkale’de, Çanakkale’ye bu kadar hizmet etmiş bir kişinin adının yaşamasını istedim. Adını Cadde, sokak, Park  ve meydanlarına verilmesini istedim. Ancak, ne yazık ki Belediyemiz yeterince destek göstermedi.

Bu arada Çanakkale’yle ilgili yaklaşık 600 tane kitabın sahibi bir koleksiyoner arkadaşımız var. Bu kitapları satacağını beyan etti. Yurtdışından bu kitapları almak için kendilerine çok büyük bir para teklif ediyorlar ;ancak, bu arkadaşımızın milli duruşu var ve bu kitapları burada kalsın istiyordu. Bunu ben Üniversite’deki arkadaşlara  söyledim; ancak, Üniversite alma taraftarı olmadı. İl Halk Kütüphanesi yetkililerine söyledim. Ödeneğimiz yok dedi. Alan Başkanlığına söyledim. “Kitaplar kıymetli ama yani almasak da olur” dediler. Yeterince destek göremeyince bunun üzerine ben, kitaplar yurt dışına gitmesin diye kendi paramla bunları satın aldım. Yine, bir arkadaşımız Çanakkale Savaşlarıyla ilgili fotoğrafları çoğaltmış ve bir koleksiyon oluşturmuştu. 1.000 tane kadar Çanakkale Savaşları hakkında fotoğraf vardı. Onları da satın alarak bunları bir kütüphane haline getirmek istedim. Şu an da yaklaşık 1.000’e yakın fotoğrafla Çanakkale Savaşları kütüphanesini olarak Çanakkale Savaşları’yla ilgili bir kütüphane oluşmasına sağlamış oldum. Buranın kirası yine Boğaz Medya’nın sahibi İsmet AKINCI arkadaşım ve ben, ikimiz birlikte sağlıyoruz. Yani Türkiye’de Çanakkale’yle ilgili cebinden para harcayarak hizmet yapan insanlardan bir tanesi biziz. Devletten yeterince destek görmüyoruz bu anlamda ve tabii ki Çanakkale’de bir kamu kuruluşu Çanakkale’yle ilgili bir kütüphane kurmak istiyorsa bizim kitaplarımızı almayı hedefliyorsa, daha etkin hale getirecekse biz bu konuya da açığız. Yani arkadaşlarımız adına Çanakkale’nin anlatıldığı, iyi tanıtıldığı bir kütüphane’nin olmasını gönülden istiyorum. Biz şimdilik kendi gücümüzle bu kadar yapıyoruz. İnşallah ilerleyen dönemde bu işe el koyan çok daha güzel işler yapan kişiler olur, diye düşünüyorum.

Rahmetli Mehmet İhsan GENÇCAN Amca’nın adının yaşamasını istedim. Bizim yetişmemizde ve Çanakkale’deki alanı anlatan kişilerin yetişmesinde çok büyük katkıları olan, yarımada’ya çok büyük katkıları olan ve nevi şahsına münhasır bir kişiydi, Bir kültür adamıydı. Milli duruşu olan bir kişiydi. Bu kişilerin toplumda unutulmamasını ve kamuoyunca tanıtılmasını, bilinmesini istediğim içinde böyle bir kütüphaneyi ben kurdum. Tabii, kurduktan sonra çocukları, bizim kardeşlerimiz, onlarda manevi destek veriyorlar bize… Babalarının, dedelerinin adlarının yaşamasından dolayı mutluluk duyuyorlar. Onlarda bizim kardeşlerimiz çok seviyoruz kendilerini, buradan da sevgi ve selamlarımı iletiyoruz. Bizimle sürekli temas halindeler ve yapacağımız bütün faaliyetlerde hep yanımızdalar. Bu yüzden de onlarla birlikte yol almaya devam ediyoruz şu anda.

+ Sizin Çanakkale Muharebelerine, Çanakkale Kent Tarihine hizmetiniz büyük. Bugün geldiğimiz noktada siz Çanakkale Muharebeleriyle ilgili bir değerlendirme yaptığınızda biz Çanakkaleliler olarak dışarıdan gelenlere Çanakkale Muharebelerini ne kadar yansıtabiliyoruz veya çalışmalarımızla bilimsel olarak bunun tam olarak neresindeyiz?

– Öncelikle Çanakkale’deki Atatürk ve Çanakkale Savaşlarını Araştırma Merkezi’nin kurucuları biziz. O dönemde Rektörümüz Prof. Dr. Şemsettin BAĞIRKAN döneminde, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erkan TÜRKMEN hocamız. İlk müdürü oldu… İlk müdür, O’dur zaten. O dönemde kurulmuş oldu. Kuruluş çalışmalarını da ÇOMÜ, Eğitim Fakültesi, Fakülte Sekreteti Halis TONKA yapmıştır… Tabii o dönemde üst seviyede bir çalışma olamadı. Çünkü, bunların öncelikle bütçesinin olması lazım. Bütçe açısından orada pek kaynak yoktu. El yordamıyla, ianeyle falan  faaliyetler yapılıyordu. Halen Çanakkale’yle ilgili çok üst seviyede bir yayın yapıldığı  kanaatinde değilim. Türkiye’de , Çanakkale Savaşları’nın asıl ana merkezinin Çanakkale olması gerekir. Çanakkale Savaşları’yla ilgili 20 sene önceye baktığımızda yüksek lisans, doktora çalışması 3-5 taneydi. Ancak Avusturalya’da, Yeni Zelanda, Kanada ve İngiltere’ye baktığımızda 100’lerce yüksek lisans, doktora çalışması vardır. Mesela, biz bu çalışmaları alamadık. Bunları Türkçe’ye çeviremedik. Var olanlarda da bazılarını sansüre tabi tuttuk; ama, bu yanlıştı. Bilim ne diyorsa onu yazmamız gerekirdi. İngiltere’de, Çanakkale Savaşları döneminde yayınlanmış olan bütün gazeteleri birebir alıp yayınlamadık. Wellington House’ın -ki burası bir İngiltere’nin aleyhine olabilecek belgeleri sansüre uğratan ve Reuters ajansıyla bunları dünyaya yayan bir merkez. Misal Reuters ajansının dünya kamuoyuna yaydığı bilgilerle gerçek bilimsel makalelerin içerdiği bilgilerin mukayesesini yapamadık. Wellington House’ın ortaya koymuş olduğu ne kadar çok bilgi varsa, bunların hiçbirini  gözden geçiremedik. Halen Çanakkale Savaşına “Centilmenler Savaşı” diyenler var, belgesellerde görüyoruz ve çıldırıyoruz. Çanakkale’de bir doktora tezinde gördüm. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı işlenen savaş suçları olarak Çanakkale’de, 40 tane savaş suçu var. Enver Paşa bu konuda çok güzel çalışmalar yapmış. Enver Paşa’nın Türk’e yapılmış olan bu melanetlerin takibini yapmış ve her birinin arkasında durmuş olduğunu görmüş olmakla  Enver Paşa benim gözümde bir kat daha büyümüştür. Bu anlamda güzel belgeler bırakmıştır ve çok takdir ediyorum. Benim tespitlerime göre  Çanakkale’de elli üç tane  savaş suçu vardır. Bu her geçen yıl artmaktadır. Yani Türk askerlerinin cesetlerinin yanmasından tutunda, arazi üzerindeki morfolojik değişikliklere varacak kadar vahşi bir hücumun burada yapıldığını görüyoruz. Bu da yürek yarası bir olaydır. Çanakkale bir Centilmenler Savaşı değildir; ama, Çanakkale’de yiğitçe, mertçe savaşan bir Türk vardır ve karşıda da bunun tam tersi davranan düşman bir kitle vardır. Çanakkale’de savaşan ülke sayısı hem bizim tarafımızda hem karşı tarafta olsun toplam 42 ülkedir. Biz 42 ülkenin Çanakkale’yle ilgili yapmış olduğu yayınlardan haberdar olmamız lazım ki Çanakkale’yi öğrenelim. Bu konuda Üniversitemiz yeterince çalışmıyor. Bunun yanında Alan Başkanlığı’nın bu konuda bir çalışması yok, hedefi yok. Kültür Müdürümüz zaten daha yeni atandı, böyle önemli bir şehirde 11 ay boyunca Kültür Müdürü atanmamış olması bizim için çok ayıp bir olaydır. Şimdi yeni bir Kültür Müdürümüz var, inşallah bunları gündeme alırlar.   Biz, Almanların Çanakkale’ye ve Osmanlı’ya 2.500 kadar subay ve teknik eleman gönderdiğini biliyoruz… Bu, 2.500 kadar Alman’ın kendi aralarındaki savaşla ilgili yaptığı yazışmaları bilmiyoruz… Bunlar nedir? Misal, bana biri söylesin. Bu bilgiler bizde var desin, ben de göreyim bunları. Ancak, böyle bir çalışma yok. Almanların, Osmanlı subaylarına verdikleri rüşvetler konusunda da  bir çalışma yok. Ben bunları görmek isterdim. Kimlerin dürüst adam olduğunu, kimlerin o dönemde müttefikimiz olan insanlarla işbirliği yapmış olduğunu görmek isterim.

Paris’te, Fransa’da savaş döneminde yayınlanmış olan bütün yayınları kontrol edecek olan bir çalışma olması lazım. İşte Alan Başkanlığı böyle bir Tarih grubu, komisyonu kurmalı ve bu ekip gidecek ve Paris’te birkaç  yıl kalacak, bütün o dönemin gazetelerini tarayacaklar, bulup getirecekler ve burada “ham olarak” yayınlayacaklar. Bunu da bilim insanları daha sonra yorumlamış olacaklar. Mesela İllüstrasyon Dergisi vardır, 1880’lerin ortasından itibaren başlıyor ve 1930-40 yıllara kadar devam etmiş. Osmanlı’nın son dönemlerini, Çanakkale savaşı öncesini, savaşı ve sonrası dönemiyle ilgili çok güzel yayınlar yapmış. Burada tabii ki, Osmanlı’yı küçük düşürücü üsluplar var, Propaganda olarak faaliyetler var. Ancak, biz burada bu çalışmalara tahammül edip hepsini almamız lazım.  Bana göre bunların birebir Türkiye’de yayınlanması lazım, Türkiye’de de  birilerinin bunları yapması lazım. Bunları kimse yapmaz Çanakkaleliler yapacak bunları. Bu konuda ne Çanakkale Savaşları Enstitü’sünün, ne AÇASAM’ın, ne de Alan Başkanlığı’nın bir çalışma yaptığına kani değilim. İllüstrasyon dergisini birebir alalım dediklerini görmedim. Bunun yanında mesela, bizim için çok önemli, Ekim devriminden sonra Ruslar, Batı’yla yapmış oldukları gizli anlaşmaların hepsini ifşa ettiler. Mesela Moskova’da yayınlanmış olan Birinci Dünya savaşı özelindeki kitaplar, gazeteler, hatıralar nelerdir? Mesela bana Çanakkale Savaşı çalışan arkadaşlarımız, Rus kaynaklarından “şu komutanın hatıratını okudum, şöyle diyordu” diyecek bir tane kaynak yoktur. Bu da, Çanakkale Savaşları çalıştım, diyen arkadaşlarımızın pek çalışmadıklarını göstermiş oluyor. Ben biraz daha burada sert bir üslupla bunu dile getirmiş olsam da aslında hedef göstermek için, bakın bunlarda var anlamında yol göstermek için söylüyorum. Mesela bizim müttefikimiz olan Avusturyalıların, Viyana’daki gazetelerde neler yayınlanmışlar? Bilmek isterim. Müttefikimiz olan Budapeşte’de Macaristan’da neler yayınlanmış? Bilmek isterim. Ya da lojistik konusunda taraf olan Rumlar, Atina’da neler yayınlamış o dönemde? Mesela İngilizler o dönemde Pire limanında ne varsa hepsini almışlar. Oradakilerin hatıraları nelerdir, neler yapmıştır? Bunları görmemiz lazım. Bulgar Basını müttefikimiz mesela, onlar neler yapmışlar? Sofya ne demiş bunları görmemizde fayda var. Hatta bu tarihi olayları ortaya koyduktan sonra bunlarla işbirliği yapacak olan bir zemini oluşturmamız lazım. Dış İşleri Bakanlığının da, Milli Savunma Bakanlığı’nın da, Genelkurmay’ın da, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin de bu işin içine girmesi gerekir. Yani, ufku daha geniş arkadaşlarla bu işi yapmakta fayda var. Avusturalya basınının yayınlarını olduğu gibi almamız lazım, Yeni Zelanda basınının yayınlarını almamız lazım. Biz Güney Afrika basınının yayınlarını almamız gerekli… . Ben Fransızların Türkiye’deki Askeri Ateşesi Cezayir orijinli bir albay kadındı. Ona çok şeyler söyledim. Çok sert eleştirilerde bulundum. Fransızların Çanakkale’yle ilgili yayınları çok zayıf. Neredeyse hiç yok. Mesela kendi mezarlıklarında gelmiş olan ziyaretçilere verecekleri bir broşürleri bile yok. Bizim Afrika körfezi dediğimiz Senegal, Gambiya, Kamerun, Nijer gibi o bölgeden gelmiş olanların bir kısmı Çanakkale’de kalmış, Kumkale’de kalmış. Bu bölgede çıkmış olan yazılar nelerdir, yayınlar nelerdir? Bunları değerlendirmek lazım. Ancak, bununla ilgili bir çalışma göremiyoruz. Bizden esir olarak giden Korsika’da, Fransa’nın Bask bölgesinde şehitliklerimiz var. Bunlarla ilgili hiçbir yayınımız yok. İtalya’nın Sardunya adasındaki Aziyona kayalıklarında bizim Mehmetçiklerimiz yatıyor. Yine, Ruslara esir düşmüş askerlerimiz, Vladivostok limanından, Japon Yarbay Shomoro komutasındaki Hemeyola gemisiyle birlikte önce Pire Limanına gelmiş ve oradan da Sardunya adasına giden ve yine, orada şehit düşmüş olan insanlarımızla ilgili bir yayın yok. Kulakları çınlasın Prof.Dr. Cemalettin  Taşkıran Hocamızın “ Ana Ben Ölmedim” eserini  yazmamış olsaydı. Biz birinci dünya savaşındaki esirlerimizle ilgili doğru düzgün bilgi sahibi olamayacaktık. Bu da oldukça üzüntü verici. Çanakkale’yle ilgili yapılması gereken çok iş var ve bunları yapması gerekenler ise ufak tefek işler gerçekleştirerek sadece ekonomik destek sağlayalım kendimize diye çalışmalar yapıyorlar. Günü kurtarmaya çalışıyorlar ve ben de buna üzülüyorum. Ben Çanakkale ve Kahramanlarımız için cebimden para harcıyorum ancak birileri bunun sırtından nasıl para kazanırız sevdasında oluyor ki bu da beni derinden yaralamaktadır. Şehirlerimiz, üstünden para kazanılacak olan bir kavram değildir ve bunu şiddetle reddediyorum. Tabii ki bir parantez de Çanakkale Belediye’sine açmak lazım. Çanakkale Savaşları’nın 100. Yılında Çanakkale yaşayan yazarlarından Çanakkale üzerine kitabı olan  on yazarın on tane kitabının olduğu bir set yapalım ve bunu yayınlayalım… Bu kitaplar da yüzüncü yıl anısına   gelecek nesillere kalsın ve bunları köylere ve kğtüphanelere dağıtalım istedim… Ama başaramadık… Çanakkale ‘de beş yüz elli  tane köy var, her birine yollayalım. Kütüphanelere gönderelim ve bu böyle kalıcı bir belge olarak kalsın diye ama ne yazık ki biz bu kalıcı belgeyi bir türlü beceremedik, yapamadık. Belediyemiz bu konuda, bana cevap verdi. Resmî olarak vermedi ama daha sonraki aşamalarda bana ÜLGÜR Bey dolaylı yoldan bana mesajla gönderdi. “Biz matbaa mıyız? Onu Kültür Bakanlığı yapsın!” dedi. Ancak, kendisi nerenin belediye başkanı olduğunun farkında bile değil bu zat-ı muhteremin. Bu zatla şahsi hiçbir problemin yok…  Benim asıl üzüldüğüm taraf şehitlerimize sahip çıkmamasıdır… Şehitlerimiz adına üzülüyorum. Esefle kınıyorum kendisini. Bunun yanında Çanakkale’de 68 Alay ve 22 Tümen savaştı ve bu 68 Alay’dan 15 tane alay komutanımız da şehit düştü. Bunların hemen hemen hepsi Mustafa Kemal’inde alay komutanlarıydı ve alt rütbelerdeki askerleriydi. Bunların Çanakkale Cadde, Sokak, park ve meydanlarında adlarının yaşamasını istedim. Bu konuda Belediyemize dilekçeyle bsşvurdum. Onlar da bana cevap verdiler. İskele Meydanı’nda bir pano yapıp isimlerini oraya yazacaklarına dair. Ben her İskele Meydanı’ndan geçerken bu panoyu arıyorum; ama, ne yazık ki bulamıyorum! Çanakkale’yle ilgili mesela “Çanakkale Ruhu” tabiri bizim için çok önemli. Denizlerde şehit düşen Ömer Oğlu Ziya ilk denizci şehidimizdir. Onun da adını Çanakkale’de Park ve Meydanlarda yaşamasını istemiştim; ancak, ne yazık ki şimdiki Donanma Çay Bahçesi’nin orada bir meydanlık var oraya bir pano yapalım dediler ;ancak, onu da yapmadılar…  O panoyu da arıyorum ve bulamıyorum. Verdikleri cevaba göre, iş takiplerinin olmadığını da görmekteyim. Mesela, Çanakkale’de eski Askeri Hastanemiz 1960’lı yılların ortasında yandı. Onun restorasyonu bittikten sonra orada 1- Çanakkale Savaşları Merkezi, 2- Balkan Savaşları Merkezi, 3- Türk Denizciğinin En Büyük Adamı Çaka Bey( hemen onun biraz daha ilerisinde öldürülmüştü hatta başı yok ama gövdesi orada bir yere gömülmüş).Çaka Bey ve Türk Denizciliği Araştırma Merkezi olmalı. Bunun yanında Çanakkale Savaşları Müzesi, Çanakkale Savaşları Kütüphanesi, Balkan Araştırmaları Merkezi ve Kütüphanesi,Çanakkale İktisat Hayatımız Kütüphaneleri olacakşekilde düzenlenmeli…  Bunların yanında sosyal faaliyetlerle ilgili bir birim. Konferans salonlarının olmasını isterim. Bunu da dilekçeyle valiliğe bildirdim. Kültür Bakanlığı da isteklerinizin bir kısmını çeşitli projeler içinde değerlendiriyoruz şeklinde cevapla bilgi verdiler. Biz Çanakkale’de Şehitlerimizle ilgili daima  istim üstündeyiz. Asya tarafında Çanakkale Savaşları’yla ilgili halen bir şehitliğimiz yok. Kumkale’yle ilgili Kanlıazmak Şehitliği yapılmasıyla ilgili hep bir mücadelemiz var; ama, bu hiçbir zaman gündeme gelmiyor ve bunun sahibi yok. Bunun yanında Halil Paşa çiftliği de askeri hastane olarak kullanılmış ve orada şehit düşenler hemen karşı tarafta bir vadi içerisine gömülmüş. Bugün orada çift sürüyorlar, kemik çıkınca yan tarafa koyuyorlar ;ama, orada bir Şehitliğimiz yok. Musa Köy İlkokulunun olduğu yer o dönemde mezarlıkmış… Şehitlerimizin bir kısmı da oraya gömülmüş… Daha sonra o köye okul yapılmak istenmiş ve köy mezarlığı uygun görülmüş…Mezarlar yeni mezarlığa taşınmış tabii ki, şehitlerimizin de kemikleri yeni mezarlığa taşınmış. Okul yapılan ve okulun bahçesi olarak kullanılan bahçeye de sağlık evi yapılmış zaman içinde yapılan tamirat kazılarında hala şehit kemikleri çıkıyormuş.  Hem oraya ve hem de yeni mezarlığın bulunduğu yere bir şehitlik yapılması lazım. Bu arada Ceyhun Gemisinin batırılmadıyla kıyıya yüzerek çıkmış olan iki-üç tane Mehmetçik Yapıldak’a kadar gelmişler ancak iyileşememişler. Orada şehit düşmüşler… BuBunlar, Yapıldak köy mezarlığına gömülmüşler… Bu yüzden  Yapıldak’a da bir şehitlik yapılması lazım. Lapseki’de bir şehitlik yapıldı; ancak, tam benim istediğim özellikte ve kıvamda değil. Çardak’ta da şu anda bir şehitlik yapılması lazım. Şu anda bir şehitlik var, park şeklinde ve etrafında meyhaneler var. Bu da rahat ve huzur duyacağımız bir uygulama değil. Karabiga’da ve Gümüşçay ve Biga’da da şehitliklerimiz var. Bunlarında hep gündeme getirilmesinde fayda var. Karabiga ve Gümüşçay’da yeni çalışmalar var diye biliyorum. İnşallah bunlar yapılıyordur. Yine Çanakkale’deki yaralılar yakın olan yerlere dağıtılmışlar. İşte bu uygulamayla Edirne’ye giden Çanakkale’deki askerlerimizden şehit düşenlerimiz de oraya  Sırpsındığı dediğimiz yere doğru giden yolun sol tarafına, şimdiki cezaevinin hemen giriş sırasında sol tarafta Balkan Şehitliği yapılmış. Orada Çanakkale Şehitleri de bulunmaktadır. Orada da, Çanakkale’yi belirten  sembolik bir şehitliğin olması gerek. Bunu kim yapacak? Valilik, Üniversitemiz, Kültür Bakanlığı, Alan Başkanlığı, AÇASAM, Çanakkale Savaşları Enstitüsü yapacak ve biz de yapacağız. Biz de elimizi taşın altına koyacağız ki ortaya bir şeyler çıksın. Bazı noksanlıklar görüyorum ki bunlar zamanla çözülür. Bir de Çanakkale Savaşları’yla ilgili Çanakkale Savaşları Ensitüsü’nün çıkartmış olduğu ANAFARTA Dergisi’ni çok takdirle karşılıyorum. Çanakkale’yle ilgili süreli bir yayın. Alıp takip ediyorum. Gerçekten doyurucu ve güzel ama, orada bir bölüm açılmalı ve Harp Tarihi Mecmuası’nda “Yaşayan Ölüler” sayfasındaki şehitlerimizin hem Osmanlıca aslı hem de günümüz Türkçesiyle tanıtılması sağlanmalı…

 Yine, daha  önce anlattığım ülkelerle temas halinde olup Çanakkale Savaşları üzerine çalışmış  ve Yüksek Lisans, Doktora yapmış olan kim varsa tezlerini de Türkiye’de bir birimin basması lazım. Bunu kim yapacak? Bunu ya Üniversite, ya Alan Başkanlığı veya Kültür Müdürlüğü yapacak. Bunu benim yapmam mümkün değildir. Bu da bir iştir ve gereklidir. Şu anda Çanakkale Savaşları’yla ilgili ve Birinci Dünya Savaşına girişimizle ilgili yaklaşık olarak 500’e yakın kitap var. Bu orta ölçekli küçük bir kütüphanenin, ihtisas kütüphanesi açısından ciddi bir kaynaktır. Şöyle düşünün bir insan hep ben okuyorum diyorsa ömrü boyunca 10.000 civarında kitap okur. 500 kitap ise bir araştırma için son derece önemlidir. Ben bakıyorum ki Çanakkale Savaşları üzerine kitap yazmış, tez yazmış insanlar 15 tane, 20 tane kitap taramış. En babası, en güçlüsü ise 100-150 tane kitap taramış ve eser ortaya koymuştur. 500 kitap taranmış olsa daha objektif ve daha bilimsel bir eseri ortaya koymuş olurlar. Çanakkale’ye hizmet etmiş olan Mehmet İhsan GENÇCAN gibi zirve bir şahsiyetin hemen yanında,   Bigalı olan Ağabeyimiz Rahmetli Ekrem BOZ ağabey de Çanakkale Savaşları’nda bizlerin yetişmesi için çok gayret sarf etmiştir. Hüseyin ULUARSLAN çok gayret sarf etmiştir. O dönem içinde. Ayhan Başoğlu vardır. Tercüman  gazetesinde pehlivan tefrikalarını yayınlayan kişidir. O da Çanakkale’ye hizmet etmiş insanlardan biridir. Hatta benim anlatmış olduğum bir hikayeyi de çocuk, çizgi romanı yapacaktı ;ancak, ömrü vefa etmedi. Rahmetli Ramazan EREN vardır, bu alanda çalışmış insanlardan. Ali TEKİNDAĞ vardır yine. Bu insanlar hep bizim dostumuz ve arkadaşımızdı. Bunun yanında Kilitbahir’den Sabri Serhst Çavıldak diye bir arkadaşımız vardı rahmetli oldu o da gayretli bir arkadaşımızdı. Çanakkale’yi dijital ortamda kaydedip, gelecek nesillere bir belge olarak aktarmayı sağlayan Yücel ÖZKORUCU arkadaşımız vardı. Çok genç bir yaşta vefat etti kendisi. Yine aynı jenerasyonda Özkan DAL arkadaşımız vardı. O da rahmetli oldu. İsmet AYGÜN bey vardı. Yine geçen yıl dört Aralık’ta kaybettiğimiz Alaattin Saraç arkadaşımız da çok çok kıymetli arkadaşımızdı… Bazı isimleri hatırlatalım ki bu isimler Çanakkale’ye hizmet ettiler ve unutulmasın istedim… adları kaybolmasın istedim. Bizim Araştırma Merkezi’nin falan bunlardan  haberleri yok. Bu arkadaşları en azından ben yâd edeyim ki bilinsin. Şu an o ilk kuşaktan en eski adam bir ben kaldım. Yarımada’ya hizmet etmiş ilk anlatıcılardan Hüseyin YILDIZ, Ahmet KAŞIKÇI, Halis TONKA o dönemde Eğitim Araştırma alanında çalışan arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu Yarımada’ya ve Çanakkale Savaşları’na büyük katkılar sağlamışlardır. Kendilerine sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir hayat diliyorum. Dileğim o ki, yaşasınlar ve  yarımada’ya hizmet etmeye devam etsinler.

Biz,  yarımada’da anlatımlar daha düzgün olsun diye 25 tane yürüyüş yaptık. Her biri 15-20 kilometre olmak üzere. Bu yaşta onların başlarına düştük. Onlara olanları anlattık, araziyi bilsinler istedik, çok farklı keşifler yaptık ve şu an, alan kılavuzlarından 100 kadar arkadaşımız alan’ı çok iyi biliyorlar, çok iyi anlatıyorlar. Alt yapıları son derece çok iyi durumda ve bu anlamda Tarihi Alan emin ellerde diyebilirim. Alan Başkanlığının, Alan kılavuzluğunu daha efektif kullanmasını gönülden istiyorum. Bu konuda Alan Başkanlığının yeterince çalıştığı kanaatinde değilim. Dergi çıkartsınlar, yazılar yazsınlar, her birine görevler verelim çok farklı yönleri olan bu arkadaşlar değerlendirsin isterim. Alan kılavuzu olan insanların içinde farklı meslek gruplarından olanlar var. Kendi mesleklerince yarımadayı değerlendirsinler ve bu şekilde anlatıma destek versinler diye düşünüyorum.

Son olarak sizlerin Çanakkale’ye katmış olduğunuz hizmetlerden dolayı mutluluk duyuyorum. Bana soruyorlardı “hocam siz ölüp gittikten sonra ne olacak?” diye Evet, biz ölüp gitsek dahi Çanakkale Davasını yürütecek arkadaşlarımız var. Atilla Can AKARCALI bu işe devam ediyor diye bakıyorum. Bizim yine genç arkadaşlarımızdan Burak PARLAKBİLEK, Melih KARAKUZ, Akın AŞÇILI, Bayram AKGÜN var. Yani genç çocuklarımızdan da bu alana hizmet eden arkadaşlarımız var. Üniversite’den karınca kararınca destek vermek isteyen arkadaşlarımız var. Biz, bizden öncekilerden miras ve emanet olarak aldığımız Çanakkale Ruhu’nu bu arkadaşlarımıza ve adlarını sayamadığım genç Alan Kılavuzu arkadaşlarımıza  miras ve emanet olarak devrediyoruz… Çanakkale artık emin ellerdedir diyebiliriz.

Alan Başkanı’mız Sayın İsmail KAŞDEMİR’in de gayretli çalışmalarını görüyorum. Daha iyi olacak diye düşünüyorum. Soluğunuz kesilmesin ve çalışmalarınız devam etsin istiyorum. Dualarım sizinle birlikte ve hepinizi gözlerinden öpüyorum. Başarılar diliyorum.

+ Teşekkür ederiz hocam. Biz de bu güzel yayın için minnettarız. Sağ olun, var olun.

canakkaleharbi.com adına

Röportaj Veren; Bünyamin Nami TONKA

Röportaj Alan; Atilla Can AKARCALI

Yazıya Çeviren; Utkan Emre ER

Ayrıca Kontrol Et

KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARTMAK: ÇANAKKALE’DE ÇOCUKLAR DA MI SAVAŞTI!

Tarih biliminin çocuklara yönelik aktarımının nasıl olması gerektiğine dair özellikle pedagojik açıdan ve diğer sosyal …

1 Yorum

  1. Bünyamin Nami Tonka

    Daha çok şeyler söylenebilir… Arkadaşlarımızın çalışmaları ufuk açıcı… Onlara başarılar diliyorum…
    Gönülden selamlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir