PİYADE EFRÂD DERSLERİ NO. 1 ARAZİNİN TANINMASI VE USÛL-İ İSTİFADE

PİYADE EFRÂD DERSLERİ. NO. 1

ARAZİNİN TANINMASI VE USÛL-İ İSTİFADE

Özet

1909 yılından itibaren arazinin tanınmasına dair 8 derslik piyade efrad dersleri verilmiştir. Bu derslerden 1 numaralı dersin çevirisi bu çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Arazinin tanınması ve araziden nasıl istifade edilebileceği arazinin özellikleri ve bu özelliklerden muharebe esnasında askerlerin nasıl yararlanıp yararlanamadığı aynı suretle düşmanın da bu araziden ne derece istifade edip etmediği, düşmana karşı önemlerin nasıl alınacağı ve düşman ateşinin tesirinin nasıl azaltılabileceği, bir mevziîn işgali için neler yapılabileceği,  askerlerin muhtelif nişan ve vaziyetleri, hareket esnasında araziden nasıl istifade edilebileceği ve arazi üzerinde yönlerin nasıl  belirlendiği belgenin içeriğinde yer almıştır.

Giriş

Arazinin ve arzların askerlikteki öneminden bahsedilerek, yeryüzünde kimi yerlerin toprak kimi yerlerin sulu olduğuna ve suyun daha çok bulunduğuna, düz yerlerin ova, yüksek yerlerin dağ olduğuna, arazinin çevresinde bulunan insanların oturdukları yere şehir, kasaba, köy, çiftlik adı verildiğine bunların askerlikte ne için kullanıldığına ne önemi olduğuna dair dersler verilmiştir. Ormanlar iki türe ayrılarak kullanılmış, ilk olarak askerin gizlenmesi ve gizli olarak düşmana yakalanmasına yarayan aynı zamanda düşmanında istifade ettiği, içinden çıkılabilen ormanlar türü olarak kullanılmıştır. İkinci olarak bir taraftan diğer tarafa çıkılamayan sadece odunlarından yararlanılan ormanlarda içinden çıkılamayan orman türü olarak kullanılmıştır. Dağların aralarında bulunan çukurlara dere, derelerin birleşmesinden oluşan sulara çay, çayların birleşmesinden oluşan sulara nehir denilmiştir.

Deniz dalgası gibi üzerinde hafif kabartılar ve çukurluklar bulunan araziye dalgalı arazi denilmiş, her tarafı görülebilen araziye ise açık arazi denildiği gibi köylerin, ormanların bağların, bahçelerin ve tepelerin bulunduğu araziye kapalı arazi denilmiştir. Derelerin, tepelerin, çukurlukların, kabartıların, ağaç ve çalıların olduğu arazi arzlı arazi olarak, bir taraftan diğer tarafa geçilmesi güç olan arazi ise kesik arazi olarak adlandırılmıştır. Bu şekilde araziyi tanımlayarak araziyi öğrenmeye ve ne amaçlı kullanıldığına, bunların muharebedeki önemi ilk aşamada anlatılmıştır.

Arazinin Tanınması

Yüksek yerler dağ olarak nitelendirilmiş ve yüksekliklerine göre üçe ayrılmıştır; yüksek dağlar, orta yükseklikteki dağlar ve alçak dağlar. Yüksek dağlar 1.500 metre yüksekliğinde, orta yükseklikteki dağlar 1.000 metre yüksekliğinde, alçak dağlar 100-500 metre yüksekliğindedir. Yüksek dağlarda askerin muharebe edebilmesi mümkün olmamıştır. Çünkü hem yatacak yerin hem de yolun olmaması askerin iaşesini karşılamayı da engellemiştir. Bu sebeple askerin bu dağlarda yaşaması mümkün olamayacağından muharebe de olmamıştır. Yüksek dağlarda bir taraftan diğer tarafa gitmek zor olduğu için eşkıya muharebesinde eşkıyaların tutulması için elverişli olmuştur. Yine aynı şekilde orta yükseklikteki dağlar da muharebeye uygun değildir. Alçak dağlar muharebe için uygun olmuş, köylerin ve yolların olmasıyla askerin ihtiyaçları karşılanabildiği gibi kötü hava şartlarında da yürünebilir olması muharebe olanağı sağlamıştır. 300 metreye kadar olan yükseklikler de tepe olarak isimlendirilmiş ve tepeler muharebe için en uygun ve en iyi yerler olmuştur. Muharebeler sırasında arazinin etrafında bulunan meskûn mahaller yani insanların oturdukları köyler, şehirler, çiftlikler; askerlikte gecelemeye, yiyecek içecek tedarik etmeye ve eksikleri gidermeye oldukça fayda sağlamıştır. Aynı zamanda bağ, bahçe, tarla gibi ekili araziler de askerin gizlenmesine, düşmana yaklaşmaya, hayvanları beslemeye yaramıştır. Düşmanda bu durumdan aynı şekilde istifade etmiştir. Askerin iaşesinin yanında en önemli unsurlardan biri de su olmuştur. Bu doğrultuda arazi üzerinde bulunan dereler su tedariki bakımından askerlikte büyük önem taşımıştır. Fakat çaylar, yağmur yağdığı zaman askerin ve düşmanın ilerlemesine engel olmuştur. Nehirler de ise, büyüklüğü açısından geçmesi zor olacağı için köprüye ihtiyaç duyulmuş, dolayısıyla bu durum ilerlemeye engel olmuştur. Düşmanda aynı şekilde geçememiş ve durmak zorunda kalmıştır. Nehirlerde bazı zamanlarda kayıklarla askerin yiyeceği tedarik edilmiştir. Arazi üzerinde erzak ve cephane getirilmesini kolaylaştıran ve bir taraftan diğer tarafa gitmeği sağlayan yollar kullanılmıştır. Bu yollardan düşmanda aynı şekilde istifade etmiş ve yollar dört türe ayrılmıştır. Bunlar; toprak yol olan şose yollar, araba yolu, hayvan yolu ve patika yollar olarak ayrılmıştır. Şose yollar, taşla döşenmiş büyük şehir ve kasabalar arasında bulunan yollardır. Araba yolu, arabaların geçmesine müsait olan taşla döşenmemiş yollardır. Hayvan yolları, yüklü hayvanların geçebileceği yollar, patika yollar ise dağlarda bulunan dar yollardır ve buralardan bazen yüklü hayvanlar bile geçememiştir. Arazi üzerinde bulunan taşlı topraklar, sulu topraklar, kumlu topraklar ve yumuşaklar topraklar muharebe esnasında askerin istifade edebileceği veya edemeyeceği topraklar olarak ayrılmıştır. Örneğin taşlı topraklar askerlikte önem taşımıştır. Taşların büyük ve küçük parçalarına isabet eden düşman mermileri taşları parçalayarak askerin yararlanmasına sebep olmuştur. Ancak toprağın taşlı olması neferlerin birbirine yakın bulunmasıyla eşkıya muharebesinde siper olarak kullanılmıştır. Askerin istifade edemediği diğer toprak türü de sert topraklardır. Askerin tüfeklerini dayaması ve siper yapması güç olduğu gibi düşman mermilerinin isabet etmesi de kolay olmuştur ve bu bakımdan sert toprak muharebe esnasında asker için iyi değildir. Askerin istifade edebildiği toprak türü ise kumlu ve yumuşak topraklardır. Askerlerin silahlarını dayaması ve siper yapabilmesi için kolaylık sağlamıştır. Özellikle toprak rutubetli olursa isabet eden düşman mermileri belli olmaz ve bu açıdan düşman tarafından görülmediği için kumlu ve yumuşak topraklar askerler için kullanılabilir olmuştur. Sulu toprak ise yağmur yağdığında genellikle bataklık olduğu için hem yürümek çok zor olmuş hem de askeri hasta etmiştir. Sulu toprak sadece muharebe edilirken muharebe alanın yakınındaysa düşmanın gelmesini engellemiştir. Askerler genelde kumlu, rutubetli, yumuşak topraklarda durmuştur.

Araziden İstifade

Arazide hedefleri ve düşmanı görebilmek için havanın aydınlık ve güneşli olması veya karanlık olması hedefleri belirleme noktasında büyük önem taşımıştır. Eğer hava açık ve güneşli olursa hedefler uzak mesafeden görülebilmiş, kapalı ise aynı hedefler aynı mesafeden görülememiştir. Güneşin etkisiyle görülebilen hedefler, güneşin gölge yapmasıyla bile görülemez olmuştur. Bu açıdan askerler muharebe esnasında daha çok güneşli yerlerde durmuş ve gölgeli yerleri tutmaya çalışmıştır. Hedefin bulunduğu yerin rengi ile gerisinde bulunan arazinin rengi, hedefi belirleyip görebilme açısından önemli olmuş, eğer hedefin bulunduğu yer ile gerisindeki arazinin rengi koyu olursa hedef uzaktan görülememiştir. Bunun üzerine avcılar da bulunacağı yer ile gerisindeki arazinin rengi koyu olan yerleri tutmuştur. Hedefin rengi de en az arazinin rengi kadar görülmeye tesir etmiştir. Avcının elbisesinin rengi koyu olursa duracağı yer ile arkasındaki arazinin de rengi koyu olmalı, açık olursa açık olmalıdır. Bu nedenle hedefin rengi arazinin rengine ne kadar uyarsa askerler için o kadar iyi olmuştur. Bunun yanında hedefin rengi koyu, arazinin rengi açık olursa hedef çok açık bir şekilde belli olur. Hedefin renginin yanı sıra büyüklüğü de görülmeye tesir etmiştir. Hedef ne kadar büyükse görülmesi ve nişan alınması da o kadar kolay olmuştur. Avcı hedefi belirleyebilmek için tepelerin, siperlerin gerisini tutması ve gereksiz yere kendini büyük hedef göstermemesi gerekli görülmüştür. Avcıların arazi üzerindeyken kendini göstermemesi ve gizli tutması için iki türlü siper vardır. Biri düşman mermilerine, diğeri düşmanın görmesine karşıdır. Düşman mermilerine karşı en iyi siperler; doksan metre kalınlığında, kum toprak yığınları, hendekler, sel yarıntıları, arazinin büyük ve küçük dağları ve kabartıları en iyi siperler olmuştur. Düşman mermilerine karşı en az elli santimetre kalınlığında olan ağaçlarda siper olarak kullanılmıştır. Bunların yanında taş dolu duvarlar, taş yığınları da siper olarak kullanılmıştır. Fakat düşman tarafından atılan mermilerin, taşları parçalayarak avcıları yaralamaması için bunların üzerlerinin toprak ile örtülmesine dikkat edilmiştir. Uzak mesafelerde, toprak yarım metreden aşağı olmamak üzere tekmil olmayan siperler kullanılmıştır. Düşmanın görmemesi için yüksek otlar, buğday, arpa veya yüksek tarlalar, bağlar, kamışlar ve çalılardan siperler yapılmıştır. Ufak top çalıları ve ot yığınları da siper olarak kullanılmış ve bu siperler düşman tarafından bulunana kadar kullanılmıştır. Avcının, siperin arkasındayken düşmana ya hiç görünmemesi ya da çok az görünmesi gerekmiş, düşmana az görüldüğü zamanlar arazinin rengine göre yerleşmiş, gölgeli yere yerleşenler ise kötü havalarda uzak mesafelerde bulunan avcıları görebilmiştir.

Ateş Tesirini Tezyid (Arttırma) Düşmanlığını Tenkis (Azaltma) Çareleri

Avcıların bulunduğu yerden düşman tarafına doğruateş altına alabilen araziye endaht meydanı denilmiştir. Avcıların ateşlerinin tesirli olabilmesi için ilk önce kendine uygun ve güzel bir endaht meydanı bulmalıdır ki attığı mermiler isabetli olabilsin. Aynı zamanda tüfeğini dayamak için bir dayanak bulmalı ve kendisini de muhafaza edebilmek için bir siper aramaya başlamalıdır.  Avcılar, daima tesirli ateş etmeyi düşünmeli ve bunun yanında kendisinin de rahat hareket edebilmesi ve çoğu zaman yorulmaması için dirseklerinin dayanacağı yerleri bir miktar kazarak yumuşatmalıdır. Avcı, düşmanın tesirini azaltmak için gölgeli bulunan yeri ve gerisinde olan yerleri toprağı, rutubetli, kumlu, yumuşak mahalleri tutmaya çalışmıştır. Toprağı sert taşlı ve sulu olan yerlerde düşman, nişanlığının doğru olup olmadığını anlar ve hemen nişanlığını düzenleyerek bu kez daha tesirli ateş etmeye çalışır.  Toprak taşlı olursa hem taşlar hem de mermiler parçalanarak avcıları yaralar.

Bir Mevziîn İşgali

Düşmanın ortaya çıkmasından önce, endaht meydanında hazırlıklar yapılmış, endahta mâni olan ot, ağaç, çöp, gibi şeyler varsa kaldırılmış, mermilerin parçalanmasına sebep olacak taşlar varsa onlar da geri tarafa atılmıştır. Meydan temizlendikten sonra mevzi işgal edilmiştir. Dirsekleri dayamak için mahaller yapılmış ve düşmanın gelebilmesi muhtemel olan noktaların mesafeleri tahmin edilerek o noktalara silah kapalı vaziyette nişan alınmıştır.

Muhtelif Nişan ve Vaziyetleri

Arazi üzerinde avcıların nişan ve vaziyetleri, mevcut siperlere göre muhtelif nişan ve vaziyetidir. Avcıların esas muharebe vaziyetleri yere yatarak nişan vaziyetin de olmuştur. Bu vaziyetteyken ateşin tesiri daha kuvvetli olmuş ve en küçük hedefler bile görülebilmiştir. Avcı yere yatarken düşmanı göremezse diz üstünde ateş etmiş, eğer bu vaziyette ateş edemezse de ayakta ateş etmiştir. Avcı nişan alıp ateş edebileceği zaman kendisini göstermiş, silahı dolduracağı zaman göstermemiştir. Yakın mesafelerde şiddetli ateş edildiğinde avcı iki bağ dolduracağı zaman gizlenmiştir. Diz üstü veya ayakta ateş ederken avcının vurulma ihtimaline karşı amirine haber verilerek yerini değiştirmek için müsaade istemiştir.  O zaman da ateş etmeyerek yere yatar vaziyette beklemiştir. Siperler nişan vaziyeti alamaya müsait değil ise tesirli ateş edebilecek bir vaziyette ateş edilmiştir.

Hareket Esnasında Araziden İstifade

Arazi üzerinde avcılar silahlarını koltuk altında taşımıştır. Avcıların arazi üzerindeki yürüyüşü gözleri ileride düşmanın birdenbire zuhur edeceği noktalar da, kulağı emrinde olarak serbest ve büyücek adımlarla adi yürüyüş sırasında hareket etmişlerdir. Avcıların yürürken çok dikkatli ve tetikte olması daima düşmanın zuhur edebileceğini, birdenbire düşman ateşinin altında kalacağını, şayet düşman zuhur ederse bulunduğu yerden suretle neresini tutacağını ve emir olmadıkça ateş etmeyeceğini düşünmelidir. Muharebe esnasında ateş altında olan avcılar siperden sipere sıçrayarak, eğilerek, sesli yarıntılarından, tarla hendeklerinden yürüyerek, sürünerek, siperlere nazaran arkaları azaltıp çoğaltıp ilerleyerek araziden istifade etmişlerdir. Kısa mesafelerde askerler tüfeği sol ele almışlar, sağ el sol dirseğin ve dizlerin üzerinde veyahut mümkün olduğu kadar yere yakın olarak sürünerek ilerlemişlerdir. Uzun mesafelerde ise tüfek, namlu ağzı sola gelmek üzere kayışından boyna asılmış eller ile dizler üzerinde veyahut da mümkün olduğu kadar yere yakın olarak sürünülmüştür.  Avcıların ateş ederken sürünebilmesi için birinci sıra neferleri ateş ederken, ikinci sıra neferleri arkadaşlarının ateşinden zarar görmeyecek kadar ileri gitmişlerdir. Sonra birinci sıra efradı ateş ederken, ikinci sıra neferleri aynı suretle ilerlemişlerdir. Fakat bu vaziyette sürünmek pek güç ve ağır olduğundan sadece başka suretle ilerlemek kabul olmadığı zamanlarda bu yöntem kullanılmıştır.

Yön Tayini

Asıl olan dört yön vardır; Doğu, kuzey, güney, batı. Bu yönlerden başka her ikisinin arasında birer yön daha vardır ki onlarda dörttür; kuzeydoğu, güneydoğu, kuzeybatı, güneybatı. Bir gün boyunca güneşin doğuş ve batışı gün içerisinde hangi yönlere doğru gittiği takip edilerek anlatılmıştır.  Güneş sabahleyin doğudan doğduktan sonra güneydoğuya doğru hemen gider ve yükselir. Sabah ile öğle arası güneydoğu, öğleyin güney yönüne gelir ondan sonra alçalmaya ve güneybatıya doğru gitmeye başlar. İkindi zamanı güneybatı da bulunur ve nihayet batıdan batar.

Askerlikte bulundukları yerden yönlerini belirlemek için şu yöntemler kullanmıştır; güneş olduğu zaman öğle vakti yönleri bulabilmek için yüzünü güneşe çıkarırsam önüm güney, arkam kuzey, solum doğu, sağım batı yönü, yarım sağ istikameti güneybatı, yarım sol istikameti de güneydoğu olur. Kuzey ile doğu arası kuzeydoğu, güney ile batı arası güneybatı olur. Sabah ile öğle arasını yüzümü güneşe çevirirsem yönüm kuzeydoğudur.[1] Bir yarım sağ edersem yönüm güney olur. İkindi vakti ise güneş güneybatıda olduğundan yüzümü güneşe çevirdikten sonra bir yarım sağ edersem yönüm güney[2] olur.

Geceleri ise kutup yıldızı ile yön belirlemişlerdir. Eğer hava açık olursa yüzlerini kutup yıldızına döndüklerinde o istikamet kuzeydir. Diğer yönlerde bu şekilde belirlenmiştir. Yönün belirlenmesi için en iyi araç olarak pusula kullanılmıştır. Çünkü gece ve gündüz, kapalı ve açık havada yönle cihanı tayin etmiştir. İstikametlerini surette gösterebilmiştir.

Bir yüksekliğin arkasında bir minare görülüyorsa orada bir Müslüman köyü olduğu, bir yüksekliğin gerisinde birçok kilise görülürse bir Hıristiyan köyü olduğu, tarlalar içinde araba görülürse orada bir araba yolu bulunduğu anlaşılmıştır. Tarlaların içinde sıralı kavak veya söğüt ağaçların olması ve o ağaçların bir sıra şeklinde olması orada bir sulu hendek bulunduğunu işaret etmiştir. Arazi üzerinde uzayan beyaz duman şimendifer (tren, demiryolu) geçidine ve orada şimendifer hattının bulunduğuna, sırayla olan telgraf direkleri ise şose veyahut şimendifer hattının olduğuna işaret etmiştir.

Bir ormandan karşı tarafa geçtikten sonra yine aynı yoldan dönebilmek için giderken yollara kâğıt parçaları atılmış veya dalları kırarak, ağaçların kabuklarını soyarak işaret yapılmıştır. Yolun bataklık olan kısmından araba geçebilmesi için ağaçları kesip arabanın batmayacağı şekilde kalın ağaçları koyup üstünü toprakla doldurarak köprü vazifesi görecek şekilde yol yapılmıştır.  Buz tutmuş nehirlerin üzerinden geçilebilmesi için de piyade için dört parmak, süvari için bir el genişliği, topçu için iki karış kalınlıkta olması gerekmektedir. Nehirlerin geçitlerinden geçerken eğer neferlerden biri suya kapılırsa avcı uzun bir ip alarak sol eline dolamış bir şekilde sıkıca tutar, diğer ucundan başlayarak sağ el ile sol el arasında iki metre uzunluk kalıncaya kadar sağ elde dolayıp geçit hareketi başlamadan evvel hazırlar ve geçitten akıntı tarafından yirmi otuz adım mesafede bulunur. Şayet birini su alıp götürmeye başlarsa suda giden neferin ön tarafına itilmiştir. Nefer ipi yakalarsa telaşsız ve pek yavaş olarak sudan çekilmiştir. Suya düşen nefer ipi tutmazsa bunun için birkaç tane ip bulunarak yirmişer otuz adım mesafe ile dizilmiş bir şekilde, birinden kurtulan diğeri tarafından tutulmaya çalışılmıştır.[3]

Sonuç

Piyade efrad derslerinden 1 numaralı ders, askere muharebe edilecek araziyi tanıtma ve bu araziden istifade edebilmesine yönelik olmuştur. Anlaşılıyor ki muharebe öncesinde verilen bu dersler muharebe sırasında askerin ilerlemesinde fayda sağlamıştır. Özelikle muharebeye uygun yerlerin nereleri olduğu, askerin gerekli ihtiyaçlarının karşılanması için arazi üzerinde bulunan yerlerin önemi, arazide bulunan otların, çalıların, toprakların siper olarak kullanılması, düşmandan kendini gizli tutarak avcıların tesirli ateş edebilmesi, arazi üzerindeyken yönlerin nasıl belirlenip ne tarafa yöneltileceği gösterilmiştir. Aslında tüm bunlar aksaklıkların en az şekilde yaşanmasını, askerin bilinçli olarak hareket edebilmesini sağlayan, askerin en zor şartlarda bile hem yaşam sürebilmesi hem düşmanla mücadele edebilmesi ve ilerleyebilmesi için savaş döneminde bu gibi eğitim ve derslerin verilmesi savaşın seyrinde ve sonucunda büyük önem arz etmiştir.


[1] Metnin orijinalinde hata olup, doğrusu güneydoğudur.

[2] Metnin orijinalinde hata olup, doğrusu batıdır.

[3] Mekteb-i Harbiye Talimi Muallimi Binbaşı Ahmed Ali, Arazinin Tanınması ve Usl-u İstifade, Sene 1325.

Ayrıca Kontrol Et

14 Temmuz 1942 Atılay Denizaltı Faciası

Yayına Hazırlayan: Göktuğ Küçükçoban Atılay Denizaltısı[1], 14 Temmuz 1942 tarihinde saat 6.25’de kendisine verilen vazifeyi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir