27’NCİ ALAY’A HAKLI ŞEREF VERECEK BİR MUZAFFERİYET

25 Nisan 1915 günü başlayan Çanakkale kara muharebelerinde Kanlısırt bölgesinde konuşlandırılan toplarımız stratejik öneme sahipti. Çıkarmanın ilk günü düşman eline geçen toplarımızın geri alınması mücadelesi 27’nci Alay harp ceridesine şu şekilde yansımıştır:

“Avcı hattı düşmanın elinde kalan toplarımıza yaklaşmıştı. Toplarımızın kurtarılması hakkında sık sık teşvikâmiz şifâhî emirler veriyordum. Düşman, topları vermemek ve Kanlısırt’ı bırakmamak için pek mu’annîdâne [inatçılıkla] mukavemetle [karşı koymak] kalmayarak mukâbil[karşılığında] hücûmlar icrâ ediyordu. Düşman, bu kurtarılacak topların enplasmanlarına makineli tüfek dâhi yerleştirerek mukâvemet ve mukâbelede azim ve ta’annüd[inat] gösteriyordu. Fakat gerek Kemâlyeri kurbundaki[yakınındaki] 165 Rakımlı Tepe’deki toplarımız gerek Yüzbaşı Sadık Efendi ile Kavaktepe’ye gönderdiğim iki topun miksârî, ihtiralı ve müsâdemeli[çarpışma, çatışma] ateşleri ve gerek makineli tüfenklerimizin ateşi düşmana o kadar zayi’ât veriyordu ki Kanlısırt ecsâd[cesetler] ile kaplanıyordu. Askerlerimizin ilerlediği yerlerde telef olmuş ve ağır yaralı olduğundan yerlerde kalmış birçok düşman ecsâd [cesetler] ve efrâdı [fert, birey] bulunuyordu. Muharebe öyle kızgın bir devrede idi ki; değil düşmanın ağır yaralanmış, henüz ber-hayat [hayatta olan] bulunan efrâdı ile mu’âvenete muhtaç yaralılarımıza dâhi bakmak kimsenin hatırına gelmiyordu. Çünkü muhârebenin bu safhası düşman eline esir düşen toplarımızın kurtarılması nâmına cidden şiddet kesbetmiş[çalışmış]; her iki taraf yakından mu’annîdâne [inatçılıkla] mücâdeleye tutuşmuştu.

Bu kızgın müsâdemeyi [çarpışma, çatışma] görüp de iştirâk arzu etmemek mümkün değildi. Bu cümleden olarak; yegâne ihtiyât kuvvetim olarak Göktepe’nin garbında, yani Adanabayırı’nın bu hizâdaki şark gerisinde bulundurduğum bölüğün -1’nci Tabur 3’üncü  Bölük- Takım Kumandanı Mülâzım-ı Sâni[Teğmen] Emin Efendi,  harbe iştirâk için bölük kumandânına vuku’ bulan müraca’atına karşı; “Bizden başka ihtiyâtta kuvvet yoktur, bizi kumandân göndermez” sûretindeki muhadded [sınırlı] cevabı alması ve askerimizin topların başında pek kızgın ve yakından devâm eden muhârebe kendisinde tahammül bırakmayarak; bölük kumandânının muhârebeyi seyretmekle meşgûl bulunduğu bu sırada, gizlice takımını bilâ-emir[emirsiz] alır ve musârahaten[aşikar,açık] takımıyla beraber toplarımızın başında cereyân eden muhârebeye girişir. Mümâ’ileyh orada bi’t-tâbîî şehâdeti ihrâz[nail olmak] eder.

Düşman verdiği telefâta[can kaybı] bakmayarak mükerrer mukâbil süngü hücûmlarına kalkar. Fakat esir toplarımızın önünde ve onların yoluna cereyân eden bu hücûmları kahraman askerimiz mukâbil hücûmlar ile tard[uzaklaştırır] ederler ve düşmanı kaçırırlar. Toplarımızı istirdâd[geri alma] ederler. Artık topları Allah’ın ‘inayet-i Hâlıkda[iyi niyet] kurtarmıştık. Bu topların başında bir sâ’at süren mu’annîd [inatçı] mücâdele, 27’nci Alây’a mu’hıkken[haklı] şeref verecek bir muzafferiyetti. 165 Rakımlı Tepe’deki üç top ile KavakTepe’de yerleştirilen iki topun miksârî ateşi [teksir eden] piyâdemizin bu muvaffâkiyetine[başarı] büyük hizmetler etmiş ve makineli tüfenklerimizin hizmeti de şayân-ı şükrân[layık, teşekkür] bulunmuştu.

Düşman pek müdhiş zayi’âta uğramış ve uğramakta. Bütün fundalıkların dipleri düşman ecsâdıyla ve ağır yaralıların iniltileriyle dolmuştu. Topların bulunduğu sahayı zapt eden cesûr askerimiz ta’arruza devâm ediyordu. Ellerine geçirdikleri topları düşmanın mukâbil hücûmuna karşı müdafa’a ediyordu. Ba’zı efrâdımız ile İngiliz neferleri karşılıklı birbirlerine bir anda havale ettikleri süngülerle her iki tarafın karşılıklı yere yıkıldığı ve teslim-i rûh ettiği görülüyordu. Düşman efrâdının dâhi ibraz ettiği cesâret şayân-ı tezkârdır hatırlama]. Ancak askerimizin yılmak bilmeyen savleti karşısında dayanamıyordu.”

Murat KARATAŞ, Barış BORLAT, Harp Ceridelerine Göre Çanakkale Savaşları’nda 27. Alay Cilt I

Ayrıca Kontrol Et

Düşmanın Hile ve Kurnazlıkları

Düşman aynı zamanda hilekâr ve kurnazca hareket ediyordu. Tüfeğini bizim mazgala sabitlenmiş, bizim efrat mazgalın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir