PİYADE EFRÂD DERSLERİ. NO. 4 ARAZİNİN TANINMASI VE USUL-İ İSTİFADE

Özet

1909 yılından itibaren Mekteb-i Harbiye Talimi Muallimi Binbaşı Ahmed Ali tarafından 8 derslik piyade efrad dersleri verilmiştir. Bu derslerden 4 numaralı dersin çevirisi çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Çalışmada, Arazi arizaları ve askerlikçe ehemmiyetleri, Araziden istifade, Ateşin tesirini tezyit düşmanınkini tenkis çareleri, Bir mevzi ’in işgali, Muhtelif nişan vaziyetleri, Hareket esnasında araziden istifade, Cihet tayini, Efradın kuvve-i mümeyyizelerini uyandırmak için birkaç misal açıklanmıştır.

Giriş

Piyade Efrad Dersleri’nin önceliği bilinçli asker yetiştirmek ve donanımlı asker yetiştirmek olmuştur. Bu ana amaçtan yola çıkarak oluşturulan 4. Ders askerin araziyi iyi tanıması ve çeşitli senaryolara karşı bilgilendirilmesi amaçlanmıştır. Araziyi tanıyan asker muharebe esnasında daima bir adım önde olan askerdir. Hangi irtifada yer edinilmesi gerektiğini, hangi toprak araziyi kullanması gerektiğini bilen ve ne şekilde atış alanı bulması gerektiğini öğrenen asker muharebeye hakim olan taraf olacaktır. Tecrübelerden yola çıkarak verilen örneklerle askerin hangi senaryoda başına ne geleceği ve ne yapması gerektiğini aktaran 4 numaralı ders aynı zamanda temel coğrafya bilgisini de askere aktarmaktadır.   

Arazi arizaları ve askerlikçe ehemmiyetleri

Asker dersin bu bölümünde coğrafyada karşılaştığı çeşitli yükselti, dere ve bataklık hakkında detaylı bilgi edinir. Öncelikle üzerinde yaşadığı yerin “arz” olduğunu öğrenen asker, yeryüzünün bazı yerlerinin toprak ve bazı yerlerinin ise su olduğunu öğrenmektedir. Genel bir bilgi olan Dünya’da kara parçalarına göre su kütlesinin daha çok bulunduğu aktarılır. Düz yerlere ova, yüksek yerlere dağ, dağların üzerindeki düzlüklere yayla denilir. Dağlar yüksekliklerine göre üçe ayrılır. Bunlardan birincisi yüksek dağlardır 1500 metreden yüksek olan dağlardır. İkincisi orta yüksek dağlardır ki 1000 metre yüksekliğinde olan dağlardır. Üçüncüsü alçak dağlardır ki 500: 1000 metre yüksekliğinde dağlardır. Yüksek ve orta yüksek dağlarda askerin özellikle muharebe edemeyeceği aktarılır. Bunun sebebi ise şu şekilde açıklanır; yol yoktur, yatacak yer bulunmaz. Yiyecek içecek bulunmaz, getirmekte güçtür. Asker yaşayamaz. Yüksek dağlar eşkıya muharebesinde iyidir. Çünkü eşkıya çıkılması güç yerleri tutarlar, hücum edilmez. Bir taraftan diğer tarafa gitmek güç olduğundan arkası da alınamaz. Alçak dağlarda ise asker kolaylıkla muharebe edebilir. Köyler ve yollar vardır, fena havalarda da yürünebilir. 300 metreye kadar olan yüksekliklere tepe denir, tepeler muharebeler için en iyi yerler olarak adlandırılır. Buna göre asker muharebelerde tepeleri tutmalıdır.

İnsanların oturdukları yerler meskûn mahal olarak adlandırılır. Büyüklüklerine göre şehir, kasaba, köy, çiftlik denir. Çiftlik, bir adamın malı olup birkaç binadan ibaret olan yerdir. Köy ise birkaç haneden birkaç yüz haneye kadar olan meskûn mahaldir. Kasaba, köyden büyük olan yerlerdir. Şehir, kasabadan büyük olup güzel sokakları ve güzel binaları olan yerlerdir. Meskûn mahaller askerlikte gecelemeye, yiyecek tedarik etmeye ve eksiklikleri tamamlaya yarar. Mezru mahal olarak adlandırılan yerler ise bağ, bahçe ve tarla gibi ekilen yerlerdir. Bu yerler de askerin gizlenmesine ve bazen de hayvanların beslenmesine yarar. Ancak düşmana da aynı şekilde fayda sağlar. Akabinde ağaçlık olan yerlere orman denir. Koru ise küçük ormanlara denir. İçinden geçilebilen ve geçilemeyen ormanlar şeklinde ormanlar ikiye ayrılır. Bu ormanlar askerin gizlenmesine ve gizli olarak düşmana yaklaşmasına yarar. Unutulmamalıdır ki düşmanda aynı şekilde istifade edebilir. İçinden geçilemeyen ormanlardan ise odun ve çalı-çırpılarından istifade edilebileceği ifade edilir. Dağ aralarında bulunan çukurluklara dere denir. Bu derelerde yağmur yağdığı zamanlar su bulunabilir. Bu derelerin birleşmesinden hasıl olan akan sulara çay yahut su denir. Çayların da birleşmesinden hasıl olunan sular nehir olarak adlandırılır. Dereler askerlerin su tedarik etmesine olanak sağlasa da dereye inip çıkmak askeri çok yorar. Çaylar, yağmur yağdığı zaman geçilemez hale gelip, ilerlemeye mâni olabilir. Aynı şekilde düşmana da geçit vermeyecektir. Nehirler ise büyük sular olduğundan köprüler veya geçit mahallerinden başka yerlerden geçilemez. İlerlemeye mâni olabilir. Bazen kayık ve sallar ile askerin yiyeceği tedarik edilebilir. Dağların arasındaki geçitlere boğaz denir. Bu tür boğazlarda dikkat edilmesi şey yan taraflarında bulunan dağlar düşman tarafından tutulursa geçmek çok güç olur ve en tehlikeli yerler olarak adlandırılırlar. Birikinti sular az olup altı çamur olan yerlere ise bataklık denir. Bataklıklar askerin geçmesine mâni olur ve askeri hasta eder. Yer yüzündeki en büyük sulara ise deniz denir. Denizlerde vapurlar ile asker taşınabilir. Su ortasında bulunan toprak parçalarına ise ada denir. Son olarak nehirler denize akar.

Yollar türlerine göre dörde ayrılır. Şosa, araba yolu, hayvan yolu ve patika denir. Bir taraftan diğer tarafa gitmek, erzak ve cephane getirilmesi için yollara ihtiyaç vardır. Düşmanda yollardan aynı şekilde istifade eder. Şosa yollar, taşla döşenmiş yollardır ki büyük şehir ve kasabalar arasında bulunur. Arabaların geçmesine müsait, taşla döşenmemiş yollara ise araba yolları adı verilir. Yüklü hayvanatın geçebileceği yollar ise hayvan yolları olarak adlandırılır. Dağlarda bulunan dar yollara ve bazen yüklü hayvanın bile geçemeyeceği dik yollara patika denir. Eğer bir memlekette yol olmazsa asker muharebe edemez. Çünkü ne asker geçebilir ve ne de arabalar erzak taşıyabilir. Asker geçebilse bile ikmal yapılamayacağı için açlıktan ölür. Buna göre memleketin muhafazası için çok yol yapılması gerektiği aktarılır. Yeryüzünün herhangi bir parçasına arazi denir. Düz olan yerler ise düz arazi olarak adlandırılır. Açık araziler, her tarafı güzelce görülebilen arazilerdir. Arızalı araziler ise üzerinde dereler, kabarıntılar, çukurluklar, ağaçlar, çalılar bulunan arazilerdir. Üzerinde köyler, ormanlar, bağlar, bahçeler, tepeler bulunup ilerisi görülmeyen arazilere ise kapalı araziler denir. Üzerinde bir taraftan diğer tarafa geçilmesi güç olan yarıntılar, sular, yataklar bulunan araziye kesik arazi denir. Dere içlerinde ot yetişen düz mahallere çayır denir. Çayırlar çoğunlukla sulu olur mermilerin isabetleri görülür. Düşman nişangahının doğru olup olmadığını anlar. Toprak cinsleri ise şu şekildedir; taşlı toprak, sulu toprak, kumlu toprak, yumuşak toprak olmak üzere dörde ayrılır. Taşlı topraklar ya küçük veya büyük taşlı olur. Her ikisi de muzırrdır düşman mermileri taşlara çarpınca paralanır taşları da paralar. Her parça bir mermi gibi askeri yaralayabilir. Eğer neferler birbirine yakın bulunmuyorsa ve toprak büyük taşlı olursa eşkıya muharebesinde siper olarak kullanılabilir. Sert topraklar fena havalarda üzerinde hareket edilebilir olsa da tüfekleri dayamak için mesne ve düşman mermilerinden muhafaza olunması için siper yapmak güç olduğu gibi düşman mermilerinin isabetleri düşman tarafından görülerek iyi nişangah tanzimine yardım sağladığından iyi değildir. Kumlu ve yumuşak toprak askerin silahlarını dayaması için kolaylıkla siper yapabilmesine yarar. Toprak rutubetli olursa düşman mermilerinin vurduğu yerler düşman tarafından görülmez. Bu açıdan iyi olduğu aktarılmaktadır. Kumlu ve yumuşak toprağın tek dezavantajı ise fena havalarda çamur olup yürümeyi güçleştirmesidir. Sulu topraklar ise genellikle bataklık olduğu için içinden geçilemez haldedir ve askeri hasta eder. Peki sulu toprak ne işe yarar? Muharebe esnasında yan tarafta bulunursa eğer düşman gelemez. Askerin muharebe esnasında tercih etmesi gereken toprak kumlu, rutubetli, yumuşak toprak olmalıdır.

Araziden istifade

            Hava açık ve güneşli olursa hedefler uzak mesafeden görülebilir. Kapalı ve karanlık olursa eğer aynı hedefler aynı mesafeden görünemez olacaktır. Mesela daha önce hedeflerin üzerine güneş vurmuşken gözle görülebildikleri halde güneş kaybolduktan sonra görünmez olacaklardır. Unutulmamalıdır ki güneş hedeflerin önünden gelirse her zaman daha iyi görülür. Muharebe zamanı güneşli yerlerde durmayıp daima gölgeli yerler tercih edilip, elde tutmaya çalışılmalıdır. Hedefin bulunduğu yer ile arkasındaki arazinin rengi koyu olursa eğer hedef uzaktan görülmez. Buna göre avcı, arazi üzerinde koyu olan mahalleri tercih etmelidir. Arazinin rengine ne kadar uyarsa o kadar iyidir. Yani avcının elbisesinin rengi koyu olursa duracağı yer ile arkasındaki arazinin de rengi koyu olmalıdır. Açık olursa açık olmalıdır. Aksi halde hedefin rengi koyu arazinin rengi açık olursa gayet aşikar bir biçimde görüş ortaya çıkar. Haki elbiseli askerlerimiz yeşil otlu ve koyuca renkli mahalleri tutmalıdır. Hedefin büyüklüğü ise görünme ihtimalini oldukça arttırmaktadır. Muharebe esnasında asker kendini mümkün olduğunca ufak göstermelidir. O halde avcı, tepe siperlerin gerisini tutmalıdır. Siperlerin gerisinde bulunursa düşman tarafından iyi görülemez ve lüzumsuz yere büyük hedef göstererek kendini telef ettirmez. Avcı, düşmana tesirli ateş etmeye zarar gelmeyecek kadar siperlerinde gerisinde bulunmalıdır. Bunun uygulamalı açıklaması ise şu şekildedir; Siperin gerisine yatarak düşmanı görünceye kadar ileri sürüklenerek, görür görmez durulmalı, nişan almalı. Eğer düşmana rahatça ateş etmek mümkünse iyidir ancak değilse biraz daha ileri gidilmelidir. Ateş edileceği zaman düşmanın nazarından ve ateşin tesirinden kendisini mahfuz bulundurabilecek şekilde gizlenmelidir. Siper gerisinde silah doldurulma esnasında diğer yavaş avcı olarak adlandırılan avcı siper gerisinde doldurmalıdır. Şiddetli avcı olarak adlandırılan avcı ateş ederken sadece yeni bir dolum yapacağı esnada gizlenir. Avcının arazi üzerinde kendini gizleyebileceği siper türü iki türlüdür. Biri düşman mermilerine, diğeri düşmanın görmesine karşıdır. Düşman mermilerine karşı en iyi siperler doksan santimetre kalınlığında kum ve toprak yığınları, hendekler, sel yarıntıları, arazinin büyük ve küçük dalgaları ve kabartıları en iyi siperler olarak açıklanmaktadır. Dümdüz siper bulunmayan araziler yoktur. Mutlaka hafif hafif dalgalar vardır ve üzerinde bulunulduğu halde bile güç belli olurlar. Bu siperlerden mükemmel şekilde istifade olunur. Fakat bu gibi arazide çok talim edilerek istifade edilmesini iyi bilmelidir. Ağaçlar da mermilere karşı siper olabilir. Ancak en az elli santimetre kalınlığında olmalıdır. Taş, tuğla, duvarlar ve taş yığınları da güzel siper olabilir fakat üzerlerine en az bir karış kalınlığında toprak örtülmelidir ki mermiler taşları parçalayıp avcıları yaralamasın. Bu tür tekmil olmayan siperlerden istifade edinilmemelidir. Vücuda gelecek olan parçalar tehlikeli olacaktır. Ancak bu siperler kullanılmak zorunda kaldıysa eğer uzak mesafelerde toprak yarım metreden aşağı olmamak üzere kullanılabilir. Düşmanın görmemesi için oluşturulan siperler yüksek otlar, buğday, arpa vesair yüksek nebatlı tarlalar, bağlar, kamışlar, çalılar, tahta perdeler, çitler ve bunlara mümail şeylerdir. Münferid ot yığını, ufak top çalılar da siper olabilir. Ancak bu siperlerden avcıların bulunduğu yer düşman tarafından fark edilinceye kadar kullanılmalı sonra terk edilmelidir. Çünkü düşman tarafından bu gibi belli başlı yerlere güzel nişan alınır ve hem de eşyaya dokunduktan sonra vücuda isabet eden mermiler eğri olarak vücuda girdiklerinden yaraları tehlikeli olur. Düşmana görünmemek iki türlü olur. Büsbütün görünmemek veyahut az görünmek. Arazinin rengine göre yerleşmiş olan avcılar, gölge mahalle yerleşmiş olan avcılar, fena havada uzak mesafelerde bulunan avcılar pek az görünürler.

Ateşin tesirini tezyit düşmanınkini tenkis çareleri

Avcıların bulunduğu yerden düşman tarafına doğru ateş altına alınabilen araziye “endahet meydanı” denir. Avcı, ateşin tesirli olması için tutacağı mevkide öncelikli olarak güzel bir endahet meydanı aramalı ve yere yatarak ateş edebilmelidir. Attığı merminin isabet etmesi için yakın mesafelere endahette tüfeği dayamak için bir dayanak aramalıdır. Bunların haricinde kendisini muhafaza edebilmesi için siper aramalıdır. Avcı, en öncelikli olarak tesirli ateş etmeyi düşünmelidir. Güzel ateş etmek şartıyla kendisini de gizler. Rahat ateş edebilmek ve uzun zaman yorulmamak için dirseklerinin dayanacağı yerleri bir miktar kazarak yumuşatmalı ve vücudunu rahatsız eden şeyleri ortadan kaldırmalıdır. Saatlerce ateş ettikleri halde gözleri ve kolları yorulmayacak kadar idmanlı olunması ateşin tesiri için önemlidir. Avcı, siperin tesirli ateşe müsait olduğunu en iyi siperin gerisinde yatıp nişan alarak anlayabilir. Düşman ateşinin tesirini tenkis edebilmek için gölgeli, bulunacak mahalin gerisinin koyu renkte olan ve mümkün mertebe toprağı rutubetli, kumlu, yumuşak mahalleri tutmaya çalışmalıdır. Arazi üzerinde lekeli olan yerleri ve renklerin değiştiği hatvari mahaller uzaktan iyi fark edildiğinden düşman güzel nişan alabilir. Bu sebepten ateşin tesiri de ziyade olur. Toprağı ser taşlı ve sulu olan yerler de tutulmaz. Düşman mermileri isabet ettikçe toz kalkar. Bu nedenle düşman, nişangahının doğru olup olmadığını anlar ve nişangahını tanzim ederek tesirli ateş eder. Toprak taşlı olursa hem taşlar hem de mermiler parçalanacağı için de avcılar yaralanır.

Tepelerin tam olarak üstü ve ilerisi tutulmayıp hemen gerisi tutulmalıdır. Ormanların ise tam kenarında durmayıp endaht meydanının görülebilecek kadar çeri çekilmelidir. Ormanın içinden endahet meydanı görülmüyorsa eğer ormanın kenarında durmayıp dışarı çıkmalı ve ilerisinde münasip bir yer tutulmalıdır. Ekin tarlaları ve bağların ise ormanlar gibi endahet meydanını görebilecek şekilde içerileri tercih edilmelidir. Şosaların taş yığınlarının sıçramalarından zarar görmemek için gerisinde kalmayıp düşman tarafının tutulmasında fayda vardır. Arazi üzerinde kolayca tarif olunabilir mahalleri işgal etmemelidir. Zira bu yerler düşmanın nişan almasını kolaylaştırır. Düşman ateşinin tesirini azaltmak için muharebenin hali müsait ise avcı hendek kazmalıdır. Düşman ateşinin şiddetini azaltmak için gayet dikkatli şekilde ateş ederek düşmana telfat verdirilirse şiddet düşecektir.

Bir mevzi ’in işgali

Bir mevzinin tutulması daima biraz gerisinde yere yatılıp endahet meydanını görebilinceye kadar ileri sevk şeklinde olmalıdır. Düşman zuhurundan önce endahet meydanında atışa mani olan ot, ağaç, çit ve tahta perde gibi şeyler varsa kaldırılır. Mermilerin parçalanmasına sebep olabilecek taşlar varsa onlarda geri tarafa atılır. Endahet meydanı temizlendikten sonra mevzi işgal edilerek dirsekleri dayamak için mahaller oluşturulur, fişenklikler yan tarafa sürülerek düşmanın gelebilmesi muhtemel olan noktaların mesafelerini tahmin ederek o noktalara nişan alınmalı fakat silah kapalı bulunmalıdır. Avcı ancak bu suretle siperin ne kadar ilerisini tutacağını veyahut büsbütün siperden vazgeçeceğini anlayabilir. Düşman zuhur etmezse otuz santimetre irtifada yere yatarak siper kazılır. Düşmanın ateşi altında da siper yapılabilir. Ancak ateş pek olmadığı zaman yere yatarken vücudu yukarı kaldırmayarak nasıl kolay gelişe o surette siper kazılmalıdır.

Muhtelif nişan vaziyetleri

Arazi üzerinde avcılar mevcut siperlere nazaran muhtelif nişan vaziyeti alırlar. Avcıların esas muharebe vaziyeti yere yatarak alınan nişan vaziyetidir. Yere yatarak ateş edilmesinin sebebi bu vaziyette en iyi ateş edilebilir ve en küçük şekilde hedef olunmasıdır. Yere yatılmış esnada eğer düşman görülmezse manga kumandanına sorularak müsaide edilirse eğer diz üstünde ateş eder. Bu vaziyette de görüş sağlanamıyorsa atışı ayakta yapmalıdır. Avcı, diz üstünde veya ayakta atış ederken daime aynı vaziyette kalmasına gerek yoktur. Siper gerisinde kalarak güzelce gizlenebilirse eğer silahını dolduracağı zaman görünmez. Buna rağmen diz üstünde veya ayakta ateş ederken diğer taraflarından vurulma ihtimali olmasına karşı amire haber verilerek yerini değiştirmek için müsaade edilir yahut çaprazvari ateş edilir veyahut ateş etmeyerek yere yatmış vaziyette beklenilir. Siperler muntazam nişan vaziyeti almaya müsait değilse tesirli ateş edilebilecek surette münasip bir vaziyet alınmalıdır.

Hareket esnasında araziden istifade

Avcılar arazi üzerinde silahlarını kullanmadıkları esnada sağ tarafta tutarlar. Fimi kalkık olduğu halde istenildiği gibi tutulur veyahut koltuk altında taşınır. Sürgü kolu düğmesi yukarıda olarak taşımak en doğru tercihtir. Avcılar arazi üzerinde gözleri ileride düşmanın birden bire zuhur edeceği noktalarda kulağı da amirinde olarak serbest ve büyük adımlarla adi yürüyüş süratinde hareket etmelidir. Avcılar yürürken daima düşmanın zuhur edebileceği, birden bire düşman ateşinin altında kalacağını, şayet düşman zuhur ederse bulunduğu yerde süratle neresini tutacağını ve amirinin emri olmadıkça ateş etmeyeceğini düşünmelidir. “Dur veyahut (yere yat) (diz çök) komutlarından biri verildiğinde olduğu yerde durmalı veya yere yatmalı (diz çöker) ve mevzi al komutu verilirse tesirli ateş edebilmek için neresini tutacağını tasarlamalıdır. Avcılar ateş altında ilerlerken siperden sipere sıçrayarak, eğilerek tarla hendeklerinden icabında birbiri arkasında teker teker yürüyerek, sürünerek, siperlere nazaran aralıkları azaltarak çoğaltarak ilerlemelidir. Sıçrama esnasında emir verilmediği sürece katiyen ateş edilmelidir. Uzak mesafelerde ve siper mevcut olduğu halde yakın mesafelerde de sıçranır. Eğilerek düşman ateşinin tesirinden kurtulmak mümkün olduğu ve kendini göstermeden düşmana yaklaşmak icap olunduğu zaman eğilmeli veya sürünerek gidilmelidir. Düşman ateşinin tesir etmediği yerlerde adi adımlarla yürüyüş yapılmalıdır. Kısa mesafeler sürünüş ise tüfek sağ veya sol ele alınır, dirsek ve ayak burunları üzerinde vücut mümkün olduğu kadar yere yakın olarak sürünülmelidir. Bu sürünüş şekli çoğunlukla bir tepeyi işgal ederken veya tepeden geri çekilmekte olunduğunda kullanılmalıdır. Uzun mesafe sürünüleceği zaman, tüfek, namlu ağzı sola gelmek üzere kayışından boyna asılır eller ile dizler üzerinde vücut mümkün olduğu kadar yere yakın olarak sürünülür. Ateş ederek sürünülür mü? Birinci sıra neferleri ateş ederken ikinci sıra neferleri arkadaşlarının ateşinden zarar görmeyecek kadar ileri giderler. Sonra birinci sıra efradı ateş ederken ikinci sıra neferleri aynı suretle ilerlerler. Fakat bu şekilde sürünme pek güç ve ağır olduğundan başka suretle ilerlemek kabil olmadığı zaman kullanılabilir. Avcı hattında her manga aynı surette ilerlemek zorunda değildir. Her manga önüne rast gelen araziye ve düşman ateşinin tesirine nazaran hangi suretle az telefat vermek mümkün ise öyle ilerlemelidir. Avcılar ileri giderken araziden istifade için yan taraflardaki avcıların ateşine mani olmayacak kadar açılabilirler. Mestur mahale dahil olunca yine yanaşırlar. Fakat hiçbir vakitte ileriye hareketi geciktirmemelidir. Sık ormanda ilerleyiş esnasında ise silahlar boyna asılarak taşınmalıdır.

Cihet tayini

Dört cihet vardır. Bunlar; şark, garb, şimal ve cenub. Şark, güneşin doğduğu tarafa denir. Garb, güneşin battığı yere denir. Şimal, sağ tarafımızı şarka sol tarafımızı garba verirsek önümüz şimal arkamız cenub cihetleridir. Dört ana yön dışında her ikisinin arasında da birer yön bulunur. Onlar ise şark-ı şimali, şark-ı cenubi, garb-ı şimali, garb-ı cenubi olarak adlandırılır. Güneş şarktan doğduktan sonra sabahleyin cenubiye doğru hem gider hem de yükselir sabah ile öğle arası şark-ı cenubiye öğlen vakti cenub cihetine gelir ondan sonra alçalmaya ve cenub-i garbiye doğru gitmeye başlar. İkindi zamanı cenub-i garbide bulunur. Nihayet garb’da batar. Güneş olduğu zaman öğle vakti yönlerin tayini şu şekilde yapılır; yüzümü güneşe çevirirsem önüm cenub arkam şimal solum şark sağım garb ciheti olur. İş bu vaziyette yarım sağ istikameti garb-ı cenubi, yarım sol istikameti de şark-ı cenubi olur. Şimal ile şark arası şark-ı şimali, şimal ile garb arası garb-ı şimali olur. Sabah ile öğle arası yön tayini ise; yüzümü güneşe çevirir isem cebhem şark-ı cenubidir bir yarım sağ edersem cenub olur (diğerleri de evvelkiler gibi tayin olunur). İkindi vakti yön tayini; ikindi zamanı güneş garb-ı cenubide bulunduğundan yüzümü güneşe çevirdikten sonra bir yarım sol edersem cebhem cenub olur (diğerleride evvelkiler gibi tayin olurlar). Kıble cenub-i şarki yönündedir. Güneşli havada kıbleyi cenub-i şarki cihheti bulursan takriben kıble de bulunmuş olunur. Minarelere nazaran yön tayin edilebilir. Minarelerin şerefelerinin kapıları kıbleye müteveccihdir. Pusula ile yön tayini ibresinin mai ucu daima şimali diğer ucu da cenubu gösterir vaziyettedir. Yönler rüzgarla da tayin edilebilir. Şimal rüzgarı çok estiği için binaların, ağaçların, taşların şimal tarafları yosun tutar. Bunlarla dahi tayin olursa da her zaman emin surette tayin olunamaz. Gece tayini ise kutup yıldızı ile yapılmaktadır. Hava açık olduğu zaman yüzümüzü kutup yıldızına dönersek o istikamet şimaldir. Diğerleri de ona nazaran tayin olunur. Yön tayini için en iyi araç pusuladır. Gece gündüz açık havada en sağlıklı şekilde yön tayini yapar ve istikametlerini kati surette gösterebilir.

Efradın kuvve-i mümeyyizelerini uyandırmak için birkaç misal

Bir yüksekliğin arkasındaki minare orada bir Müslüman köyü olduğu anlamına gelmektedir. Aynı şekilde bir çan kalesi görülüyorsa orada bir Hristiyan köyü olduğu anlamına gelir. Tarla içerisinde bir araba görüldüyse eğer orada bir araba yolu olduğu anlaşılabilir. Tarla içinde sıra vari kavak veya söğüt ağaçlarının bulunması orada sulu hendek bulunduğuna delalet eder. Ağaçlar iki sıra olursa şosa yolunun olmasının ihtimali de vardır. Uzakta görülen kuru gibi ağaçlıklar çiftlik veya köyde olabilir. Arazi üzerinde boydan boya uzanan beyaz duman şimendifer geçtiğine ve orada şimendifer hattı bulunduğuna delalet eder. Sıra sıra telgraf direkleri her zaman şosa veyahut şimendifer hattına delalettir. Uzakta görülen yüksek bacalar fabrika olduğunu gösterir. Uzaktan görülen yel değirmenleri genellikle yakınında köy bulunduğunu gösterir. Birçok yolların bir noktaya doğru bulunması orada köy bulunduğu anlamına gelir. Bir ormanın içinden geçip karşı tarafa gittikten sonra yine aynı yoldan gelebilmek için giderken kağıt parçalayıp yollara atılmalı veyahut dalları kırarak ağaçların kabuklarını soyarak işaret yapılmalıdır. Yolun bataklık olan kısmını arabaların geçebilmesi için kurutmak için önce ağaçların kesilmesi gereklidir. Batmayacak şekilde köprü gibi kalın ağaçları yan yana dizmeli ve üzerine yaprakları ve dalları döşeme gibi koymalıdır. Nihayet toprak doldurarak yol gibi şekillendirilmelidir. Buz tutmuş nehirlerin üzerinden süvari, topçunun geçebilmesi için buzun kalınlığı en az piyade için dört parmak süvari için bir el genişliği, topçu için iki karış kalın olmalıdır. Buz ince ise üzerine tahtalar konularak ağırlık dağıtılır. Vakit dar ise buzun üzerine su dökülerek saman ve ot serpilerek buz tutturulur. Nehirlerin geçitlerinden geçerken suya kapılan olursa eğer uzun bir ip alınır bir ucu sol ele dolanarak sımsıkı tutulur. Diğer ucundan başlayarak sağ ile sol el arasında iki metre uzunluk kalıncaya kadar sağ elde toplanıp geçit hareketine başlamadan evvel hazırlanır ve geçidin akındı tarafından yirmi otuz adım mesafede beklenir. şayet birini su alıp götürmeye başlarsa suda giden neferin ön tarafına atılır. Nefer ipi yakalarsa telaşsız ve pek yavaş olmayarak çekilir. Sakın ipi bırakma diye nefere ara sıra seslenilir olabilir ki şaşkınlıkla ipi bırakabilir. Suya düşen nefer ipi tutamazsa eğer bunun için birkaç tane ip bulunmalı. Yirmişer otuzar adım fasıla ile dizilmeli, birinden kurtulan diğeri tarafından tutulur.

Sonuç

Piyade efrad derslerinden 4 numaralı ders, arazinin tanımı ve faydalı şekilde kullanılması yönünde eğitim üzerine yönelik olmuştur. Anlaşılıyor ki muharebe öncesinde verilen bu dersler muharebe sırasında askerin belli bir disiplin çerçevesinde hareket ederek cephede ve cephe gerisinde düzenli bir şekilde hareket edilmesi yönünde fayda sağlamıştır. Özellikle askerlik görevleri bittikten sonra dahi edinmiş oldukları disiplin içerisinde hayatlarına uygulayabilecek ve bu tecrübeyle kendilerini geliştirebileceklerdir. Askerin bilinçli olması ve buna göre hareket edebilmesini sağlayan, askerin en zor şartlarda bile düzeni elden bırakmayıp mücadele edebilmesi savaş döneminde bu gibi eğitim ve derslerin verilmesi savaşın seyrinde ve sonucunda büyük önem arz etmiştir.

[1] Mekteb-i Harbiye Talimi Muallimi Binbaşı Ahmed Ali, Arazinin Tanınması Ve Usul-İ İstifade, Sene 1327.

Ayrıca Kontrol Et

14 Temmuz 1942 Atılay Denizaltı Faciası

Yayına Hazırlayan: Göktuğ Küçükçoban Atılay Denizaltısı[1], 14 Temmuz 1942 tarihinde saat 6.25’de kendisine verilen vazifeyi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir