Pazar , Mart 7 2021

Ali DEMİREL

1885 yılında Biga Kazası’nın Gündoğdu Bucağı’nda doğan Ali DEMİREL’in askerlik hayatı tam 8 yıl sürmüştür.  Çanakkale Muharebeleri’nde Arıburnu Bölgesi’nde görevli 27’nci Alay’da görev yapan Ali Demirel, Çanakkale’den sonra Suriye-Filistin Cephesi’nde görev yapmış ve burada 2 yıl İngilizlerce esir tutulmuştur. 

1)ALİ DEMİREL 

1885 yılında Biga Kazası’nın Gündoğdu Bucağı’nda doğan Ali DEMİREL’in askerlik hayatı tam 8 yıl sürmüştür.  Çanakkale Muharebeleri’nde Arıburnu Bölgesi’nde görevli 27’nci Alay’da görev yapan Ali Demirel, Çanakkale’den sonra Suriye-Filistin Cephesi’nde görev yapmış ve burada 2 yıl İngilizlerce esir tutulmuştur. 

            Arıburnu Bölgesi’nde kıyı savunmasıyla görevli 27’nci Alay’ın 2’nci Taburu’nda görev yapan Ali Demirel, makineli tüfekçi olarak görev yapmıştır. Cepheye gelmeden önce marangozluk yapan Ali Demirel, burada da mesleğinden ötürü alayın aynalı tüfeklerini kendisinin yaptığını söylemektedir.  Ali Demirel Çanakkale Muharebeleri’nde müttefik birlikleriyle ilk çatışmaya başlayan birlik olan 27’nci Alay’daki günlerini şöyle anlatmaktadır:

“Bizim bölük Kabatepe’deydi. Düşmanın çıktığı sabah, 1. Ve 3. Taburlar Maydos (Eceabat)’taydılar. Biz yalnız 2. Tabur vardık Arıburnu’nda. Arkadan 1. Ve 3. Taburlar da yetiştiler. Gavur bizim üzerimize çıktı. Bütün alayca hücum ettik düşmana. Bizim bölükte bütün subaylar vuruldu. Lapsekili Eyüp Sabri kaldı bölüğün başında… Başçavuş’tu.

Düşman mevzileri bize çok yakındılar. Bomba atarlardı bizim mevzilerimize. Soğan filan da attılar. Sonra bizim mevzilerin önüne teller gerdiler de düşmanın attığı bombalar bir daha mevzilerimize düşmedi. Tellere çarpıp geri düştü.

             Düşman kaçarken, tünel kazıp içine dinamit doldurmuş. Patlatınca bizden bir bölük gitti. Hiç kimse kurtulamadı. Toprak minare gibi havaya çıktı.

            27. Alay’ın aynalı tüfeklerini ben yaptım. Marangozdum demiştim ya… Sivillikte marangozluk bildiğimden tüfeklere ayna takma işini ben yaptım. Bölükte piyadeydim esasında.

 Bir gün düşmandan, düşman mevzilerine yaptığımız bir hücumdan, bir aynalı tüfek ele geçirmiştik. Bizim mevzilerin yanında bir tünel vardı. O tünelin içinde düşmandan ele geçirdiğimiz tüfeğe baka baka bizim tüfeklere de ayna takmıştım. Her mangaya bir tane aynalı tüfek dağılmıştı benim yaptıklarımdan. Tüfeğin namlusuna önlü arkalı iki ayna koyardım. Siperden kafanı çıkarmadan aynalara bakıp düşmanı görürdün.

            18 Mart’ta düşman zırhlılarının boğazı zorladıkları zaman ben Arıburnu’ndaydım. Boğazdan geçemeyince kafir, Mortu Limanı’na, Seddülbahir’e zorladı. Oralardan da söktüremeyince, Arıburnu’na çıkardı. Daha sonra Tuzla’ya da çıkardı. Macaristan’dan getirdikleri kısa, ağır obüsler çok işe yaradı. Dik atıyor… Olduğu gibi gemilerin üzerine düşürüyordu o toplar. Biz istihkamlardan görüyorduk. Gemiye mermi düşünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gavurlar kendilerini denize atıyorlardı.

            Gavur bizim üzerimize çıkınca biz de hücum etmiştik. O hücumda katırların yanına kadar vardık. O sırada yan ateşine tuttu bizi kafir. Elimdeki tüfeğin kundağı filan paralandı da, bir demiri kaldı elimde. O gün kalçalarımdan yaralandım. Bak şimdi yürüyemiyorum. Paralandı her yanım benim. Şarapnel parçaları denk geldi bana. Yaralanınca, Demetoka Hastanesi’ne yolladılar. Üç ay hastanede yattım. Sonra, çıkınca tekrar eski birliğime, mevzilere döndüm. Hastaneden dönünce, ben hep aynalı tüfek işine baktım.  Alay Kumandanı beni mevziiye sokmadı da, aynalı tüfek işine ayırdı…

            Arıburnu’nda Atatürk’ü gördüm. Öteki kumandanlarla beraber dikilmişlerdi. Alaylar onların önünden geçtiler. Yürüyüş yaptılar. O zaman gördüm. Heybetli adamdı. Önünden geçtik resmi geçitle. Öyle gördüm.

             Harbiye Nazırı Enver Paşa da gelmişti. Onu da gördüm.

            Yaralandım dedim ya. Hasta da oldum. Hava değişimine gönderdiler köye. Üç ay sonra tekrar Çanakkale’ye gittim. Beni bu sefer 24’üncü Fırka’ya verdiler. İstanbul’a gittik. Giydirdiler, kuşattılar, Haydarpaşa’dan bindirdiler trene. Kapattılar kapaklarını trenin… Hadi bakalım Arabistan’a. Gavurdağları’ndan sonra tren yok. 70 gün yol gittik… Yürüye yürüye…  Ben yürüyemiyorum. Zaten bacaklarımdan yara almıştım Çanakkale’de.

             44. Seyyar Hastaneye yatırdılar.

      Hastanede bir ay kalmadık bile. İngilizler hücuma geçtiler. Hastaneye geliyor ateş. 500 kişi bıraktık hastanede çadırlarda.  Başladı çadırlar yanmaya. Beni verdiler hayvanların başına. Kaçtık oralardan herkes kaçıyordu. Bizim alay gitmiş Kudüs tarafına… Bizde Kudüs tarafına gittik. Oralarda bir yerde Sultan Hamid’in bir sarayı varmış. O sarayı hastane yaptık. İngilizler tekrar hücum ettiler. Bozulduk, geri çekildik. Almanlar orada bir nehir üzerine köprü kuruverdiler de o köprüden geçtik geri çekilirken. Şam’a doğru geri geliyoruz. Şam’a kadar geldik. Şam’da 50 bin kişi esir düştük. İngiliz Şam’ı kuşatmış. Bizi öyle esir aldı. Şam’da bir açlık bir açlık… Ekmek yok, aş yok. Ben açıkgözlük yaptım da hastanenin ekmekleri vardı o ekmeklerden doldurdum çuvallara. Öyle idare olduk. Bir Osmanlı altınına bir ekmek sattım orda. Gavur sonra ekmek getirdi. Millet hücum ediveriyor. Ne yaptı bu sefer kafir geçirdi bizim askeri manga koluna öyle dağıttı… Birine konserve, birine ekmek verdi.

            Biner kişilik kafileler halinde 8 gün yol yürüdük, vardık Mısır toprağına… Kanala, İsmailiye’ye. 12 tel örgü vardı. Üç biner kişi vardı her tel örgüde. Ben 4. tel örgüdeydim. İki sene esir kaldım İngiliz’in elinde.

             Tel örgülere geldiğimiz ilk günlerden biriydi… Bir İngiliz yüzbaşısı… Biz ayakta dizili bekliyoruz. O İngiliz yüzbaşısı bastonla geziyor, topallıyor. Yanında tercümanı var, tercüman başladı bağırmaya:

– 27. Alay’dan kim var burada? ‘Öldürecek değiller ya’ dedim. Çıktım ileriye.

– ‘Ben varım’ dedim.

             Bastonlu gavur, topal topal geldi yanıma. Ellerimden, gözlerimden öptü beni. O topal gavur esirlerin başında kumandan filandı herhalde.

            Çok rahat ettim o gavurdan… Allah razı olsun. Bana ayrı bir çadır kurduruverdi. ‘Yanına iki de arkadaş al’ dedi. Bir rahat ettim ama… Sorma…

              Arıburnu’nda yaralanmış gavur da. Çok korkmuş gavurlar Arıburnu’ndan… ‘Türkler bir kişi kalmayasıya öldüreceklerdi İngilizleri’ derdi… Tercüman öyle söylerdi. Her ay bana 20 İngiliz Lirası maaş verirdi. Her hafta 80 paket Filli cigaralarından verirdi. ‘Sat bunları da para yap’ derdi. Kendi de benim çadırdan çıkmazdı. Hep yanımda dururdu.

             Bende o topal gavura, Alaman kaputlarından içi kadife kaplı bir sandık yaptım. Hani, bizim buralarda vardır ya çeyiz sandığı gibi öyle bir şey. Bir de İngiliz potinlerini söküp, iki çift yarım potin yaptım. Elle yaptım… Çivilerini filan hep ellerimle yapmıştım. İki Osmanlı altını hediye etmişti bana. Sandığın üzerine de ‘Esirler yapmıştır’ diye yazdırıp İngiltere’ye götürmüştü. Çok az konuşurdu İngiliz yüzbaşısı. Tel örgülerde 1.000 kişi kalıncaya kadar beni bırakmadı. Sonra gemilerle İstanbul’a geldik. İstanbul’dan köye geldim. [1]


[1] Cahit Önder, 7 Cephenin Gazileri Anlatıyor, Nesa Ofset Matbaacılık, İzmir, 2005, s.21-22

            Arıburnu Bölgesi’nde kıyı savunmasıyla görevli 27’nci Alay’ın 2’nci Taburu’nda görev yapan Ali Demirel, makineli tüfekçi olarak görev yapmıştır. Cepheye gelmeden önce marangozluk yapan Ali Demirel, burada da mesleğinden ötürü alayın aynalı tüfeklerini kendisinin yaptığını söylemektedir.  Ali Demirel Çanakkale Muharebeleri’nde müttefik birlikleriyle ilk çatışmaya başlayan birlik olan 27’nci Alay’daki günlerini şöyle anlatmaktadır:

“Bizim bölük Kabatepe’deydi. Düşmanın çıktığı sabah, 1. Ve 3. Taburlar Maydos (Eceabat)’taydılar. Biz yalnız 2. Tabur vardık Arıburnu’nda. Arkadan 1. Ve 3. Taburlar da yetiştiler. Gavur bizim üzerimize çıktı. Bütün alayca hücum ettik düşmana. Bizim bölükte bütün subaylar vuruldu. Lapsekili Eyüp Sabri kaldı bölüğün başında… Başçavuş’tu.

Düşman mevzileri bize çok yakındılar. Bomba atarlardı bizim mevzilerimize. Soğan filan da attılar. Sonra bizim mevzilerin önüne teller gerdiler de düşmanın attığı bombalar bir daha mevzilerimize düşmedi. Tellere çarpıp geri düştü.

             Düşman kaçarken, tünel kazıp içine dinamit doldurmuş. Patlatınca bizden bir bölük gitti. Hiç kimse kurtulamadı. Toprak minare gibi havaya çıktı.

            27. Alay’ın aynalı tüfeklerini ben yaptım. Marangozdum demiştim ya… Sivillikte marangozluk bildiğimden tüfeklere ayna takma işini ben yaptım. Bölükte piyadeydim esasında.

 Bir gün düşmandan, düşman mevzilerine yaptığımız bir hücumdan, bir aynalı tüfek ele geçirmiştik. Bizim mevzilerin yanında bir tünel vardı. O tünelin içinde düşmandan ele geçirdiğimiz tüfeğe baka baka bizim tüfeklere de ayna takmıştım. Her mangaya bir tane aynalı tüfek dağılmıştı benim yaptıklarımdan. Tüfeğin namlusuna önlü arkalı iki ayna koyardım. Siperden kafanı çıkarmadan aynalara bakıp düşmanı görürdün.

            18 Mart’ta düşman zırhlılarının boğazı zorladıkları zaman ben Arıburnu’ndaydım. Boğazdan geçemeyince kafir, Mortu Limanı’na, Seddülbahir’e zorladı. Oralardan da söktüremeyince, Arıburnu’na çıkardı. Daha sonra Tuzla’ya da çıkardı. Macaristan’dan getirdikleri kısa, ağır obüsler çok işe yaradı. Dik atıyor… Olduğu gibi gemilerin üzerine düşürüyordu o toplar. Biz istihkamlardan görüyorduk. Gemiye mermi düşünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gavurlar kendilerini denize atıyorlardı.

            Gavur bizim üzerimize çıkınca biz de hücum etmiştik. O hücumda katırların yanına kadar vardık. O sırada yan ateşine tuttu bizi kafir. Elimdeki tüfeğin kundağı filan paralandı da, bir demiri kaldı elimde. O gün kalçalarımdan yaralandım. Bak şimdi yürüyemiyorum. Paralandı her yanım benim. Şarapnel parçaları denk geldi bana. Yaralanınca, Demetoka Hastanesi’ne yolladılar. Üç ay hastanede yattım. Sonra, çıkınca tekrar eski birliğime, mevzilere döndüm. Hastaneden dönünce, ben hep aynalı tüfek işine baktım.  Alay Kumandanı beni mevziiye sokmadı da, aynalı tüfek işine ayırdı…

            Arıburnu’nda Atatürk’ü gördüm. Öteki kumandanlarla beraber dikilmişlerdi. Alaylar onların önünden geçtiler. Yürüyüş yaptılar. O zaman gördüm. Heybetli adamdı. Önünden geçtik resmi geçitle. Öyle gördüm.

             Harbiye Nazırı Enver Paşa da gelmişti. Onu da gördüm.

            Yaralandım dedim ya. Hasta da oldum. Hava değişimine gönderdiler köye. Üç ay sonra tekrar Çanakkale’ye gittim. Beni bu sefer 24’üncü Fırka’ya verdiler. İstanbul’a gittik. Giydirdiler, kuşattılar, Haydarpaşa’dan bindirdiler trene. Kapattılar kapaklarını trenin… Hadi bakalım Arabistan’a. Gavurdağları’ndan sonra tren yok. 70 gün yol gittik… Yürüye yürüye…  Ben yürüyemiyorum. Zaten bacaklarımdan yara almıştım Çanakkale’de.

             44. Seyyar Hastaneye yatırdılar.

      Hastanede bir ay kalmadık bile. İngilizler hücuma geçtiler. Hastaneye geliyor ateş. 500 kişi bıraktık hastanede çadırlarda.  Başladı çadırlar yanmaya. Beni verdiler hayvanların başına. Kaçtık oralardan herkes kaçıyordu. Bizim alay gitmiş Kudüs tarafına… Bizde Kudüs tarafına gittik. Oralarda bir yerde Sultan Hamid’in bir sarayı varmış. O sarayı hastane yaptık. İngilizler tekrar hücum ettiler. Bozulduk, geri çekildik. Almanlar orada bir nehir üzerine köprü kuruverdiler de o köprüden geçtik geri çekilirken. Şam’a doğru geri geliyoruz. Şam’a kadar geldik. Şam’da 50 bin kişi esir düştük. İngiliz Şam’ı kuşatmış. Bizi öyle esir aldı. Şam’da bir açlık bir açlık… Ekmek yok, aş yok. Ben açıkgözlük yaptım da hastanenin ekmekleri vardı o ekmeklerden doldurdum çuvallara. Öyle idare olduk. Bir Osmanlı altınına bir ekmek sattım orda. Gavur sonra ekmek getirdi. Millet hücum ediveriyor. Ne yaptı bu sefer kafir geçirdi bizim askeri manga koluna öyle dağıttı… Birine konserve, birine ekmek verdi.

            Biner kişilik kafileler halinde 8 gün yol yürüdük, vardık Mısır toprağına… Kanala, İsmailiye’ye. 12 tel örgü vardı. Üç biner kişi vardı her tel örgüde. Ben 4. tel örgüdeydim. İki sene esir kaldım İngiliz’in elinde.

             Tel örgülere geldiğimiz ilk günlerden biriydi… Bir İngiliz yüzbaşısı… Biz ayakta dizili bekliyoruz. O İngiliz yüzbaşısı bastonla geziyor, topallıyor. Yanında tercümanı var, tercüman başladı bağırmaya:

– 27. Alay’dan kim var burada? ‘Öldürecek değiller ya’ dedim. Çıktım ileriye.

– ‘Ben varım’ dedim.

             Bastonlu gavur, topal topal geldi yanıma. Ellerimden, gözlerimden öptü beni. O topal gavur esirlerin başında kumandan filandı herhalde.

            Çok rahat ettim o gavurdan… Allah razı olsun. Bana ayrı bir çadır kurduruverdi. ‘Yanına iki de arkadaş al’ dedi. Bir rahat ettim ama… Sorma…

              Arıburnu’nda yaralanmış gavur da. Çok korkmuş gavurlar Arıburnu’ndan… ‘Türkler bir kişi kalmayasıya öldüreceklerdi İngilizleri’ derdi… Tercüman öyle söylerdi. Her ay bana 20 İngiliz Lirası maaş verirdi. Her hafta 80 paket Filli cigaralarından verirdi. ‘Sat bunları da para yap’ derdi. Kendi de benim çadırdan çıkmazdı. Hep yanımda dururdu.

             Bende o topal gavura, Alaman kaputlarından içi kadife kaplı bir sandık yaptım. Hani, bizim buralarda vardır ya çeyiz sandığı gibi öyle bir şey. Bir de İngiliz potinlerini söküp, iki çift yarım potin yaptım. Elle yaptım… Çivilerini filan hep ellerimle yapmıştım. İki Osmanlı altını hediye etmişti bana. Sandığın üzerine de ‘Esirler yapmıştır’ diye yazdırıp İngiltere’ye götürmüştü. Çok az konuşurdu İngiliz yüzbaşısı. Tel örgülerde 1.000 kişi kalıncaya kadar beni bırakmadı. Sonra gemilerle İstanbul’a geldik. İstanbul’dan köye geldim. [1]


[1] Cahit Önder, 7 Cephenin Gazileri Anlatıyor, Nesa Ofset Matbaacılık, İzmir, 2005, s.21-22

Ayrıca Kontrol Et

Ali BALKAN

1891 yılında Yenice’nin Hıdırlar Köyü’nde doğan Ali Balkan’ın askerlik hayatı 17-18 yaşında Balkan Harbi’yle başlamış, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir