Ali BALKAN

1891 yılında Yenice’nin Hıdırlar Köyü’nde doğan Ali Balkan’ın askerlik hayatı 17-18 yaşında Balkan Harbi’yle başlamış, Çanakkale Cephesi ve Rus Cephesi ile devam etmiştir. 7 yıl askerlik yapan Ali Balkan, Seddülbahir’deki anılarını şöyle anlatmıştır:

Çanakkale Harbi açıldı. Enver derlerdi Harbiye Nazırı. O geçti başa. Çanakkale’ye geldik. Seddülbahir’e. Baktık düşman çıkıyor Seddülbahir’den. Başımızda bir mülazım var. Arnavut… Ama çok cesur. Bizimle beraber ateş ediyor. Avcıya yatırdı bizi. “Ateş edin.” dedi. Gavur indiriyor sandalları. Çıkaracak askerini. Veriverdik, veriverdik ateşi… çıkaramadı kafir. Oradan kıvrıldı, dış denize. Vapurları soku sokuverdi kıyıya. İskele yapmışlar… Üç yerden çıkmış. Bizim bir kısmımızı esir aldı… Seddülbahir’ le Kirte arasında… Harp hep bu arada oldu. Hafif yaralılar geriye gitti. 63 milyonduk. Çanakkale’de kırıldık. 17 milyona düştük. Ölünün hesabı mı var. Su gibi. 17 milyona indik ama gene de geçirmedik kâfiri.

Kardeşim Emin Arıburnu’nda şehit kaldı. Düşman çıkmadan Arıburnu’nda gidip gördüm. Para da verdim. Şimdi torunlardan birine kardeşimin adını koyduk. Bizimle beraber yaşıyor.

Seddülbahir’de bir defasında kırk kadar gavur öldürdük. Yahya Çavuş vardı. Manisalı Yahya Çavuş şehit oldu orada. Beş on gün sonra oldu, asıl çıkarması Seddülbahir’e kafirin. Vapurlarını aykırı durdurmuş… Oradan çıkarmış sandallarla… Ama çıkarmadık. Sonra dış denizden çıkmış. Çanakkale’de 26’ncı Alay, 3’üncü Tabur, 10’uncu Bölük’teydim. Tabur Kumandanımız Binbaşı Laz Mahmut Bey, Bölük Kumandanımız Hüseyin Hüsnü Bey’di. İstihkamlarımız çok yakındı. Sigara paketi atarlardı bizim istihkâmlarımıza. İnsan ne kadar atar, sigara paketini? O kadar yakın işte. Yavaş da sigarası kafirin. Dumanı tüterdi bir içilecek tütün değildi. Hiç cesurluk yoktu onlarda. Alırdık istihkamlarını bazı da. Kaçarlardı sıçan yollarına… Kimisi tüfeğini filan atıverirdi.

Gece giderdik gavurun istihkâmına. Tüfeklerinin ucunu çıkarır da arada sırada tetiği asılı asılıverirler. Onların kurşunu havaya gider. Hiç korkma kurşunlarından. Yasılı yasılıvererek giderdik istihkâmlarına, istihkamın başına varınca “Allah, Allah” diye bağırıverdik mi? Gavur kaçardı.

Gavur bir gecede kaçmış. Nerden göreceksin. Sabah kalktık. Bir tane gavur yok. Nasıl kaçmış bunca gavur bir gece içinde…

Ne kadanalar varmış… Yüksek… Öyle kadana bizde yok… Kadanalarını öldürmüşler. Yiyecek, içeceklere bir şey yapmamışlar. Dünyada ne kadar et varsa hepsi kutusu içinde hazır. Hemen yiyiver. Dolu dağlar gibi. Muayene yaptırdılardı. Zehir, mehir atmamış. Hep et, hep et, hep et… Bize koca bakla, nohut, haftada bir de pirinç pilavı verirlerdi. Başka bir şey yok.

Denizin kıyılarına neler yapmış? Neler? Evler, odalar yapmış. Doldurmuş onlara yiyeceği, içeceği. Asmalar dikmiş. Ulan hınzır gavur memleketin mi senin burası? Asmalar dikersin? Burada duracağım sanmak var? Çoğu Arap askerleriydi getirdikleri. Parayla getirmişler…

9 ay 10 gün sonra uğurladık gavuru Çanakkale’den.

Üç tane tayyaresi vardı gavurun. İki tane de bizim vardı. Biri düştü gavurun uçağının dış denize. Alçak geçiyordu. Kurşun erdi. Tayyarecinin biri ölmüş. Biri çıktı denizden kıyıya. Getirdiler yanımıza. Buz tutmuş. Binbaşı dedi ki:

Bununla konuşulmaz. Bunun kazığı çıkmış. Benim odaya ateşi yakın. Bu gece orada ısınsın. Yarın ifadesini alır, göndeririz. Ertesi günü konuştular gavurla. Askerin arasında İngilizce bilenler vardı. Sonra gavuru gönderdiler İstanbul’a. Ne oldu bilmiyorum.

Atatürk’ü gördüm orada cephede. Yüzbaşı mı? Binbaşı mı? Rütbesini şimdi çıkaramayacağım. O zaman orada askerin yanma gelip dolaşırdı. “Şöyle yapın, böyle yapın, geçirmeyin düşmanı.” diye akıl verirdi. Kuvvetli adamdı. Heybetliydi.

Çanakkale harbi bitince, bizi Kırklareli’ne götürdüler. Seçtiler orada. Bizi Rus’a gön­dereceklermiş. Ben Rus Cephesi’nde harbe girmedim. Binbaşının yanında emir eriydim.

“Çanakkale’den gelen askerlere izin çıkacak.” diyorlardı. Bir gün izin çıktı. Yirmi günlük izin. 45 günde gelebildim buraya köyüme. Beni sonra eski durduğum yerlere yolladılar. Seddülbahir taraflarına. Oradan aldım teskeremi de.

Seferberlikte biz bu köyden 28 kişi gittik, iki kişi geldik.[1]


[1]Cahit Önder, 7 Cephenin Gazileri Anlatıyor, Nesa Ofset Matbaacılık, İzmir, 2005, s.139-140

Ayrıca Kontrol Et

Düşmanın Hile ve Kurnazlıkları

Düşman aynı zamanda hilekâr ve kurnazca hareket ediyordu. Tüfeğini bizim mazgala sabitlenmiş, bizim efrat mazgalın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir