Çarşamba , Ekim 7 2026

POPÜLİZM VE ÇANAKKALE

Popülizm… Popülizm, aslında ismini 100 yıldan fazladır bildiğimiz ama sadece ismini bilmekle yetindiğimiz, erken cumhuriyet döneminde çerçevesini tanımlayabildiğimiz bir kavram: Halkçılık. Cumhuriyeti kuran kadronun, anayasa maddesi haline gelen altı ilkesinden birisi bu… Üzerinde ve hakkında ne kadar durmadıysak artık, “Hocam, neden altı ilke arasında Demokrasi yok?” diye soran genç beyinlerin haberdar olamadığı bir kavram. Gerçi bizim memlekette sorarlar adama, yaşlısı ne kadar farkında ki diye…

30’lu yılların entellüektellerini bir tarafa bırakalım hadi ama; Niyazi Berkes’in; hadi onu da öteye bırak, İlhan Tekeli ve Selim İlkin’lerin; hadi onları da öteye bırak, Zafer Toprak’ın yoğun kafa yorduğu bir konu bu aslında. Ancak basit ya da sınırları çok belli bir konuya kafa yoran yüzlerce insan değil söz konusu olan; karmaşık bir konuya kafa yoran üç-beş insan Türk literatüründe. Garip bir çelişki. Milliyetçilik ile ilgili sağdan ya da soldan binlerce metin varken önümüzde, Halkçılıkla ilgili 10 kadar metin yok derinlemesine..

Neyse, çok uzatmayalım.. Kökeninde Fransız ihtilal mi var yoksa Narodnizm mi var tartışmalarını çok akademik bir konu olarak kıymetsizleştirdiğimiz ve Soğuk Savaş’ta Goebels etkisi ile nefret-hayret ikileminde “popülizm”e evirdiğimiz bir konu bu. Daha sade ifadeyle Türkiye’de Halkçılık, 30’lu yıllarda çok daha fazla “terbiye” lafzıyla özdeşleşen bir sosyolojik kavramken mezkur idrakle uzunca yıllardır “Propaganda” halkasının evcilleştirilmiş bir branşı olarak işlerlikte… Özellikle 46’dan bu yana….

Ancak bundan da anlamamız gereken en sathi şeyi anlamışız: “halk mutlu hissetsin”…. Dikkat edin “hissetsin”’, öyle “olsun” değil.

İdrak uyanıklığının, her maddeyi kendine evirme çabasına paralel olarak iletişim teknolojisini bünyesine entegre etmesiyle “halkın çoğunluğunun beğeneceği tavrı” ilkeleştirecek bir güdüyle besleniyor, bu kavram. Bir bakıma geleneksel “Veren el, görünmez” düsturu, “Görünen el, verir”e dönüşüyor. Dilimize pelesenk olan Popülarite kelimesi de, burdan türedi nihayetinde.

Çanakkale Savaşı ve Popülizm.. Göstermediysen yapmamışsındır.. Yaptıysan, illaki göstermelisin… Yapmadıysan da, yap-mış gibi göstermelisin. Ama mutlaka göstermelisin.. Hatta bu popülarite konvoyunda baş ya da kıçsan, “olabilir, olmalıdır, muhtemel ki, bana göre” gibi yüklemlerle bitirdiğin cümleler kurarak “talep edildiğini düşündüğün” ilanlar vermelisin, toplu iletişim havuzuna..

30’da, 50’de, 80’de söylenmiş, yazılmış, kaydedilmiş olanları; hatta 2000’de, 2010’da ya da sen entellektüel(!) basına Dr, Doç, Prof ünvanlarınla manşet olmadan henüz, bir yıl ya da üç ay önce bile yayınlanmış olanları, sen haber yaptırdığında senden ilk kez öğrendiğini düşündüğün çevrenin övgüsüyle avunursun… Avunmalısın.. Ve popüler olma güdünle ancak avunabilirsin… Neyseki, bunu ilk kez senden duyacaklar çoğunlukta. Denklem bu!

Kaşıkçı Dede, yapıştır…
Üzüm hoşafı, yapıştır…
Dilenci askerler, yapıştır…
Fedai müfrezesi, yapıştır..
Lağım tüneli (?) yapıştır…

Olmadı mı, mevcuttan fantezi üret: “bana göre öyle olmalı!!!”

Çünkü senin ilk öğrendiğin şey, çoğunluğun ilk öğrendiği şeydir muhakkak, değil mi? Çünkü senin gördüğün literatürü, senden önce kaç sayıda kişi görmüş olabilir ki… Çoğunluğun ilk kez öğrenmiş olduğu şeyin, herkesin ilk öğrendiği şey olmayacağı ahlaki kısmını ezer de geçersin nasılsa.. Yürü o zaman..

Vahim olan, çoğunluğun bilmediğini düşündüğün şeyi, birilerinin bildiğini, hatta ilk kez onların söylediğini bilmene rağmen, yaptığın servis işlemi görünmez mi sanırsın. “Ben yorumladım!!!”, öyle mi sayın bilmem ne müdürü… Attara amber satamazsın da zahideye zahire pazarlarsın.. Sür git popülizm trenini… Çuf çuf çufff..

Bu, fayda-zarar denkleminde yapmakta olduğun pragmatik hedeflerin seni başarılı yapar, yapacaktır; çünkü senin başarın, sinyal çaktıklarınla ilgili. Neyi duymaya meyyalsen ya da meyyalse muktedir amir bildiğin, bilesiniz ki zaman kipi değişir. Oysa akademi hep, fail yokkene kuruludur.

Yapan yada olanın mirasına konduğunda sen, yapan ve olanın tenezzül derecesini bilecek kadar da zekisin. Muktedirin sana tenezzül etmeyeceğini bilirsin. Ne demişler, “Sahibü’l-kudret seni tanır, sessiz kalır cemaat içinde”

Ayrıca Kontrol Et

NEDİR BU KUMKALE ŞEHİTLERİNİN ÇEKTİĞİ?

  Bir varmış bir yokmuş.. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler …